BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

milli gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Eylül 2024

İMAMLAR, İŞ SİZE KALDI

 

02/09/2024

Mahmut Toptaş

Alemlere rahmet, hazreti Muhammed aleyhisselamın doğum haftasında, üç günde, biri Büyük Şehirde, dördü dört ilçede olmak üzere beş konuşma yaptım.

İlçelerde yalnız imamlara konuştum.

Hafız olan ve  olmayanlara da “bir Ayet bir Hadis ezberleteceğim” dedim ve bir okuyuşta ezberleyenlerin parmak kaldırmasını istedim, ikinci okuyuşta ezberleyenlerin parmaklarını da gördüm, üçüncü okuyuşta ezberleyemeyenler” deyince parmak kalkmadı.

İmam arkadaşlara sahneden sordum, “Kur’an-i Kerimin bir sayfasını kaç defa okursanız ezberlersiniz?”

Cevap çeşitli olacağından kendim cevap verdim. 

Beş okumada, on okumada, elli okumada ezberleyenler olduğu gibi kafası almayanlar da yüz defa okuyunca ezberler mi? dediğimde “Ezberler” cevabını kafa sallamalarıyla desteklettikten sonra  sordum, 

“Cuma günü Hutbeyi tamamlarken en son okuduğunuz ayeti kerimeyi kaç tane cemaatiniz sizi dinleyerek ezberledi? 

62 yaşında bir Müslüman, elli yılda 50X52=2600 iki bin altı yüz defa bu Ayeti dinlediği halde neden ezberleyemez?

Kabahat kimde?

Siz, her okuyuşun önünde dikkat çekseniz ve ezberlemeleri için kelimeleri teker teker okusanız, cemaatin gözlerine baksanız, her okuyuşta buna dikkat etseniz, bir seneye kalmaz manasıyla beraber ezberlerler.

Bundan 40 yıl önce bir Cuma günü, Cuma namazına on dakika kala, herkesin bana kulak vermesini sağladım ve arkasından, “Pazartesi günü Kaymakam beyden başlayarak bu şehirde dükkanına, bürosuna, muayehanesine, atölyesine, meyhanesine… girmediğim insan kalmayacak ve ben bunu bir senede tamamlayacağım” dedim ve Pazartesi günü saat 10 da Kaymakam beyden başladım.

Bu ziyaretlerim esnasında bir banka müdürü bana dedi ki, “Bu şehirde elli bin liranın üzerinde parası olan herkesin-parası bizde olsun olmasın fark etmez-isim, adres ve telefonunu bilirim ve hepsini en az bir defa ziyaret etmişim” dedi. 

Ve ben kendimden utandım.

Bu ziyaretlerde başarılı olduğumu çevreden gelen iyi haberlerden ve yeni cemaatlerden anladım.

Değerli İmamlarımız, cemaatinizi çok iyi tanıyınız. 

Neyi ne kadar bildiğini öğreniniz ve eksiklerini tamamlayınız.

Öğle namazı ile ikindi namazı arasını cemaatinizi ziyarete ayırınız.

Size dükkan sahipleri hediye verdiklerinde onu alınız, kabul ediniz sonra “Benim bu malımı fakir birine siz veriniz” diyerek yine dükkan sahibine bırakınız.

Sporla, Türk Sanat müziğiyle.... siz cemaat çekmeye çalışmayınız.

Onu kiliseler denedi ve kaybetti.

Kendinizi, papazla, camiyi kiliseyle kıyaslamayınız.

Bu İslam dini, kişinin iki dünyasını da güzelleştirmek için Rabbimiz tarafından bize indirilmiş.

Kişinin nasıl temizleneceğinden, neyi nasıl yapacağına kadar boşluk bırakmadan bildirmiş.

Sporu sizden iyi bilen Spor öğretmenleri olduğu gibi, müziği sizden daha iyi öğreten müzik öğretmenleri var bulunduğunuz yerde.

Cemaat sizden Allah’ın kitabını, Rasülünün sünnetini, mezhebinin fıkhını öğretmenizi ve örnek olmanızı bekliyor.

Ev fiyatları ile araba markalarını, cemaat sizden çok iyi biliyor, siz o konularda vakit öldürmeyin.

İşinin bozulması veya işinin çok iyi gitmesi nedeniyle cemaati terk edenleri takip ediniz.

Telefonla gelmediği vakitleri kendilerine bildiriniz.

Yerinin boş kaldığını, beklediğinizi söyleyiniz.

Cemaatin yanlışlarını yüzüne vurmayınız.

Yanlışın doğrusunu o kadar çok söyleyiniz ki, doğru, o yanlışı yapanın içine işlesin.

Ders ve vaazlarınızın saati belli olsun.

Resmi görevimin dışında olarak, 250 kişilik çok güzel bir salonda başlattığım Şifa Tefsiri Derslerimi 1989 dan 2012 yılının sonuna kadar aralıksız devam ettirdim.

Resmi emekliliğimden sonra hiç ara vermeden devam ediyorum.

Hocanın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur.

Derse gelmediğim bir gün olmadığı gibi, İstanbul trafiğinde bu derslerden birine, bir dakika geç kaldığım da olmadı.

Akşam namazı ile yatsı namazı arasında her türden öğrencilere yönelik 365 gün camide derse devam ediniz.

İzinli olacağınız günleri bir ay öncesinden öğrencilere ve cemaate bildiriniz.

Cemaate bahane bulanlardan olmayınız.

Kendinizi onlardan üstün de görmeyiniz, kendinizi aşağılamayınız da.

Ezana icabet eden, Allaha kulluk yapmak için camiye gelen bu cemaatin her biri, dünyanın en ünlü kafir devlet başkanlarından milyonlarca kat daha değerlidirler.

Cemaatimiz, dünyanın en değerli cümlesi olan Kelime-i Şehadeti biliyor.

Ama eceline ve yaşlanmasına hükmedemediği halde, dünyaya hükmetmeye kalkan herifler, bu Kelime-i Şehadeti bilmiyorlar

Bu cemaatin ayaklarının altına ipek halı sersek az gelir.

Akşam televizyondan dinledikleri yanlış bilgileri size aktardıklarında onu konuşanın aleyhinde söz söylemeyin ama sorulanın doğrusunu söyleyin ve kaynak da gösterin.

Bütün bunları yaparken tatlı dil güler yüz ve bal gibi sözden ayrılmayın.

İş, size kaldı.

Kendinizi hafife almayınız. Sizin sahip olduğunuz imkanlara hiç bir kurum veya kuruluş sahip değildir.

Şehrin meydan yerindeki en mükemmel bina, Ulu Cami 24 saat, sizin yönetiminizde olduğu gibi en uzak mahalle veya köydeki en güzel cami/bina da size hizmet etmektedir.

Bunun kıymetini bilelim ve hakkını verelim ki, ahirette hesabımız kolay olsun.

       13/10/2022 de yayınlanan bu makalem, dün Mekke’den telefon eden bir müftümüzün bu makaleyi fotokopi, WhatsApp, Facebook, aracılığıyla, din görevlilerine, cemaate ve çevredeki müftülere ulaştırıldığını haber verince, önemine binaen yeniden yayınlandı.

04 Ağustos 2022

TATİLDE MÜSLÜMAN OLDUĞUMUZU UNUTMAYALIM

 Tatilde de Müslüman Olduğumuzu Unutmayalım


Tatil bize değerlerimizi unutturmasın:

Müslüman şahsiyet, camide Allah’ın huzurunda hangi bilinçle duruyorsa tatilde de, sahilde de, otelde de, yaylada da, AVM’de de aynı bilinçle hareket eder. Ortamların, mekânların, şartların değişmesiyle asla değerlerinin tahrip olmasına, erimesine müsaade etmez.

