BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN
2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR
Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi 55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...
25 Şubat 2013
EĞER ŞÜKREDERSENİZ NİMETLERİMİ ARTIRIRIM
“Bana bir hadis nakletmedikçe buradan ayrılmayacağım.” dedi. Cafer-i Sâdık Hazretleri buyurdu ki,
Ben sana hadis rivâyet edeceğim.
“Allâhü Teâlâ sana bir nimet ihsan ettiğinde o nimetin bekasını ve devamını arzu edersen, Allâhü Teâlâ’ya çokça hamd ve şükret. Zira Allâhü Teâlâ kitabı Kur'ân-ı Kerîm’de (meâlen);
“...Eğer siz (nimetlerime) karşı şükrederseniz, size olan nimetlerimi arttırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz şüphe yok ki benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrâhim Sûresi, âyet 7) buyurmuştur.
Eğer rızkında azalma olursa, çokça istiğfar et. Zira Allâhü Teâlâ kitabı Kur'ân-ı Kerîm’de (meâlen);
“Rabbinizin mağfiretini isteyin, istiğfar edin. Çünkü o, bir Gaffâr (mağfireti çok, tevbe edenleri daima mağfiret edici, çok affedici)dir. Bol hayır ile üzerinize semâyı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdât eylesin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın.” (Nûh sûresi, âyet 10-11-12) buyurmuştur.
Ya Süfyân! Sultandan ve başkasının yaptığı bir şeyden üzüntüye düşersen, ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ duâsını çok oku. Zira o, sıkıntıyı açan bir anahtar ve cennet hazinelerinden bir hazinedir.”
21 Şubat 2013
İMANIN ŞUBELERİNDEN TEVBE
Samîmî, hâlisâne, azimkârâne olan bir tevbeye nasûh tevbe denilir. Nasûh, çok hâlis, çok temiz, veya pek ziyade faydalı demektir. Tevbe-i nasûh, bir kulun, işlediği günahlardan -sırf Allâh'ın rızâsına aykırı olduğu için- pişmanlık duyarak vazgeçmesi, bir daha yapmamağa azmetmesi ve nefsini buna alıştırıp günaha dönmemeye karar vermesidir.
Kişi beşeriyet hasebiyle bir günah işlediğinde hemen pişman olup üzüntüsünü kalben de hissetmeli, o günahı bir daha işlememeye azmetmelidir. Hemen istiğfara sarılmalı; Hak Teâlâdan günahlarının afvedilmesini, Rahmet-i ilâhiyesiyle ayıplarını örtmesini niyâz etmelidir.
Resûlullâh Efendimiz buyurdular: “Günde yetmiş defa da olsa işlediği günah için istiğfâr eden kimse günahda ısrar etmiş olmaz.” Hadîs-i Kudsî'de buyuruldu:
“Ey kullarım, benim âfiyet ve kurtuluş ihsân ettiklerim hariç, hepiniz günahkarsınız. Öyle ise bana istiğfâr ediniz ki sizi mağfiret edeyim. Her kim günahı ne olursa olsun benim onu bağışlamakta mutlak kudret sâhibi olduğumu bilirse ben onu, suçuna bakmadan bağışlarım.”
Hz. Alî'den tevbe nasıl olur diye sorulduğunda şöyle buyurdu: Altı şeyi toplarsın:
1- Geçmiş günahlarına pişmanlık
2- Geçmiş farzları iâde
3- Zulmen aldıklarını iâde
4- Hasımlarınla helalleşirsin
5- İşlediğin günahlara dönmemeye azmedersin
6- Nefsini nasıl günah ile terbiye ettiysen öylece Allâh’ın taatında terbiye edersin. (sevad-ı azam şerhi)
Tevbe Yâ Rabbi! Hata yoluna gittiklerime
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime.
19 Şubat 2013
SAMİMİ TEVBE NASIL OLUR
“Sana altı şey öğreteceğim. Eğer bunları kabul edersen, bundan sonra sana zarar verecek bir şey işlemezsin.” dedi:
“Allâhü Teâlâ’ya isyan edeceğin zaman onun mülkünden çık.” Adam, 'bu nasıl mümkün olur. Doğudan batıya, güneyden kuzeye, yerin altından arşın üstüne kadar hep Allâhü Teâlâ’nın mülküdür. Ben onun mülkünden çıkıp nereye gidebilirim,' deyince “Hem onun mülkünde duracaksın hem de ona âsî mi olacaksın!” buyurdu.
“Günah işleyeceğin zaman Allâhü Teâlâ’dan rızık isteme.” Adam, ‘Bu nasıl olabilir? Zira bütün âlemdeki canlılar onun rızkını yerler. Onun ihsanından faydalanırlar,’ deyince “Hem onun rızkından yiyeceksin hem de günah mı işleyeceksin!” buyurdu.
“Ona isyan edeceğin zaman Allâhü Teâlâ’nın seni göremeyeceği bir yer bul.” Adam, ‘Nasıl olur? Yeryüzünde ve gökyüzünde ona gizli hiçbir şey yoktur. O, en gizli sesleri ve kalplerde gizli şeyleri bilir. Hatta karanlık gecede kara taşın üstündeki kara karıncayı görür.' deyince “Hem onun mülkünde yaşayacaksın, onun nimetlerinden yiyeceksin hem de onun huzurunda günah mı işleyeceksin!” buyurdu.