***

Tatil Allah’a yakınlaşmak için bir fırsattır:

Müslüman şahsiyet, modern kültürün büyüsüne kapılıp, diniyle, kültürüyle ve değerleriyle uyuşmayan tatil planlarına asla prim vermez. Onun için tatil, kendisini yenilemek, Allah’a yakınlaşmak, tefekkürünü arttırmak, ailesine ve çocuklarına vakit ayırabilmek, bolca okuyabilmek, kendi iç muhasebesini yapabilmek, ihmal ettiği akraba ziyaretlerini gerçekleştirebilmek demektir. 

***

Tatilde arayacağımız ilk şart helal bir zemindir:

Müslüman şahsiyet, tatil için plan ve program yaparken fiyat, şartlar ve zamandan önce helal bir tatil planı için gayret eder. Tatil adı altında yapacağı yolculukların, ziyaretlerin ve konaklamaların sonunda kendisini, ailesini ve çoluk çocuğunu büyük haram ve günah yükleriyle karşı karşıya bırakacak tatil planlarından şiddetle kaçınır.

***

Tatil ailemiz için doğal bir eğitimdir:

Müslüman şahsiyet, tatil yolculuğu vesilesiyle namazlarını, İslami görev ve vazifelerini asla ihmal etmez. Yolculuğu doğal bir eğitim fırsatına çevirerek, yolculuk esnasında namazların nasıl kılınacağına, bir Müslüman olarak yolculukta, seferde nelere dikkat edileceğine dair eş ve çocuklarına doğal bir eğitim ortamı oluşturur. Yolculuk esnasından diğer haramlardan uzak durduğu gibi israf haramından da uzak durur.

***

Tatil çocuklarımıza ideallerimizi hatırlatma fırsatıdır:  

Müslüman şahsiyet, tatil planını yaparken yaz tatili boyunca İslami eğitim alması gereken çocuklarının, bu eğitimlerden mahrum kalmaması için büyük önem gösterir ve tüm tatil planlarının merkezine çocuklarının Kur’an eğitimi başta olmak üzere onlara yönelik İslami eğitim programını yerleştirir. Onlara islami hedef ve idealler konusunda özel nasihatler eder.

***

Tatil asla emperyalist kültüre teslimiyet değildir:

Müslüman şahsiyet, tatil planı yaparken modern kültüründe etkisiyle kendisini İslami tatil adı altında otellerin insafına terk etmemek için direnir. Öncelikle akraba ziyareti yapabileceği, çocuklarını kendi kültürleriyle, toprakla, doğayla, akrabalarıyla buluşturabileceği bir tatil programı için gayret eder.  

***

Tatil haremlik-selamlık ve mahremiyet prensiplerimizi yok etmesin:

Müslüman şahsiyet, Rahat bir tatil yapmak adına ailesini haremlik-selamlık ve mahremiyet prensiplerinin dikkate alınmadığı otellere ve mekânlara götürüp, kendi değerlerini kendi elleriyle mahvetmez. 

***

Tatil helal gıda hassasiyetimizi zayıflatmasın:

Müslüman şahsiyet, kalacağı otellerde ve tatil mekânlarında ailesinin boğazından tek bir lokma haram bile geçmemesi için sürekli teyakküz halindedir. Bu mekanlarda kendisine ve ailesine servis edilen yemeklerin helalliğini, sunulan etlerin helal kesim olup olmadığını, gıdaların içerisinde haram olan katkı maddelerin olup olmadığını güvenilir kaynaklardan öğrenmeye ve ona göre hareket etmeye gayret eder.

***

Tatil yüksek bir maneviyat biriktirme fırsatıdır:

Müslüman şahsiyet, tatil için ziyaret ettiği ve geçtiği yerlerdeki manevi şahsiyetleri ziyaret ederek onların sohbetlerinden ve dualarından da faydalanmaya gayret eder. Gittiği yerlerde kabirleri bulunan sahabileri,  manevi şahsiyetleri ve Allah dostlarının kabirlerini ziyaret edip, hiç olmazsa bir fatiha okumayı ihmal etmez.

***

Tatil okumak için büyük bir fırsattır:

Müslüman şahsiyet, planladığı tatil süresince başta kendisi olmak üzere eşinin ve çocuklarının da en az bir kitap okuyup, bitirebilmesi için büyük gayret sarfeder ve gittiği yerlerde camiyi, cemaatle namazı asla ihmal etmez. 

Abdulaziz KIRANŞAL

Milli Gazete

18 Mayıs 2022

Müslüman gencin kalitesi internet karşısında belli olur

 Namazlarına özen gösteren bir Müslüman genç olabilirsiniz, tesettürüne dikkat eden bir Müslüman hanımefendi de olabilirsiniz ancak unutmayın ki namazınıza ve tesettürünüze bakacak olan Rabbimiz, internetle baş başa kaldığınız andaki tavırlarınıza da bakacaktır.

Unutmayın! Modern dünyada teknoloji ve internet, sizi Allah’ın nazarında değersiz bir kul haline getirmek isteyen şeytan için bulunmaz bir fırsattır. Tarih boyunca insanoğlunu içki, kumar, zina, faiz, ırkçılık ve her türlü sapkınlıkla yoldan çıkaran şeytan, emin olunuz ki interneti de kendi hedefleri doğrultusunda kullanacaktır.

Sanal âlemde bazen bir arkadaşlık isteği, bazen bir video, bazen masum bir gülücük, bazen ilgi çekici bir paylaşım olarak karşınıza çıkacak olan şeytana karşı normal hayatta olduğunuzdan daha fazla teyakkuz halinde olmak zorundasınız. Hele hele İslam’ı yaşama derdinde bir genç iseniz, şeytan size internet ve sosyal medya
üzerinden en uzman ve profesyonel adamlarını yollayacaktır.

Şeytanın bu adamlarının sizin için kurduğu ilk plan ise internet aracılığı ile sizi gizli günahlara
müptela etmek olacaktır.

Sevbân (R.A.) anlatıyor: Rasûlullah (S.A.S.) buyurdular ki: “Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla, amellerle gelirler.

Aziz ve celil olan Allah, o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez).” Sevban dedi ki : “Ey Allah’ın Rasûlü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!” Efendimiz
(S.A.S) açıkladılar: “Onlar sizin din kardeşlerinizdir.

Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibadetinden) nasiplerini alırlar. Ancak
onlar, Allah’ın yasaklarıyla tenhada baş başa kalınca o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler.” (İbn Mace)

Efendimizin (S.A.S.) haber verdiği gece ibadetinden bile nasiplenen fakat kıyamet günü amelleri toz gibi değersiz olan bu kimselerin en büyük özelliği gizli günahlara müptela olmalarıdır.

Tenhada günahlara karşı direnemeyen ve amellerini zayi eden bir genç olmamak için en büyük prensibiniz
“takva” prensibi olmak zorundadır. Çünkü içinde yaşadığınız şu ahir zamanda asıl takvanız, her türlü gizli günahın pervasızca işlenebildiği internet karşısında belli olur.

Takva, internetin nefsinize yolladığı azdırıcı ve yoldan saptırıcı “fücur” dalgalarına karşı korunmak ve her türlü
sapkınlığın adeta altın tepside sunulduğu sosyal medya platformlarında harama ve günaha düşmemek için sürekli ve bilinçli bir teyakkuz halidir.

Hz. Ömer, takva kelimesinin ne anlama geldiğini Übeyy b. Kâ’b’a sorunca Übeyy b. Kâ’b ona şu karşılığı vermiştir: “Ey Ömer sen hiç dikenli bir yolda yürümedin mi?” Hz. Ömer, “Evet yürüdüm.” Deyince, “O
zaman ne yaptın?”, “Paçalarımı sıvayıp dikenlere basmamaya gayret ettim.” Übeyy b. Kâ’b,
“İşte takva odur.”

Eğer internet ve sosyal medyadan ihtiyaç seviyesinde yararlanmak istiyorsanız günah dikenleriyle bezenmiş internet yolunda şehvet bataklığına ve haram çukurlarına düşmemek için dikenli bir yolda yürüyor gibi takva prensibine sıkıca sarılmak zorundasınız.

Unutmayın! Günümüzde Müslümanlık kalitesi namaz, oruç, hac gibi ibadetlerinizin yanında internetle baş başa
kaldığınız zaman gösterdiğiniz tavırlarla da yakından ilişkilidir. Asıl takvanız, yalnız başına internetin karşısına oturduğunuz zaman ortaya çıkar.

Kimsenin olmadığı bir yer ve zamanda bir tıkla nefsinizin bütün isteklerine cevap verebilecek durumdayken belli olur. Sizi yanlış yolara ve sapkınlığa çağıran internet dalgalarının karşısında, “Ben Allah’tan korkarım” diyebilmek büyük ve çetin bir iştir. Bu iş ancak çağın Yusuflarının ve Meryemlerinin harcıdır.

Eğer imtihan bekliyorsanız bilin ki en büyük imtihanlardan birini internet ve sosyal medya üzerinden yaşayacaksınız. Belki sabah namazına kalkarken yaşadığınız zorluktan daha büyük sınavı internetin karşısında vereceksiniz.

Ama unutmayın ki, sanal dünyanın haramlarına karşı elde ettiğiniz başarı hem normal hayatınızda hem de manevi hayatınızda cennete giden yolda en büyük adımlarınızdan biri olacaktır.

Kaynak: Milli Gazete


20 Kasım 2021

Değişime Kendinizden Başlayın

 Rabbimiz, Bakara Suresi 44. ayetinde, “Halkı iyilik yapmaya çağırıp dururken kendinizi unutuyor musunuz...” buyuruyor ve değişime insanın kendisinden başlaması gerektiğine vurgu yapıyor. Ayet bize iyiliği önce kendimize tavsiye etmemiz gerektiğini açıklıyor.


Söz sahibinin benliğinde yer edinmişse, muhatabı üzerinde daha tesirli ve daha kalıcı etkiler bırakır. Fakat nedense insan hatalarıyla yüzleşmekten şiddetle kaçınır ve insanların eksik yanlarına odaklanarak kendisine üst bir rol biçer. Kürsüden muhataplarına nasihat eden hocalarımızdan tutun da halka nutuk çeken siyasilerimize, eğitimcilerimizden ebeveynlerimize kadar herkesin hedefinde diğerlerini değiştirmek vardır. Değiştirmek isterler, nasihat ederler, kusurları ortaya döker ve kişiyi yerden yere vururlar ancak ne eylemlerinin ne de sözlerinin bir geçerliliği vardır çünkü nasihat ettikleri şeyin kendi hayatlarında bir karşılığı yoktur.


İnsanlık tarihine yön veren ve geride kalıcı bir iz bırakan şahsiyetleri diğerlerinden ayıran en önemli etken, değişime kendilerinden başlamaları ve halklarına verdikleri nasihati ilk evvela kendilerine telkin etmeleridir. Onlar kibir kalıplarını kırarak tevazua tutunmuş şahsiyetlerdi ve hatalarının söylenmesinden hiçbir rahatsızlık duymaz, iç dünyalarına dönüp hallerini değiştirmeye çalışırlardı. Nasihat ederken kibre kapılmaz biz duygusu ile hareket eder ve muhatabı etkilemeyi başarırlardı. Bilinen bir gerçektir; insanın yaşamadığı, inanmadığı bir şeyi muhatabına tavsiye etmesi tesirli olmaz, kalıcı bir etkiye dönüşmez. Hz. Ömer, “Başkalarını değiştirmek istiyorsan önce kendini düzelt” demiş ve kişinin tavsiye ettiği şeyi içselleştirmesinin karşı taraf için daha tesirli olacağını belirtmiştir. Doğru söz bir güçtür ve kişi önce bu sözü kendisine söylemelidir.


Hz. Peygamber, insanları hakka davet ederken elbette sözü bir araç olarak kullanmıştır ancak o muhatapları üzerinde hâl dili ile de aynı şekilde etkili olmuştur. Nitekim hâl ile konuşmak bazen sözden daha etkilidir ki, bugün kürsülerde ahlâk kesen hocalarımızın sözlerinin tesirli olmamasının en önemli nedeni sözün sahibinin hayatında bir yer edinememesidir.


İyiliği tavsiye edip, kötülüğe karşı uyarıda bulunmak hepimiz için bir sorumluluktur ancak ilk evvela nasihati kendimize yapmalı ve mesajımızı hâl dili ile de iletebilmeliyiz. Unutmayalım değişim fertte başlar ve öbek öbek topluma yayılır… Eğer biz kendimizi değiştiremezsek karşı tarafı değiştirme şansımız hiç olmayacaktır… Öyle değil mi?


30 Eylül 2019

Kirâmen Kâtibin ve İnternet Explorer geçmişimiz

Kim zerre kadar bir kötülük yaparsa onu görür, kim de zerre kadar bir hayır işlerse onu görecektir” (Zilzal, 99/7-8) ilahi hükmü gereği kıyamet günü zerreler üzerinden bir hesaba tabi tutulacağız.
Zerrelerin bile hesabını vereceğimiz bir günde sanal âlemde yaşadıklarımız da elbette ki bu hesabın içinde olacak. Bir gönderi ile günaha sürüklediğimiz, hakkına girdiğimiz, alay ettiğimiz, iftira ettiğimiz, kötü niyetlerle resimlerini incelediğimiz kimseler de ahirette karşımıza dikilip bizden hesap soracaklar.
Bir saniye bile sürmeyen bir tıkla paylaştığımız bir resim veya söz, binlerce hatta milyonlarca insanın hayatında iyi veya kötü bir etki bırakacaktır. Bu etkiler de bizim amel defterimize hayır veya şer olarak muhakkak yazılacaktır.
“İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadır. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır olan bir melek bulunmasın” (Kaf, 50/17-18).
İnsan, Allah tarafından görevlendirilmiş özel melekler aracılığıyla sürekli olarak izlenir ve tüm hayatı kayıt altına alınır. Sanal âlemdeki tüm yapıp ettiklerimiz de bu meleklerin kayıt defterlerinde yer alacaktır.
Takipçilerimiz, beğenilerimiz ne kadar artarsa artsın bizi takip eden iki meleği hiç unutmamak gerek…
Belki internet Explorer geçmişini silebiliriz, hatta hard diskimizi bile yok edebiliriz ama meleklerin kayıt defterlerini asla silemeyiz.
Onları sahte hesaplarla asla yanıltamayız. Hiçbir hacker, onların şifrelerini kırıp bilgilerini silemez. Onların kota sorunu yoktur. Bağlantı sorunu da yaşamazlar. Onları spam olarak da işaretleyemeyiz. Şikâyet edemeyiz, engelleyemeyiz.
“Vay halimize bu nasıl bir kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş” (Kehf, 18/49).
Ayette bahsi geçen amel defterini, bu dünya hayatında yaptığımız iyi ve kötü bütün işlerin ve sözlerin eksiksiz ve hatasız olarak kayıt altına alındığı bir uygulama olarak tarif edebiliriz. Bu kayıtlar, davranışlarımızı, olaylar karşısındaki tavırlarımızı, sözlerimizi içerdiği gibi niyetlerimizi de kapsamaktadır.
Hayatımızın hiçbir anı, hiçbir sözümüz, hiçbir hareketimiz bu kayıtların dışında kalmayacak, kıyamet günü insanlar hesaba çekilirken amel defteri tüm yapıp ettiklerimizi ortaya dökecektir. Elbette ki internet ve sosyal medyada yaptıklarımız, geçirdiğimiz vakit de bu defterin içerisinde kayıtlı olacaktır.
Amel defterimizde sosyal medya hayatının kaplayacağı alan doğal olarak bizim orada geçirdiğimiz vakitle orantılıdır. Yani günlük ortalama birkaç saat sosyal medya ile vakit geçiren bir insanın amel defterinde internetin yeri oldukça geniş olacaktır.
Aslında insan sosyal medyayla kendi amel defterinin küçük bir kopyasını da tutmaktadır diyebiliriz. Ne yedik, neredeyiz, kiminleyiz, hangi saatte ne yaptık, Instagram ve Facebook paylaşımlarımız bunun en güzel örneğidir. Bir yıllık Instagram ve Facebook paylaşımları hayatımız ve gittiğimiz yön hakkında küçük de olsa ipuçları verecektir.
Unutmayalım, kıyamet günü gerçek âlemde yapıp ettiklerimizden daha fazla sanal âlemdeki hayatımız başımıza bela olabilir. Çünkü gerçek hayattaki insanlardan başka sanal hayatta, sosyal medyada ilişki kurduğumuz binlerce insanla da kıyamet günü hesaplaşacağız.
Ne kadar çok insan o kadar çok hesap demek. Nüfusu bini geçmeyen bir kasabada yaşıyor olabiliriz ancak internet aracılığıyla milyonlarca insana ulaştığımızı da unutmayalım...
MİLLİ GAZETE YAZARI ABDÜLAZİZ KIRANŞAL'a aittir. Allah(cc) Abdülaziz Kıranşal'dan razı olsun.