“Azrâil (a.s.), ruhunu almağa geldiği zaman tevbe etmek için, izin iste.” Adam, ‘Bunu nasıl kabul eder?’ deyince “Tevbe etmek için Azrail’i (a.s.) bir an bile bekletmeğe gücün yetmiyorsa, gelmeden ve zorda kalmadan önce bu zamanı fırsat ve ganimet bil ve tevbe et.”
“Mezarda Münker ve Nekir ismindeki iki melek, sual için geldiklerinde, onları geri çevir.” Adam, ‘Bunu yapmağa gücüm yetmez.’ deyince “Öyleyse cevap verebilmek için hazırlıklı ol.” buyurdu.
“Kıyâmet günü bir nidacı, ‘Bir fırka cennette, bir fırka Cehennemdedir’ (Şûrâ Sûresi, âyet 7) diye seslenince -farz edelim ki sen de cehenneme gidenler arasında olursan- ‘Ben gitmem.’ de.” Adam, ‘Buna gücüm nasıl yeter.’ dedikten sonra hemen tevbe etti ve ölünceye kadar tevbesinden vazgeçmedi.
Allâhü Teâlâ, bizlere de nasuh (gâyet ciddi) tevbe nasib eylesin.
20 Ocak 2013
HER ZAMAN YAPILACAK DUA
"Rahmeti bol Allah'ım! Kötülükten sakınma ve iyiliğe güç yetirme ancak Sen'in yardımınladır. Allah'ım! Doğru yoldan sapmaktan veya başkalarını saptırmaktan haktan kaymaktan ve kaydırmaktan kabalık etmekten veya kabalığa uğramaktan Sana sığınırım."
"Ey şanı yüce Allah'ım! Bize bilmediklerimizi öğret bilinmesi gerekenleri bildir ve bildiklerimize uygun davranıp yasamayı nasip et."
"Allah'ım! Benim yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlâkımı da güzelleştir."
"Allah'ım nefsimi Sana teslim ettim bütün benliğimle Sana yöneldim; işlerimi Sana emanet ettim sırtımı Sen'in kudretine dayadım. Sen'in rahmetinden ümitvârım gazabından da korkuyorum. Sen'in dergâhından başka sığınılacak ne bir yer var ne de güvenilir bir mekân var; Sen'in merhametine sığınıyor ve Sen'den yardım diliyorum.. diliyor ve indirdiğin Kitab'a gönderdiğin Peygamber'e (aleyhissalâtu vesselâm) imanımı ikrar ediyorum."
"Allah'ım! Yolculuk ederken Sen'den her türlü iyilik hayır ve hoşnut olacağın ameller istiyoruz. Allah'ım seyahatimizde bize kolaylıklar ver mesafeleri bize yaklaştır. Yolculuk boyunca yegâne koruyucumuz ve geride kalan aile fertlerini görüp gözeten vekilimiz Sen'sin. Yolculuğun getirebileceği zorluklardan ve üzücü hâdiselerle karşılaşmaktan malımızın anne-babamın ve kardeşlerimin bir kötülükle karşılaşmasından Sana sığınırım."
"Ya Rabbî! Gerek bana gerek anne-babama lütfettiğin nimetlerine şükür yoluna beni sevket. Sen'in razı olacağın makbul ve güzel iş yapmaya beni yönelt!"
"Allah'ım! Anne-babama sağlık afiyet ver! Beni büyük fedakârlıklarla büyüten annem ve babamın günahlarını affeyle onlara merhamet ederek Cennet'ine koy ey Rahman olan Rabbim!"
18 Eylül 2012
KIBLEYE HÜRMET
Resûlullah (s.a.v) bir topluluğa namaz kıldıran bir adamın kıbleye doğru tükürdüğünü gördü.
Onlara “Bu adam size namaz kıldırmasın.” buyurdu. Adam bu hadiseden sonra namaz kıldırmak isteyince ona Resûlullah’ın (s.a.v) emrini bildirdiler. O da gidip Resûlullah’a (s.a.v) sorunca “Evet, öyle dedim.” buyurdular.
Bayezid-i Bestâmî (r.a) anlatıyor:
Bana âbid bir kişiden medihle söz edilmişti. Merak ettim ve onu ziyarete gittim. Adamın kıbleye doğru tükürdüğünü görünce ziyaretten vazgeçip geri döndüm. Çünkü, dinin küçük bir edebine riâyet etmeyen bir şahsa dinin yüksek sırları hususunda nasıl güvenilebilir?
Seriyyü’r-Sakatî (r.h) şöyle demiştir:
“Bir gece namaz kılmış ve namazdan sonra mihrapta ayaklarımı uzatmıştım. Gaipten “Hükümdarlarla böyle oturuyor musun!” diye bir ses geldi. Ben de 'İzzetin ve Celâlin hakkı için bir daha asla mihrapta ayaklarımı uzatmam.’ dedim.”
MELEKLER NASIL GÜNAH YAZAR
Her kulda vazifeli iki melek vardır. Sağdaki melek soldakinin amiridir. Kul günah işlediği zaman soldaki melek “Yazayım mı?” diye sorar.
Sağdaki melek “Beş günah işleyene kadar yazma, bekle” der.
Kul, beş günah işleyince soldaki melek “Yazayım mı?” diye tekrar sorar. “Bir sevap işleyene kadar bekle, yazma” der.
Kul bir sevap işlediği zaman sağdaki melek, bize bir sevabın karşılığının on misli olduğu bildirilmiştir. Gel beş günahı beş sevap ile silelim, ona beş de sevap yazalım, der.