11 Mayıs 2018

Kimse Kur’an’a Zarar Veremez

Kitapçı, kitap dağıtımı yapan firmaya gelerek veya telefonla sipariş veriyor: “Yüz tane büyük Kur’an, iki yüz tane orta boy Kur’an, üç yüz tane küçük Kur’an, acele gönder”.
Dağıtımı yapan da siparişi veren de küçük Kur’an, büyük Kur’an diye bir şeyin olmadığını, olmayacağını bilmiyor.
Eski kitapçılar bu inceliği bilirler ve siparişi şöyle verirlerdi: “Yüz tane büyük Mushaf, iki yüz tane orta boy Mushaf, üç yüz tane küçük Mushaf gönder”.
Kur’an’ın büyüğü küçüğü olmaz.
Mushaf, yani Kur’an-ı Kerim’in yazılı olduğu sayfaların bir araya geldiği kitabın büyüğü küçüğü olur.
“Kur’an yanmaz” sözü doğrudur. Cebrail aleyhisselamın Sevgili Peygamberimize indirdiği, onun da ashabına tebliğ ettiği söz ve manayı yakmak mümkin değildir.
Elinize çakmağı yaksanız ve Fatiha süresini alevin üstüne okusanız o yanmaz.
Ama Seka kâğıdına yazılı hali yanar.
Guantanamo’daki Amerikalı işkenceci subaylar, Müslüman mahkûmlara işkencenin her çeşidini uyguladıktan sonra onları acıtmak için başka alternatif bulamayınca Mushaf yırtıp gözleri önünde tekmelemeleri aslında Kur’an’ı değil kâğıtları ve kendi insanlıklarını çiğniyorlar.
Guantanamo işkencecileri, bu halleriyle işkencecilerden olan subay Terry Holdbrooks’un Müslüman olmasına sebep olurlar. O şimdi İslam tebliğcisi.
Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği’nde birkaç ülke, Amerika’nın uzun kuyruğunda hareket ediyorlar. Hem de çok gerilerden geliyorlar.
Bundan en az yirmi yıl kadar önce Amerika’da basılan, devlet eliyle parasız dağıtılan ve içinden 300 kadar ayeti çıkarılan Mushaf’tan bahsedildi.
Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı bir hutbe ile halka duyurdu ve dikkatli olunmasını bildirdi.
Amerika’nın Karakuş’u olan Avrupa ülkeleri en az yirmi beş yıl sonrasında harekete geçmişler ve Fransa’da sapık Cumhurbaşkanı ve sapık başbakanların da aralarında olduğu Yahudi, Hıristiyan 300 kadar kişi Kur’an’dan 300 ayetin çıkarılmasını istemişler.Rakama dikkat ediniz, Türkiye’de sapık bir Başbakan da 230 ayetten bahsetmişti.
Şimdi hesabını veriyordur. Hesap ve azap kararı Rabbimize aittir.
Kur’an, 1400 yıllık değildir. Rabbimizin Kelam sıfatındandır. Onun için ezeli ve ebedidir. Yani evveli ve sonu yoktur.
Evvel ve son, bizim gibi fanilere

24 Ocak 2018

KAHRAMAN YİĞİTLERE İHTİYAÇ VAR

Denİz kenarında şehrin bir asırlık meyhanesine girdiğimde meyhaneciye ilk sorum, “Bu şehirde içen mi çok, yoksa içmeyen mi?
Meyhaneci “İçmeyen çok”
Öyle ise neden sayısı daha çok olanlara hizmet vermezsin de az olanlara çalışırsın?
Meyhaneci “Baba mesleği”
Babanın her dediğini ve yaptığını yaptın mı?
- Hayır.
- Bunu da yapma. Akşam evine erken gidersin, çocuklarınla sohbet yaparsın, sarhoş kahrı çekmezsin, milletin aklını başından almazsın, yaralayıcı, kurşunlayıcı olayları görmezsin, müşterin artar, daha çok parayı kazanırsın” gibi sözlerden sonra lokantaya çevirmeye kararı verdi ve gerçekten çok para kazandı.
Zina konusunda da oran aynıdır.
Zina etmeyenlerin sayısı daha fazladır.
Ama basında bu konuyu açanların hepsi aynı yolun yolcusu olduğundan çevresindekilerin hepsinin yaptığını duyduğundan dünyayı öyle görürler.
Ağzına aslan veya afyon sütü koymayanlarla koyanların oranlaması binde biri bile bulmaz.
Helalından emdiği ana sütünden sonra yine helalinden içtiği keçi, koyun, inek, manda sütünden başka süt içmeyen, helalından başkasına uçkur çözmeyen, lastik donu indirmeyen kadın ve erkeklerimizin sayısı çok çok fazla ki “din, iman, vatan, millet” uğruna dendiği anda en sevdiklerinin korunması yolunda canını bu yola adayıverenlerin sayısı on milyonlarca oluveriyor.
Gözünü haramdan koruyan ama düşmanın kurşunundan kirpiğini bile kırpmayan,
Düşmana yüz suyu dökmek yerine kanından denizler meydana getirmeyi seçen,
Özünü sözünden görebildiğimiz yiğitler yetişir her çağda.
Rabbimiz, yiğit/delikanlı anlamına gelen “Feta” kelimesini, Kur’an’ında İbrahim aleyhisselam için kullanmış.
Zalime boyun eğmek yerine ateşte yanmayı tercih etmiş İbrahim aleyhisselam ve onun ateşi gülistan olmuş.
Üzerinde secde ettiğimiz, secde ile vatanın her tarafını mescid yaptığımız bu vatanın bir karış toprağına din düşmanlarının neces ayaklarının basmaması için kendini ateşe atanların vatanı gülistan olur.
«Dediler ki: «İşittik ki bir genç onları konuşuyordu. O’na İbrahim deniyor.» (Enbiya süresi ayet 21/60)
Biz, Allahtan başkasına boyun eğmeyiz diyerek hicret eden yedi tane Ashab-ı Kehf denilen yiğitlerden bahseder Rabbimiz:
“Hani o delikanlılar, mağaraya sığınmışlar ve «Ey Rabbimiz, bize tarafından bir rahmet ver ve şu işimizde bize bir kurtuluş yolu hazırla» demişlerdi.” (Kehf süresi ayet 18/10
Onları da yardımsız bırakmamış ve üç yüz yıl yaşatmış.
Dünyanın gelmiş geçmiş en zalim devlet başkanı Firavunla mücadeleye girmiş Musa aleyhisselama yardım eden adama da yiğit/delikanlı denmiş:
“Orayı geçince delikanlısına «Kuşluk yemeğimizi getir. Biz bu yolculuğumuzda gerçekten yorulduk.» dedi.” (Kehf süresi ayet 18/62)
O günün en güzel kadını, kapalı bir odada haydi gel beraber olalım” dediğinde Allaha sığınan ve kaçmaya çalışan, bu yolda hapsi de göze alan ve hapiste yattığına da pişman olmayan Yusuf aleyhisselam için de yiğit/delikanlı kelimesini kullanmış:
“Şehirdeki bir kısım kadınlar: «Azizin (vezirin) hanımı delikanlısından murat almak istemiş. Sevda onun yüreğini sarmış, biz onu açık bir sapıklığın içinde görüyoruz» dediler.” (Yusuf süresi ayet 12/30)
Allah’a iman eden, Rasülünü örnek alan, haram yemeyen, harama uçkur çözmeyen, “haramı veya hapsi tercih et” denildiğinde hapsi tercih eden, yüzünü kıbleye, gözünü Rabbin rızasına diken ve bunları başarmak için gücü oranında çalışan yiğitlere ihtiyaç var. 
MİLLİ GAZETE MAHMUT TOPBAŞ

01 Kasım 2017

Bugünle İlgili Sorular

(Gece yatmadan önce kısık sesle kendine sorulacaktır.)
Bugün, ölü kardeşinin etini yemek kadar iğrenç bir büyük günah olan gıybet günahını işledin mi?
Anasıyla zina etmek kadar pis bir günah olan riba alma veya verme muamelesi yaptın mı?
Bugün yediklerinin hepsinin helal olduğundan emin misin?
Bugün, Allah’ın sana nasip ettiği nimetlerin bir kısmını paylaştın mı?
Bugün, kendini Cehennem ateşinden korumak için neler yaptın?
Bugün Allah’ın rızasını kazanmak için ne gibi hayırlı ve iyi işler yaptın?
Bugün vakit namazlarını kıldın mı?
Namazın dinin direği olduğunu, onu yıkarsan dinini yıkmış olacağını biliyor musun?
Bugün faydalı, lüzumlu, hayırlı bilgi edinebildin mi?
Bugün insanlara surat mı astın, tebessüm mü ettin?
Bugün birkaç dakika bile olsa öleceğini, mezara konulacağını, kabir azabını, Kıyamet’i, yeniden diriltilmeyi, Mahkeme-i Kübra’da hesap vereceğini, Sırat köprüsünü, Cennete veya Cehenneme konulacağını düşünüp kendine çeki düzen vermeyi düşündün mü?


Bugün, dünkünden daha az konuşarak gevezeliğini ve zevzekliğini azalttın mı?
Bugün, azgın nefs-i emmareni biraz olsun dizginleyebildin frenleyebildin mi?
Bugün dünyanın, insanlığın, memleketin haline acıyıp üzüldün mü?
Bugün, pencere kenarına kuşlar için ekmek kırıntıları veya bulgur koydun mu?
Bugün, ayaklarına dolanan kediyi okşadın mı?
Bugün, etrafına denize bulutlara uçan kuşlara olup bitenlere ibret gözüyle baktın mı?
Bugün, düne göre ilerledin mi, geriledin mi?
Bugün üzerime düşen vazifeleri yaptın mı?
Bugün uhdemdeki emanetlerin haklarını verdim mi, yoksa onlara hıyanet mi ettim?

19 Temmuz 2017

Yapmayın, etmeyin

Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. (Bakara 83) 

Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. (Bakara süresi ayet 2/42)
 
Birbirinizin kanını dökmeyin. (Bakara 84)
 
İnsanlardan korkmayınız, Benden korkunuz. (Bakara 150)
 
Allaha şükredin, küfretmeyin. (Bakara 152)
 
Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin (Bakara 154)
 
Haram yemeyin, rüşvet vermeyin (Bakara 188)
 
Haddi aşmayın, haddi aşanları Allah sevmez. (Bakara 190)
 
Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. (Bakara 195)
 
Şeytanın izinden gitmeyin. (Bakara 208)
 
Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikahlamayın (Bakara 221)
 
Müşrik erkekleri iman edinceye kadar nikahlamayın (Bakara 221)
 
Temizleninceye kadar (eşinize cinsi temas için) yaklaşmayın. (Bakara 222)
 
Allah’ın çizdiği sınırları aşmayın. (Bakara 229)
 
Boşadığınız kadınların başkasıyla evlenmesine engel olmayın. (Bakara 232)
 
Boşadığınız eşle aranızdaki iyiliği de unutmayın. (Bakara 237)
 
Yaptığınız iyilikleri başa kakmayınız (Bakara 264)
 
Kendinizin almayacağı şeyleri sadaka olarak vermeyin. (Bakara 267)
 
Borçlarınızı yazmaya üşenmeyin (Bakara 282)
 
Şahitliği gizlemeyin (Bakara 282)
 
Allah’ın ipi (Kur’an’a) sarılın, parçalanmayın. (Al-i Imran 103)
 
Kafirleri sırdaş edinmeyin. (Al-i Imran 118)
 
Faiz yemeyin (Al-i Imran 130)
 
Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer mü’min iseniz mutlaka en üstün sizsiniz. (Al-i Imran 139)
 
Yetim malı yemeyin. (Nisa 2)
 
Size selam verene “Sen mü’min değilsin” demeyin. (Nisa 94)
 
Allah’ın ayetlerinin inkar ve alaya alındığı yerde oturmayın. (Nisa 140)
 
Kafirlerin yönetici dost edinmeyin. (Nisa 144)
 
Günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. (Maide 2)
 
Para karşılığında ayetleri satmayın. (Maide 44)
 
Yahudi ve Hıristiyanları yönetici dost edinmeyin. (Maide 51)
 
Dininizi oyun ve eğlenceye alanlarla, kâfirleri dost ve yönetici edinmeyin. (Maide 57)
 
Helalleri haram kılmayın. (Maide 87)
 
Başkalarının tapındıklarına sövmeyin. (En’am 108)
 
Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. (En’am 151)
 
İslam’dan başka yollara uymayın; sizi Allah’ın yolundan ayırır. (En’am 153)
 
Yiyin için israf etmeyin (A’raf 31)
 
Bozgunculuk yapmayın. (A’raf 56)
 
Ölçü ve tartıyı tam yapın (A’raf 85)
 
Harpten kaçmayın (Enfal 15)
 
Allah’a ve Rasülüne hainlik yapmayın. (Enfal 27)
 
Birbirinizle çekişmeyiniz (Enfal 46)
 
Zalimlere boyun eğmeyin (Hud 113)
 
Yeminlerini bozmayın (Nahl 91)   
 
Eğirdiğini çözen kadın gibi olmayın. (Nahl 92)
 
Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. (İsra 31)
 
Zinaya yaklaşmayın. (İsra 32)
 
Haksız yere adam öldürmeyin (İsra 33)
 
Kızlarınızı fuhşa zorlamayın. (Nur 34)
 
Müşriklerden olmayın. (Rum 31)
 
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin (Zümer 53)
 
Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin (Şura 13)
 
 (Söz, görüş ve fikirlerinizle) Allah ve Rasülü’nün önüne geçmeyin. (Hucurat 1)
 
Birbirinizin ayıbını arayan casus olmayın. Gıybet yapmayın. (Hucurat 11)

05 Temmuz 2017

Ailecek Ezberleyiverin.