29 Ocak 2011
HZ.MUHAMMED (SAV)'İN HZ.ALİ (RA)'YE VASİYETLERİ
21 Ocak 2011
BİN BİR HATİM DUASI ERZURUM ULU CAMİDE YAPILDI
25 Aralık 2010
21 Mayıs 2010
DÜŞ DE GÖR
Alkış tutan ellerin ayakları altında çiğnenirken, "Yaşa, Varol, başımızdan eksik olma" diye bağıran dillerin diken gibi battığını düş de gör.
Yüzüne karşı sahte gülücüklerle el-pençe divan duranların haince arkadan hançer sapladığını düş de gör.
Güzellik kraliçesi iken salyası akanların kucağından inmeyenlerin, gül gibi güzellik solunca Beyoğlu semtinin çöp bidonlarından yemek topladığını yazar magazin gazeteleri.
Sırtını kasasına dayadığı yıllarda kapısında köpek gibi kuyruk sallayanların sırıtmasına aldananlar bir kasa boşalınca kemiğindeki iliği yemeye yine onlar koşacaklar.
Şair:
"Dünya benim diyenin,
Dün gittik dün yasına." demiş.
Aslında bizi düşüren onlar değil.
Düşkünlük düşürür bizi.
Makam düşkünü, servet düşkünü, şehvet düşkünü olanlar gözünü hedefe kilitleyince tuzakları göremezler.
Alkışlar, kulaklarınıza gelecek doğru sözleri engelleyen tuzaklardır.
Omuzlarda gezerken sizi taşıyan o omuzlar, sizin ayağınızı yerden kesen kaydıraklardır.
Sinek bal tabağını uzaktan görürmüş.
Ne olduğunu araştırmak için tabağın kenarına konarmış.
Önce hortumunu daldırırmış. Tatlı gelince farkına varmadan ayakları, sonra kanatları bala dalarmış. Tam karnı doyunca "Şimdi kartallar gibi yücelerden uçarım" dermiş ama kanatlarını kıpırdatamazmış ve balın içinde ölür gidermiş.
"Ben, mala, makama, kadına aldanmam" demeyelim.
Biz Yusuf Aleyhisselâmın dediğini diyelim "Rabbim, hapishane bana, onların (zinaya) çağırmasından daha sevimlidir. Eğer sen bu kadınların tuzağını benden çevirmezsen, ben onlara meyl ederim ve cahillerden olurum." (Yusuf süresi ayet 33)
En yakınlarınız, yıllardır arkasında sakladığı küflü hançerini arkanızdan sapladığında, alkış tutanların ayakları altında debelenirken karamsar olmayın, ümitsizliğe düşmeyin.
30 Mart 2010
DEDİĞİMİ DENEYİN(DEVAMI)
Şunları ise hiçbir zaman ihmal etmemeli:
Sabah kalkarken Bismillah çekerek kalkmalı.
Abdest alırken önce dişleri fırçalamalı.
Sabah namazını kılmalı.
O günlük işlerini ihmal etmemeli.
Verdiği sözleri yerine getirmeli.
Yolda giderken tanıdığına tanımadığına selam vermeli.
Büyüklere saygılı, küçüklere sevgili olmalı.
Gülümsemenin sadaka vermek gibi olduğu bilinmeli ve insanlara bakarken taciz bakışıyla değil, huzur ve güven veren bir bakışla bakmalı.
Güçlülere yaltaklanmaktan, zayıflara efelenmekten uzak durmalı.
İnsan içinde burnuyla oynamamalı.
Tükürüğünü mendiline atmalı.
Toplum içinde gerinerek esnemekten kaçınmalı.
Esnemeyi gerektiren tembellikten sakınmalı.
Öksürük ve geğirme esnasında ağzını eliyle kapamalı.
Gıybet ve iftiradan uzak durmalı.
İnsanları üzecek, utandıracak kelimeler konuşmamalı.
Fakirlik, hastalık gibi kötü durumlarını ehli olan zengin ve doktor gibi insanlardan ve Allah'tan başka kimseye söylememeli.
Söylerseniz, dostlarınızı bir şey yapamadığı için üzersiniz, düşmanlarınızı sevindirirsiniz.
Kızdığınız kişiye karşı hemen dilinizi tutunuz. O halde iken bir kötü söz çıkar ki geriye dönüşü olmaz.
Kazandığınızın bir kısmını fakirlere yardım ediniz. Verdiğiniz şey malınızın en iyilerinden olsun.
Kazandığınızda şımarmayın, kaybettiğinizde üzülmeyin.
Metin olun çalışmaya devam edin.
"Olanda hayır vardır" deyip kazaya rızayı devam ettirin.
Yemekten önce elleri yıkayın. Yemekten sonra da ağzınızla beraber yıkayın.
Acıkmadan yemek yemeyin.
İyice doymadan yemekten kalkın.
Lokmanız küçük olsun, çokça çiğneyin.
Yemeğin başında Bismillah çekin, sonunda Elhamdülillah deyin.
Günlük Kur'an'dan bir bölüm okuyunuz.
Yakınınızdaki camide vaaz varsa günde bir vaaz veya bir konferans dinleyiniz.
Alim ve salih insanlarla beraber olun. "İslinin yanında is kokar, mislinin yanında mis kokar demişler.
Kötü huy, bulaşıcı hastalık gibidir. Onlarla ilişki, doktorun hastasıyla olan ilişkisi gibi olmalıdır.
Herkes hakkında iyimser olunuz ama tedbiri elden bırakmayınız.
İşinizi sağlam yapınız.