15 Ekim 2004 tarihinden bugüne kadar haftanın beş mesai gününde TV5’de saat 09.45 de başlayıp 10.15’de biten Tefsir günlüğüne başlarken tekrarladığım şu aşağıdaki cümleleri ezberlemek isteyenlere yönelik olarak birkaç defa broşür halinde basıldı ama ihtiyaç karşılanamadı.
Bugün Milli Gazeteden tekrar yayınlıyorum. Evde, tatilde, kampta olanlar, ailenin bütün fertlerinin bir arada olduğu bir zamanda, en güzel okuma yarışmasını bu metin üzerinde yapsalar, hepsi birer defa okusalar, birinci, ikinci, üçüncüyü seçmeseler ve hepsinin birinci olduğunu ilan etseler.
Sonunda bu metnin her akşam okunmasına karar verseler ve ezberleyenler ödüllendirilse iyi olur.
Buyurun metni okuyun:
Rabbimiz, Allah,
Dinimiz, İslâm,
Peygamberimiz, Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem,
Kıblemiz, Ka’be,
Ademin neslindeniz,
Bütün insanlarla kardeşiz,
Kalü beladan beri Müslüman’ız,
Her sözü duyan, en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
Kitabımız, sözlerin en güzeli,
Kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Ufkumuzu, yedi kat semanın üstüne çıkaran, ötelerin ötesinden haber getiren, bizlere edebi ve edebiyatı öğreten Kur’an.
İmanla İnkârı, hayırla şerri, hak ile batılı, iyiyle kötüyü ayırt eden, kitapların anası Kur’an.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine derman olan Kur’an.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır.
Özetle Hakkın halka hitabı olan Kur’an.”
Bir de benim elimde el yazması küçük bir kitapta şu aşağıda yazacaklarım beş sayfa içinde verili vermiş.
Yazılış tarihi yok ama kâğıdın duruşundan iki yüz yıllık olduğu tahmin edilebiliyor. Çocuğunuz nerede okursa okusun, siz de şu aşağıya aldığım bilgileri yavrularınızla beraber ezberleyiniz:
Rabbim Allah,
Dinim İslâm,
Kitabım Kur’an,
Peygamberim Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selem.
Kıblem Ka’be,
İtikadda Mezhebim, Ehli sünnet vel cemaat
Milletim İbrahim’in milleti
Âdem aleyhisselamın neslindenim,
“Kalü belâ”dan beri Müslüman’ım,
“Kalü belâ” şuna derler ki, Allah bütün ruhları yarattı. Ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu. Bütün ruhlar da “Kalü belâ/Evet sen bizim Rabbimizsin” dediler. İşte o günden beri Müslüman’ım.
İslâm, beş şey üzerine kuruldu.
Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, Muhammed’in onun peygamberi olduğuna şahitlik yapmak.
Namazı dosdoğru kılmak,
Oruç tutmak,
Zekât vermek,
Hacca gitmek
İmanın şartı altıdır:
1- Allah’a iman.
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.
2- Meleklere iman.
Melekler: Yemeyen, içmeyen, erkeklik ve dişiliği olmayan, Allah’ın emrettiğini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail büyük meleklerdirler.
3- Kitablara iman.
Allah’ın, peygamberlerine indirdiği yüz dört kitap vardır. Dördü büyük kitap, yüzü sahifedir. Dört büyük kitaptan Tevrat Musa’ya, Zebur Davud’a, İncil İsa’ya, Kur’an Hz. Muhammed Mustafa’ya indirildi. Yüz sahifenin, on sahifesi Adem aleyhisselama, elli sahife Şit aleyhisselama, otuzu İdris aleyhisselama, on sahife İbrahim aleyhisselama indirildi.
4- Peygamberlere iman.
Allah-ü Teâlâ’nın, dinini kullarına bildirmek için görevlendirdiği değerli insanlara peygamber denir. Peygamberlerin 1- Sıdk/doğruluk, 2- Emanet/güvenilirlilik, 3- Fetanet/kuvvetli bir akıl, 4- İsmet/büyük günahlardan korunmak, 5- Tebliğ/kendilerine gelen dini olduğu gibi insanlara tebliğ etme sıfatları vardır.
5- Ahirete iman,
6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman.
Not: Bu sütunu kesip, her gün her an görebileceğiniz yere asıp, günde birkaç defa okuyarak çocuklarımızla beraber biz de ezberleyelim.

20 Nisan 2017

Şimdi Emr-i bi’l Maruf Zamanı

Enes (r.a), Rasûlullah’tan sonra toplumda baş gösteren bazı işleri görünce “Siz bir kısım ameller işliyorsunuz ki onlar size göre son derece küçük ve kıldan bile önemsiz amellerdir. Hâlbuki biz onları, Rasûlullah (s.a.s) zamanında görünce toplumu helak edecek işler olarak görürdük.” (Buhari) uyarısı, toplum olarak kendi kendimizi denetleyeceğimiz bir manevi denetim mekanizmasının en güzel örneklerindedir. Ümmetimiz üzerindeki bu büyük kuşatmayı yarmak istiyorsak önce Allah’ın yardımını hak etmek zorundayız. Allah’ın yardımını hak etmek için ise iyiliği emretme ve kötülükten men etme mekanizmasını etkin bir şekilde yeniden devreye sokmak zorundayız.
Hele hele Allah’ımız, Kur’an’ımızda “Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır.” (Şura: 42/30) buyurarak, dönün kendinize bakın şeklinde uyarıyorsa bugün bu ümmetin âlimlerinin, hocalarının, şeyhlerinin, manevi önderlerinin üzerindeki en büyük görev İslam toplumlarının içerisine düştüğü bu büyük tufanın manevi sebepleri üzerinde de düşünüp, dönüp kendimize bakabilmemizi sağlayacak manevi denetim mekanizmasını harekete geçirmektir.
Allah’ın “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran:3/104) emri gereği hakka davet etmek her Müslümanın temel görevleri arasındadır. Günümüz Müslümanları açısından ise bu görev, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir hale gelmiştir. Irkçı Emperyalizm, Siyonizm ve Haçlı işbirliği ile uygulanan baskı, zulüm ve işgallerle Müslüman coğrafyasının adeta bir yangın yerine döndüğü, işbirlikçi kukla yönetimler, ekonomik ambargolar, krizler ve çeşitli taktiklerle Müslüman halkların ezildiği bir dönemi yaşıyoruz. Allah’ımızın büyük günahlar olarak saydığı ve kesin olarak yasakladığı, geçmiş kavimlerin de helakine sebep olan birçok haramın alenen işlenen sıradan işler haline dönüştüğü zamanlardan geçiyoruz. İçki, kumar, zina, faiz gibi, Kur’an’ın kesin hükümlerle yasakladığı bu haramların kurumsallaştığına, resmi koruma altına alındığına, ciddi bütçelerle reklâmı yapılarak gelirlerinden vergi alınıp meşrulaştırıldıklarına şahit oluyoruz. İşte böyle bir zaman diliminde emr-i bi’l maruf, nehy-i ani’lmünker günümüz Müslümanlarının öncelikli gündemi olmak zorundadır.
“Bir toplumda zina-fuhuş yayılıp, açıkça işlenirse hastalıklar artar, ölçü ve tartıda hile yapılırsa mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı olur. Bir toplum mallarının zekâtını vermezlerse mutlaka yağmurdan (bereketten) menedilirler. Bir toplum Allah ve rasûlüne olan ahitlerini, sözlerini bozarlarsa o topluma kendilerinden olmayan bir düşman musallat olur ve ellerindeki servetin bir kısmını alır. Bir toplum Allah’ın kitabı ile hükmetmeyi bırakır ya da kitabın hükümlerinden işlerine geleni seçip alırlarsa Allah onların azaplarını kendi aralarında kılar (yani fitne, fesat, terör gibi belalarla birbirleriyle savaşırlar.)” (İbnMace)
Efendimiz (s.a.s) bin dört yüz sene öncesinden savaş, terör, ekonomik kriz gibi birçok bela ve musibetin bir takım manevi sebepleri de olduğunu bildiriyorsa ahir zaman ümmeti olarak elbette ki bizler de başımıza gelen bunca sıkıntının siyasi, sosyal, ekonomik, askeri sebepleri üzerinde kafa yorup çözüm önerileri araştırdığımız gibi bu bela ve musibetlerin manevi sebepleri üzerinde de düşünüp, çözüm önerileri sunup, topluma ve yöneticilerimize gerekli uyarıları yapacak manevi denetim mekanizmasını harekete geçirmek zorundayız.
 Milli Gazete'den alınmıştır

17 Şubat 2017

CUMA MESAJLARI

Cumanız mübarek olsun, Cenab-ı Hak size ve hepimize sıhhat afiyet selamet, selim akıl, doğru fikir versin.
Cuma namazına gidiyor musunuz? Gidiyorsanız Allah ibadetinizi kabul etsin.
Gitmiyorsanız, inşaallah önümüzdeki haftadan itibaren gitmeye başlayın.
Sadece cuma namazı kılmak ile kulluk vazifenizi yapmış olmazsınız. İslamın beş şartından ikincisi günde beş vakit namaz kılmaktır. Bu konuyu çok ciddî şekilde düşünmenizi ve günlük namazları kılmaya başlamanızı tavsiye ederim.
Dosdoğru kılınan namazın kişiyi ahlaksızlıktan, azgınlıktan koruyacağı Kur’anda beyan edilmiştir.
Namaz için camiye girerken, kapıda cep telefonunuzu kapatmayı unutmayın. Sessize almak değil, kapatmak. Camide telefonla meşgul olmak, mesaj okumak, mesaj yazmak çok ayıp ve günahtır, affedilmez bir hafiflik ve görgüsüzlüktür. Siz sevgili din kardeşim sakın cep telefonu manyağı olmayınız, bu size yakışmaz.
Camide sakın yanınızdaki arkadaşınızla veya herhangi biri ile konuşmayınız. Sevgili Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) bunu yasaklamıştır.
Cuma günü, maddî imkanınız varsa gerçek fakirlere (profesyonel dilencilere değil) Allah rızası için yardım yapınız. Mesela yoksul birine yemek yediriniz, miskin bir Müslüman bulup ona harçlık veriniz.
Bugün (diğer günlerde de) sakın öfkelenmeyin, sinirlenmeyin, kızmayın. Öfke baldan tatlıdır ama bazen insanı katil bile yapar. Sakin ve sabırlı olun.
Bilhassa cuma günleri yakın komşularınıza daha fazla güler yüzlü olun, aranızda samimiyet varsa imkanınız derecesinde onlara ikramda bulunun.
Her gün, hassaten cuma günü başkalarının analarına, kızlarına, eşlerine, bacılarına kötü gözle bakmayın, göz zinası yapmayın. Bu size yakışmaz.
Dilinizi gıybetten, yalandan, iftiradan, laf taşımaktan, fitne ve fesat çıkartacak sözlerden koruyun.
Gevezelikten, zevzeklikten, laf ebeliği yapmaktan uzak durun, az ve öz konuşun, her söylediğiniz doğru olmalı, her doğruyu söylemenin doğru olmadığını da iyi bilin.
Otomobil kullanırken zaruret (zorunluluk) olmadıkça korna çalmayınız, ses kirliliği yapmayınız.
Hemen bu cuma nefs-i emmârenizle savaşmaya başlayın. O sizin, içinizdeki kendi şeytanınızla birlikte en büyük düşmanınızdır. Sakın onun isteklerini yerine getirmeyin.
Fazla kilolarınız varsa, bu cuma islamî perhize başlayın. Size yetecek, ayakta tutacak kadar yiyin. Prensibiniz şu olsun: Yemek için yaşamayın, yaşamak için yiyin.
Cumayı fırsat bilin, günahlarınızdan tevbe ederek Allahtan af dileyin.
Cuma günü duaların kabul edildiği bir saat vardır. Dua edin, iyilikler dileyin.
Osmanlıca bilmiyorsanız bu cuma bin yıllık yazımızı öğrenmeye başlamaya ne dersiniz?
Başta anneniz babanız olmak üzere sevdiklerinizi arayıp hal ve hatırlarını sorunuz, gönüllerini alınız.
Size ebedî mutluluk kazandıracak faydalı bir kitaptan birkaç sayfa okuyup aydınlanmaya ne dersiniz? Bunu alışkanlık haline getirin ve bu cumadan itibaren her gün en az yarım saat faydalı kitap okuyun. İmam Gazalî’ninİHYÂ’sı sizde varsa ondan okumaya başlayın. Baştan başlamak gerekmez, fihristine bakın, ilginizi çeken bir faslı okuyun. Roman okur gibi paldır küldür okumayın, dikkatle öğrenerek okuyun. Okuduğunuz bilgileri hayata uygulayın.
İlmihalinizi iyi bilmiyorsanız bu cumadan itibaren öğrenmeye başlayın. Allahın on dört sıfatını ve ezberlenmesi gereken diğer bilgileri ezberleyin.
Sizden zor bir şey isteyeceğim: Bugün tenha bir yere çekilip Türkiye’nin, İslam dünyasının, insanlığın haline üzülüp biraz ağlayabilir misiniz? Ağlayamazsanız ağlar gibi yapınız.
Mü’min kardeşlerinizi ötekileştirmekten vaz geçin. En günahkarmü’minde bile sevebileceğiniz, tutabileceğiniz bir cevher vardır: İman…
Cumanız tekrar mübarek olsun. Selam ve hürmetler ederim.