Hastalıkta ve sağlıkta dost ziyaretlerini ihmal etmeyiniz.
Hediyeler götürünüz.
Ana-babanızın gönlünü alınız, nasihatlerine kulak veriniz.
Dostlarınızı severken göklere çıkarmayınız, düşmanlarınızı yererken yere batırmayınız. Ayıp araştırıcısı olmayınız.
Burnunuz kötü kokulara değil iyi kokulara alışkın olsun.
Yolda giderken bakışınızla, ayak sesinizle veya yüksekten konuşarak kimseyi rahatsız etmeyiniz.
Çocuklarınıza beddua etmeyiniz.
Hayır dua ediniz.
Sevgiyle büyütünüz.
Kimseye haset etmeyiniz.
Çalışınız.
Kimseye yük olmayınız.
Kendi işinizi kendiniz görünüz.
Sahip olduğunuz mal veya makam üzerinden sohbet etmeyiniz.
Başkasının malını veya makamınıı aşağılamayınız.
Yapılan yanlışları usulüne uygun olarak gidermeye çalışınız.
Çarşıdan aldığınız eşyayı açık olarak getirmeyiniz.
Komşunuz aç iken tok sabahlamayınız.
Evinize güleç yüzle dönünüz.
Küçücük de olsa bir hediyeniz olsun.
İş sorunlarınızı anlatarak evin tadını kaçırmayınız.
Helal yiyeceklerle bedeninizi, ibadetle ruhunuzu gıdalandırdıktan sonra abdestli olarak dualarla yatağınıza giriniz.
Kafaya bir şey takmayınız.
İş, olacağına varır.
Allah'ın dediği olur.
MİLLİ GAZETE YAZARI MAHMUT TOPBAŞ'TAN ALINTIDIR.
15 Ocak 2010
15 Ekim 2009
BİR MUHASEBE YAPALIM
Gelin, hemen şimdi şöyle bir muhasebe yapalım. Hepimiz müdrikiz, elhamdülillah...
. Her sabah yeni bir başlangıçtır.
. Her gün bir bütündür.
. Öyle ise, her sabah uyanınca, bugün nasıl iyilik, hizmet ve hayırlı faaliyet yapabilirim, diye düşünüp plânlayalım.
. Yeri geldiğinde elimizden geliyorsa iyilik yapmayı, hizmet yapmayı ertelemeyelim...
Her sabah uyanınca:
. Nefsimizi engelleyeceğimize,
. Kin beslemeyeceğimize,
. Haset etmeyeceğimize,
. Kibirlenmeyeceğimize,
. Kıskançlıktan uzak duracağımıza
. Kimseye kem (kötü) gözle bakmayacağımıza,
. Kimseyi kırmayacağımıza,
. Kimseyi aldatmayacağımıza,
. Yalan konuşmayacağımıza,
. Tanıdık, tanımadık herkese selâm vereceğimize,
. Herkese tebessümle bakacağımıza,
. İbâdetlerimizi yapacağımıza,
. Namazlarımızı vaktinde kılacağımıza,
. Haramlara tevessül etmeyeceğimize,
. Helâl olanlarla iktifa edeceğimize,
. Hilekârlık yapmayacamıza SÖZ VERELİM...
. Sadece yediklerimizle yaşayamayız. O hâlde, hergün kültürümüzü, bilgimizi artıralım... Ahlâkımızı yüceltip güzelleştirmeye gayret edelim...
. Ülkemizin hâli yürekler acısı, "Onu nasıl düzeltebiliriz? Bozulmada bizim payımıza düşen nedir? Bozukluğu gidermenin çaresi nedir?" sorularının cevabını bulalım... Gereğini mutlaka yerine getirelim...
. Her gün kitap okuyalım. Çünkü kültürün, ilmin, hikmetin kaynağı kitaplardır.
. Eskiden Müslümanlar, bugünkü kadar göz ve kulak günahı işlemezlerdi. Şimdi televizyon, radyo, basın, kalabalık şehirler bu günahların patlamasına yol açtı. Her yer günah galerisi hâline geldi. Günah arenaları oluşturuldu. Bunlardan nasıl korunacağız? Bu konu üzerinde asla ihmalkârlık etmeden durmalıyız. Çareleri mutlaka tatbik etmeliyiz.
. Çevremize iyi örnek güzel önder olmaya söz vermeliyiz... Sözümüzün eri olmalıyız...
. Az sadaka çok belâyı def eder. Sadaka vermeyi ihmal etmemeliyiz. Hiç olmazsa karşılaştıklarımıza güler yüzle bakmalıyız... Bu da bir çeşit sadakadır.
. Sadaka deyince sokak başlarında, caddelerde, köşelerde bucaklarda dilenen profesyonel isteyicileri anlamayalım. Bunlara verilenler sadaka sayılmaz. Yardıma muhtaç gerçek fakirler hayâlarından dolayı bir şey isteyemezler. Bizler onları arayıp bulmalıyız... Gerekeni de bunlar için yapmalıyız...
Her sabah, bu gün en az:
. Bir yetimi sevindirmeye,
. Bir fakiri memnun etmeye,
. Bir akrabamızı bizzat (veya telefonla ya da diğer ileşitim vasıtalarıyla) arayıp hatırını sormaya,
. Bir komşunun durumunu öğrenmeye,
. Bir muhtacı arayıp bulmaya, bulup da ihtiyacını gidermeye,
. Hiç olmazsa bir kişinin sıkıntısını gidermeye,
. Bir kişiye iyiliği tavsiye edip kötülükten vaz geçirmeye,
. Bir kişiye nasihat etmeye,
. Bir kişiye Kur'an'dan bir âyet nakletmeye,
. Bir kişiye Peygamberimiz efendimiz (S.A.V.) bir hadisini tebliğ etmeye KENDİ KENDİMİZE SÖZ VERELİM...
Var mısınız böyle delikanlı, hakiki müslüman olmaya?
İşte hodri meydan...
YAZAR: MEVLÜT ÖZCAN
23 Mayıs 2009
DNA’nın şifresini çözen Francis Collins, Allah’a iman etti
İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini,doğru ile yanlışı birbirinden ayıran herkes Allah(cc)'a iman ediyor.Aşağıda güzel bir örnek var.Mutlaka okuyun
Dünyanın en önemli genetik uzmanlarından biri olan ve sekiz yıl önce insan DNA'sının şifresini çözen bilim adamı Dr. Francis Collins, Allah'a iman ettiğini açıkladı. DNA'nın yapısını evrimci dogmalarla yorumlamak isteyen bilim adamları, Collins'in keşfinin ardından müthiş bir çıkmaza girdiler. Canlılığın kökenini rastlantılarla açıklama gayreti, hücrenin yapısının en temelindeki DNA molekülünün varlığına tutarlı bir izah getiremedi. Genetik bilimindeki ilerlemeler, nükleik asitlerin yani DNA ve RNA keşfi, teori için yepyeni çıkmazlar oluşturdu.
Burada DNA'nın yapısı ve işlevi hakkında çok temel birkaç bilgi vermek yerinde olur:
Vücuttaki 100 trilyon hücrenin herbirinin çekirdeğinde bulunan DNA adlı molekül, insan vücudunun eksiksiz bir yapı planını içerir. Bir insana ait bütün özelliklerin bilgisi, dış görünümden iç organlarının yapılarına kadar DNA'nın içinde özel bir şifre sistemiyle kayıtlıdır.
Bir organa ya da bir proteine ait olan DNA üzerindeki bilgiler, gen adı verilen özel bölümlerde yer alır. Örneğin göze ait bilgiler bir dizi özel gende, kalbe ait bilgiler bir dizi başka gende bulunur. Hücredeki protein üretimi de bu genlerdeki bilgiler kullanılarak yapılır. Proteinlerin yapısını oluşturan aminoasitler, DNA'da yer alan üç nükleotidin arka arkaya sıralanmasıyla ifade edilmiştir.
Orta büyüklükteki bir protein molekülünün işlevini doğru olarak yerine getirebilmesi için DNA'daki doğru şifreyle üretilmesi gerekmektedir. Bu orta büyüklükteki protein için doğru dizilim ihtimali 10620'de birdir. Unutulmamalıdır ki 10'un yanına sadece 11 tane sıfır geldiğinde ortaya çıkan sayı bir trilyonu ifade eder. 10620'de birlik ihtimalin anlamı 0 ihtimaldir.
Evrim teorisi moleküler düzeyde hiçbir iddiasını ispatlayamadı. Elde edilen bilimsel deliller ise tesadüfün asla DNA gibi kompleks bir yapıyı oluşturamayacağını, DNA'nın bizlere çok yüksek bir Akıl'ı işaret ettiğini ortaya koydu. Bundan dolayıdır ki Francis Collins DNA ile ilgili yaptığı büyük buluşun ardından "Allah'ın Dili" isimli kitabını kaleme almıştır.
Kitabı ile ilgili olarak Time dergisine konuşan Collins , 30 yıl öncesine kadar ateist olduğunu ancak artık Allah'a inandığını şu şekilde söylemiştir :
Allah'ın var olduğuna dair rasyonel bir temel var ve bilimsel gelişmeler insanı Allah'a daha da yaklaştırıyor. Laboratuvarda çalışırken Allah'ı hissettim. Kesinlikle bizden daha büyük bir güç var ve ben O'na inanıyorum. DNA'nın şifresini çözmek beni Allah'a biraz daha yakınlaştırdı. Hastalıktan kırılan insanlar gördüm. Bilim onlardan umudunu kesmişti. Ama mucizevi olarak hayata döndüklerini gördüm. Bu da Allah'ın işidir"
İnsan genini çözmenin kendisine Allah'ın eserini görme fırsatı verdiğini söyleyen Collins, "Önemli bir buluş yaptığınızda o bilimsel çoşku anını yaşarsınız, çünkü onu araştırmış ve keşfetmişsinizdir. Keşfettiğim şey öyle bir şeydi ki, bu bilgiye daha önce hiçbir insan sahip olamamıştı. Fakat Allah onu her zaman biliyordu" demiştir.
Bu durum tüm bilim adamlarının evrim teorisine inanmak zorunda olduklarını iddia eden darwinist bilim adamlarına verilmiş çok önemli bir cevaptır. Tarih boyunca evrim teorisine inanmayan, Allah'a güçlü bir şekilde iman eden Einstein, Kepler, Newton, Bacon, Pascal, Leewenhoek, Faraday, Morse, Cuvier, Joule, Mendel, Pasteur, Lemaitre, Planck gibi bilim adamları yaşamış, bu kişiler insanlık tarihi açısından çok önemli buluşlar yapmış ve bu buluşlarıyla Allah'ın sonsuz gücünü tasdik etmişlerdir.
30 Nisan 2009
Yumurtada "Allah" "Muhammed" yazısı

Van'da üzerinde Arapça harflerle 'Allah' ve 'Muhammed' yazan yumurta görenlerin ilgi odağı oldu.