17 Kasım 2016

Tereciye tere satılmaz

Söz, gücünü önce doğruluğundan alır.
Eğri sözler, gönle girerken kulakları tırmaladığı gibi, gönlü de bulandırır.
Doğru sözün ipek halı gibi dokunduğu gönül ve dışarı çıktığı ağız da tertemiz olmalı.
Çoban çeşmesinin tatlı suyunu kimse kirli bardaktan içmek istemez.
Billur gibi bir bardaktan içilirse güzel olur.
Doğruyu bünyesinde taşıyan o gözle görülemeyen kelimeler, sırtını sağlam bilgiye dayamalı ve herkes tarafından bilinebilecek kelimelerin birbirine uyumu, su damlalarının ırmakta akışı gibi olmalı.
Örnek verilirken tarihi en eski ama müzeye kaldırılmamış kelimeler ve olaylar seçilmeli.
Kur’an’ın hikmetlerinden beslenmeli, Yunan’ın felsefesinden değil.
Yiğitlik ve kahramanlıkta zirve isim olarak her şeyiyle tertemiz Hz. Ali örnek verilmeli.
Adalette Hz. Ömer, dostluk ve sadakatte Hz. Ebu Bekir, edepte ve hayada Hz. Osman örnek verilmeli.
Şiirde, nesirde eğer bir gemi adı geçecekse Nuh’un gemisi denmeli.
Sabır anlatılacaksa Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı dile getirilmeli.
İrem bağı, tuba ağacı ve kevser ırmağıyla tasvirlerin ve teşbihlerin zirvesine tırmanılmalı.
Bıçaktan bahsedilecekse “Hz. İbrahim’in bıçağı” gibi denmeli.
Çocukluğumuzda, sorulu cevaplı bir eğitim usûlü ile kültürümüzün temelleri öğretilmişti bize:
Soru: Çiftçilerin pîri kimdir
Cevap: Hz. Ademaleyhisselam.
Soru: Terzilerin pîri kim
Cevap: İdris aleyhisselam.
Soru: Gemicilerin pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Cömertliğin pîri kim
Cevap: İbrahim aleyhisselam.
Soru: Marangozların pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Sanayinin pîri kim
Cevap: Davud aleyhisselam.
Soru: Doktorların pîri kim
Cevap: Lokman aleyhisselam….
Diye öğretilirdi.
“Kahraman” denilince hatıra, Hayber’i Yahudilerden alan Hz. Ali gelirdi.
Çocuklar, Hz. Ali’nin cenkleri ile büyürdü.
Dünya çapında ünlü bir yazar yetiştiremedik diye yakınıyoruz.
Yazdığımız eserlerde her dil, din ve ırktan insanların bileceği, tarihin derinliklerinde kökü olan kelimelerden uzak kaldığımızdan, bütün insanların tanıyacağı kelimelerden de uzak kaldığımız için tanınamıyoruz.
Halka mal olmuş bir şiirimiz, gücünü tarihin derinliklerinden aldığı için uzun boylu oluyor ve yıllarca dilden düşmüyor.
“Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin” mısraıyla zirveyi yakalıyor ve bütün dünya şairlerine “haydi geçebilirsen geç” diye meydan okuyor.
Kişinin şanslılığını anlatmak için “anası Kadir Gecesi’nde doğurmuş” sözünden güçlü bir anlatım tarzı bulmak zor.
İşin bereketini ifade etmek için “Hızır eli değmiş” deyimimiz dünyanın yarısında anlaşılabilecek bir ifadedir.
Hastalıklara karşı sabır ve tedavi yolunda çalışma konusunda “Eyüp’ün sabrı” nı örnek verirsek, dünyanın yarıdan fazlası bu örneğimizi anlar.
Hekimlikte Hipokrat’ı değil, Lokman Hekim’i,
Kılıçta Sezar’ın kılıcını değil, Hz. Ali’nin Zülfikar’ını, örnek vererek konu anlatılmalı.
“Halil İbrahim sofrası” deyimimiz, İbrahim Aleyhisselam’ın cömertliğini anlatır.
“Karun’un hazineleri” deyimi ise kapitalistlerin, kan, gözyaşı ve alın terini altına, dolara döndürüp saklamasını, makam ve rütbesini, hazineyi soymada maske olarak kullananları ifade edilirken kullanılmalı.
Hayvan sevgisinden bahsedeceksek Ebu Hureyre’nin kedisinden, köpekle dostluktan bahsedeceksek “Ashab-ı Kehf”in köpeğinden, Salih Aleyhisselam’ın devesinden bahsedelim.
Makalemizin başına mutlaka bir alıntı cümle yazacaksak, o cümleyi sözlerin güzeli Allah kelamı Kur’an’dan veya “Cevami-ul Kelim”/az sözle çok ve güzel manaları ifade eden Sevgili Peygamberimizin sözlerinden alalım.
Şiirlerimizde iktibası, ayet veya hadislerden yapalım.
Böylece hem köklerimiz sağlam olduğundan kolay kolay yıkılmayız, hem de yerelden evrenseli yakalarız.
Yoksa batının değerleriyle batıya tafra satmaya çalışanlara “domuzcuya domuz satılmaz” deyiverirler.

07 Kasım 2016

Seçin birini veya birkaçını

Dört inanmış adam bir araya gelmişler ve ilçenin bütün mahalle ve köylerini dolaşarak ilköğretimden mezun olanların birincilerini ikincilerini ve üçüncülerini hedefe alarak İmam-Hatip okuluna kaydettirmeye başlamışlar ve illerinin öğrencisinden fazla öğrencinin bütün masraflarını da karşılamaya devam ediyorlar. Siz de bulunduğunuz il veya ilçede bunu yapabilirsiniz.

 
***
İslami kesimden uzak yaşadığı halde “Müslümanım” demekten keyif alan ama hiçbir bilgisi olmayan insanlarımız var. Bunlarla temasa geçip başta Kur’an okumasını anlamını ve ilmihal bilgilerini ücretsiz olarak öğretebilirsiniz ve bu yaptığınız eğitim işini kimseye söylemeden yapmalısınız. Açıklama işini o kişinin kendisi yapsın. Bu işleri yapan bazı arkadaşları dinleyince solmaya yüz tutan umut çiçeklerimin üzerine çiy düşüyor.
 
***
Bu yaşa gelinceye kadar haram yiyen kişiler haramiliği bırakmakla kalmasınlar, kimlerin hakkını yemişlerse onları ziyaret ederek güçleri oranında sahiplerine bu günkü değerinden haklarını geri versinler ve af dilesinler.
Bu yapılan bir taraftan tebliğdir, bir taraftan tevbedir.
 
***
Birilerini yanlış yollara çekmişseniz ve şimdi pişmansanız, yalnız pişmanlık yeterli değildir.
Kimleri yanlış yola çekmişseniz ulaşabildiğiniz kadar onlara ulaşmaya ve yanlış yoldan döndürmeye çalışınız.
“Yüzüm yok” demeyiniz. Ahirette yüzleşmek daha tehlikelidir.
 
***
Dernek başkanları, vakıf başkanları, ticaretle uğraşanlar, yakınınızdaki camiyi Kur’an kursu yapabilirsiniz.
Ben denedim, maddi durumları iyi olan iki kişi, liseye giden iki çocuklarına her gün akşam namazı ile yatsı namazı arasında Kur’an öğretmesi isteğine olumlu bakmamış. Ben de onlara “İmama deyin ki bu iki çocuk için ayda iki yüz lira vereceğiz. Ayrıca okuttuğun her öğrenci için on lira vereceğiz deyin” dedim, dediğimi yapmışlar, imam seksen öğrenci bulmuş ve her ay bin lira alıyor.
Emekli imam ve öğretmenler, emekli bir öğretmen gibi yapınız. Emekli öğretmen her gün okula gider gibi tren istasyonuna gidiyor, kara trenden indirimli biletini alıyor, üç saat ilerdeki şehre varıncaya kadar makinistten başlayarak her kompartımana girerek onlara otuz iki farzı saydırıyor. O şehirde iniyor tekrar biletini alıyor ve üç saatlik dersini yine devam ettiriyor. Siz de yapabilirsiniz. Bilet parasından başka para harcamamaya dikkat ediyor.
 
***
Borçlarınızı zamanında, sabahın erken saatinde ödeyiniz veya bir gün önce ödeyiniz. Alacaklı olduğunuz kişi zamanında ödeyememişse o günlerde onun evinin önünden veya işyerinin önünden geçmemeye ve ona görünmemeye dikkat ediniz.
Siz sıkıntıya düşmeyecekseniz, ona zaman tanıdığınızı bildiriniz ki rahatlasın.
 
***
16 evde kiracı olarak oturdum, hiç birinin kira parasını ayın beşinden sonrasına bırakmadığım için hepsiyle dostluğumuz devam eder.
 
Geçen sene evine ilk kiracı olarak girdiğim hanımefendinin felç olduğunu duydum 46 yıl sonra evinde ziyaret ettim.
 
Zenginken fakir düşenleri de görünüz, gözetiniz. Aç insanın dinine, rengine, ırkına bakmadan yardım ediniz.
 
Doğruluktan ayrılmayın.
 
Doğruluğun ölçüsü Allah’ın Kitabı, Rasülünün Sünneti olsun.
 
Doğruluğunuzun zararı kendi aleyhinize, anne ve babanızın aleyhine, akrabalarınızın aleyhine bile olsa doğruluktan ayrılmayalım.

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