Seyrantepe Mahallesi'nde ikamet eden ve Bahçivan Mahallesi'nde esnaflık yapan Yakup Özoral isimli vatandaş, yemek hazırlığı yapan eşinin çocuğunu kümese göndererek yumurta almasını istediğini söyledi. Çocuğunun, kümesten aldığı yumurtaların arasında değişik olanı görünce kendisine getirdiğini anlatan Özoral, "Ben de yumurtaya bakınca üzerinde Arapça Allah ve Muhammed yazısını görünce kırmaktan vaz geçtim. Daha sonra yumurtayı bir hocaya götürdüm o da baktı ve yazılar teyit etti. Ben de yumurtayı iş yerime getirerek gelen müşterilere gösteriyorum. Görsünler ve ibret alsınlar" dedi.
Özoral, yumurtayı şeffaf bir kutunun içine koyup gelen müşterilere gösterdikten sonra masasının çekmecesinde muhafaza ediyor.
21 Nisan 2009
KUTLU DOĞUM HAFTASI
KUTLU DOĞUM
SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN BU ALEMİ YARATMAZDIM. ALLAH(cc)
KUTLU DOĞUM HAFTASINI KUTLUYORUZ.
Hz. Muhammed(SAV) kendimize örnek almamız gerektiğini unutmayalım.Ona salatu selam getirelim.
08 Nisan 2009
Profesör nasıl Müslüman oldu?
Bu zat bir hidrolog, suyu araştıran bir adam.
Suyun içinde çok nimetler var. Saymaya kalkın bu nimetleri; "sayamazsınız" diyor yüce Rabbimiz (Nahl suresi)
Japonya'da dünyanın en kıymetli bir ekmeği var. Japonlar yapıyor bu ekmeği. Ekmeğin % 20'si protein (yani et) % 80'i de diğer maddeler olan bir ekmek. Bu ekmek, dünyanın en kıymetli ekmeği. "Deniz yosunu"ndan yapıyorlar.
Denizlerdeki yiyecekler topraktan daha fazla yeterlidir. Deniz mahsulleri, deniz mamuleri deniyor bunlara.
İlim adamları okyanuslarda 800 metreye indiklerinde bir takım balıklara rastlamışlar. O balıkların kafalarında 800 volt ışık saçan lambalar var. Etrafa ışık saçıyorlar. Lambalı balıklar.
Şu görülüyor: Denizlerdeki mahlukat dünya nüfusunun 1,5 kat daha fazlasını doyuracak gıda taşıyor. Bilineni bu kadar, hakikatı Allah (CC)bilir.
Bu Japon profesör, sular hakkında çalışmalar yapıyor. Ayrıca, daha önce bu konuda söylenen sözleri de toparlıyor. "Çeşitli milletler su konusunda ne demişler?" diyor. Araştırıyor, inceliyor, çalışmalarını kayda geçiyor. Milletlerin dediklerinde sıra Araplara gelince âlemlere rahmet Hz. Muhammed (SAV)'in şu sözüyle karşılaşıyor:
"Güneşte ısınmış su ile abdest ve gusül almayın..."
Bu ifade profesörü hayrete düşürüyor. Bu zat, böyle bir suyun daha tabii, daha kıymetli olması lazım, diyor.
"Neden Muhammed böyle bir kayıt koymuş"diye adamı merak sarıyor. Güneşte ısınmış suyu araştırmaya başlıyor.
Normal gölgede bulunan bir suyu inceliyor; anormal bir şey bulamıyor.
Güneşte ısınan suyu alıp mikroskobun altında inceliyor, bakıyor ki, o suyun içinde güneşteki ultraviyole ışınlarının meydana getirdiği milyonlarca bakterilerin oluşturduğu canlılar fıkır fıkır kaynaşıyor. Yeni doğmuş çocuğa güneşte ısınan sudan 10 çay kaşığı içiriyor. Bu suyu içen bebeğin kan dolaşımı bozuluyor ve sapsarı bir hal alıyor.
Bu manzara karşısında Japon profesör şaşırıp kalıyor.
Diyor ki:
Çölün ortasında Muhammed nasıl olur da 150 milyon kilometre mesafeden gelen güneş ışınlarının canlılık taşıdığını ve bu canlı mahlukatın, bakterilerini nereden bilir? Bunun bir kaynağı vardır diye düşüyor peşine; Hz.Allah'ı buluyor, Müslüman oluyor.
Adam akıllı adammış. Aradığını bulan, bulunca da hakikate teslim olmasını bilen adam. Bizdeki kalın kafalı, inat, düşmanlığında dayatmacı, körükörüne saplantılı profesör ama cahil kalmışlar gibi değil. Arayan, soran, araştıran, neden ve niçinleri üzerinde duran, işin öbür ucunda Allah'ın güç ve kudretini sezen, sonunda teslim olunması gerekene teslim olan kişi ilim adamlığı vasfı olan kişidir. İlim adamı yaftalı film adamları bu sonuca erişemez. Üniversitelerimizin acınacak hali de böylelerin marifetidir. Allah (CC) böylelerinin şerrinden bu milleti, insanlarımızı ve insanlığı korusun ve kurtarsın... diye dua edelim...
Su içmenin önemi kadar banyo yapmanın da önemi vardır. Su içmek, yemeklerde ve içeceklerde kullanmak, temizlik yapmak, yıkanmak ve paklanmak için hep su gerekli.
Zor ve yorucu bir günün sonunda alınan banyonun yorgun bedene pek çok faydası vardır. Vücudun gevşeyip rahatlamasına vesile olur. Su sayesinde beden, bütün katı maddelerden tecrid olunur.
Vücut suyun ısısına bağlı olarak ısınan damarlar genişler. Kan dolaşımı hızlanır. Su insanın ağırlığını azalttığı için omurgaya binen yük azalır. Omurga kemiklerinin arası açılır. Su basıncının da yardımıyla mafsallar rahatlar.
Ayrıca su, vücudun elektriğini de alır. Böylece hem psikolojik hem de fizyolojik rahatlama sağlar.
Su, işte bu derece hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Allah (CC), suyumuzu ve soyumuzu bereketlendirsin...
12 Mart 2009
DUA
Rabbimizin bizi sınamayı murat ettiğini elbette biliyoruz. Biz aciziz, O kadirdir. Biz hastayız, O şifa verendir. Biz faniyiz, O ebedidir. Biz yalvaracağız, O verecek. Biz ağlayacağız, O güldürecek. Kim bizim duamıza cevap verebilir O'ndan başka? Kim burukluğumuzu giderebilir? Kim bize bizden daha merhametli olabilir? Kimdir muhtaç olmayan, herkesin ona muhtaç olduğu? Var mı O'ndan başka samed olan?
Baştan sona acziyet içindeyiz. Muhtacız. Elinden tutulmaya, yardım edilmeye muhtacız. İstemeye mahkûmuz. Verilmese aç kalırız, naçar düşeriz. Umudumuz sönerse yıkılırız, gözümüzün feri, dilimizin neşesi gider.
İstememiz ayıp değil, yalvarmamız kabahat değil.
İlk insandan son insana kadar en büyük hakikatlerden biridir bu: Biz isteyeceğiz, Rabbimiz verecek.
O ne büyük bir mevlâdır ki, kendisinden istenince memnun olur. İsteyeni sever, istemeye yanaşmayanı sevmez. O büyük mevlâdır, kapısı ne büyük kapıdır.
İstememizin, acziyetimizin, kapısında durmamızın adı olan dua bizim yegâne silahımızdır. Duamız bizi ayakta tutar. Duamız sayesinde listelerde adımız yazılı kalır. Bunun için dua, olduğu gibi ibadettir. Kulluğun ta kendisidir. Duamızla namazımız, orucumuz, haccımız, kurbanımız bitişiktir. O kadar dua ile iç içeyiz ki, yatarken, kalkarken, yerken, içerken, tuvalete girerken muhakkak bir duamız vardır. Sığınacağımız kapımız belli olsun diye, umudumuz sönmesin için duamızın olmadığı bir yer bırakılmadı. Ne zaman daralsak, midemizde bir sancımız olsa, başımız ağırsa, dişimiz sızlasa kapımızı bilir, oraya yöneliriz. Dua silahımız, gıdamız, ahengimizdir.
Dua büyük bir ibadettir. Kendi başına bir ibadettir, diğer ibadetlerin başında, dibinde bir ibadettir. Dua ile dolar dua ile boşalırız. Dilimiz döndükçe, gözümüz gördükçe, ağlamayı, gülmeyi becerebildikçe dua ile oturur, dua ile kalkarız. Çünkü dua ibadetin özü, kulluğun simgesidir.
Dua ibadet olduğuna göre
Dua ibadet olduğuna göre onu her hangi bir ibadet ciddiyetinden aşağı tutmamız mümkün değildir. Duayı, yapmış olmak için yaptığımızda ona dua adını veremeyiz. Muhakkak gözyaşı akıtmak gerekmese de laubali olmak da uygun düşmez. İsteyenle kendisinden istenen arasındaki azamet farkını idrak edemedikten sonra, tekrarlanan duanın ayet, hadis kaynaklı olması bile ne anlam ifade edecek?
Dua en kolay ibadetlerdendir. Karada, denizde, havada, sağlıklı iken, hastalıkta, zenginden, fakirden, gece, gündüz yapılabilir. Gökler var oldukça, denizler tutuşmadıkça dua silahtır.
O zikirdir, namazdır, istiğfardır, haykırıştır. Adı ne olursa olsun dua en büyük silahımız, yegâne çaremizdir.
Dua elimizdeki en canlı kulluk belgemizdir. Onunla günahlarımızdan temizlenir, onunla makamımızı yükseltiriz. Onun en büyük ibadetlerden olduğunu gösteren bir işaret olarak, Kur'an'ın dua olan Fatiha suresi ile başlaması yeterlidir.
Dua yaşarken ve öldükten sonra bile bize yararı devam eden bir ibadettir.
Peygamberler, salihler hep dua ettiler. Dua ile yüceldiler.
Duana bak gerisine takılma
Dua, bizim kanuni bir hakkımız değildir. Dua, Rabbimizin bize lütfüdür. Dolayısıyla dua eden şu kadar gün içinde cevabını alacağını beklemek yerine, dua edip rahat etmeyi tercih etmelidir. Duanın ciddiye alınmasının kabulüne etkisi olduğuna göre, duanın sonuçlarını görmeyi şart koşmak gibi bir tutum, duada kabulü engelleyen nedenlerden olur.
Çizgiye dikkat
Dua bir ibadettir. İbadet olduğu gibi ciddiyettir. İbadetten ticari kazanç beklemek ibadet ciddiyetiyle ters düşer. Dua terbiyesini aşan tutumlar günübirlik kazanç kaynağı üretebilir ama dua maksadını yakalayamaz. Mezarlıklarda, ölünün yararından çok ölü yakınlarının duygularını kamçılamak için yapılan dualar gülünç değildir de nedir? Bir peygamberin mezarı başında söylenebilecek kadar abartılı, yerli yersiz sözler, boş övgüler, süslü ifadeler, sanata dönüştürülmüş, şiirsel ifadeler kime anlatılmak istenir? Kimin rızası kazanılacak orada? Duymayan bir Allah'a mı bağırılıyor, meyyitin yakınlarına mı?
Kesinlikle dua o değildir. Duanın edebiyatının oluşması asla samimiyetle bağdaştırılamaz. Kalıp ifadeler, ne anlama geldiği bilinmeden kafiyeye uyduğu için tekrarlanıp durulan ifadeler ticaridir, teşhir içindir. Kendimizi aldattığımız şeylere meleklerin de inanacağını beklemenin bir anlamı olmaz. Bir damla samimi gözyaşı ile anlatılan dert, kiralık sistemlerle dillendirilen anlatımlardan çok daha samimidir, kabule çok daha yakındır.
Duanın bile müzik eşliğinde yapılır hale gelmesinden sonra hangi kıyamet alametini beklesek acaba?
Birbirimizi tatmin etmek için dua meclisleri kurmamız iyi bir akla hizmet değildir. En büyük fırsatlardan birini heder etmiş oluruz. Duanın dekor malzemesi olarak kullanılması abestir. Bu iş camide veya mezarlıkta yapılmış olmakla dinilik yönü güçlenmiş olmaz.
Duanın suiistimal edilmesi tam anlamıyla bir ibadetin suiistimal edilmesidir. Durum bu olunca bizim dualarımız daha çok duaya muhtaç demektir.
Her yer dua yeri, her zaman dua zamanıdır
Nefsin bunalan, şehvetlerinden sıkışan, kendini zapt etmekte zorlanan duaya sarılsın.
Eşinden daralan, umduğunu bulamayan duaya sarılsın.
Çocuklarından yorulan, umudu tükenmek üzere olan, sabrını yitirdi yitirecek hale gelen duaya sarılsın.
Komşularından, akrabalarından, dostlarından darbeler yiyen duaya sarılsın.
Ticareti azalan, işleri iyi gitmeyen, borçları ödenmeyen duaya sarılsın.
Hastalanan, çaresizlik içinde yataklarda kıvranan duaya sarılsın.
Çocuğu olmadığı için garip kalan duaya sarılsın.
Tarlası mahsul vermediği için yüzü gülmeyen duaya sarılsın.
Uyku uyuyamayan, ümmetinin dertlerinden kedere boğulan duaya sarılsın.
Duaya sarılan, kendisine pek yakın bir Allah bulacaktır. Rahmeti ile kullarına muamele eden Allah'ın rahmetini, dertlerine çareler lütfettiğini görecektir.
Önemli ipuçları
1-Dua ihlasla yapılır, boynu büküklerin duası şımarıkların duasından daha makbuldür.
2-Tevbe duayı güçlendirir.
3-Bir kere dua edip çekilmek yerine, sürekli dua etmek, aynı şeyleri tekrar tekrar istemek gerekir.
4-İnsan keyfi yerinde iken dua etmesini bilmelidir ki, dara düştüğünde dua etmesinin bir anlamı olsun. Ama yine de her zaman dua bizim içindir.
5-Duada edebiyat, reklam yoktur. Dua en edepli olmamız gereken konumumuzdur. Ses güzelliğine, kostüme, iltifata bakarak duaya puan vermekle sadece kendimizi aldatmış oluruz. Bize kalan bir ibadeti suiistimal etmenin vebali olur.
6-Duada eller kaldırılır, sünnettir.
7-Dua için daha uygun olan anlar ve mekânlar vardır. Onları kollamakta yarar vardır. Ama bu sadece daha üstün olma seviyesidir. Dua her zaman ve her yerde vardır.
MİLLİ GAZETEDEN ALINTIDIR
11 Mart 2009
Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur
El-Ğafur: Mağfireti çok.
Eş-Şekur: Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan. (iyililere daha iyisiyle karşılık veren)
El-Aliy: Pek yüksek olan. (Allah'tan üstün varlık düşünmek imkânsızdır. Benzeri ortağı yardımcısı yoktur.)
El-Kebir: Göklerde ve yerde her yerde eşsiz ve tek büyük O'dur.
El-Hafiz: Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan, her şeyi, belli vaktine kadar afat ve beladan saklayan.
El-Mukıt: Her yaratılmışın azığını veren.
El-Hasib: Muhasib= Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen. Allah Teala neticesi hesapla bilinebilecek ne kadar şey varsa hepsinin neticesini hiçbir şeye muhtaç olmadan doğrudan apaçık bilir.
El-Celil: Celalet ve ululuk sahibi.
El-Kerim: Keremi bol. (Allah Teala Kerimdir, muktedirken affeder, va'dedince sözünü yerine getirir.)
Er-Rakıb: Bütün varlık üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.
El-Mucib: Kendine yalvaranların isteklerini veren.
El-Vasi: Geniş ve müsaadeci olan. (Allah'u Teala'nın kudreti ve rahmetinin ve diğer bütün sıfatlarının genişliği ve tükenmezliği, her zerrede görülüp duruyor, fakat insana en yakın yine kendi şahsıdır.
El-Hakim: Buyrukları ve bütün işleri hikmetli.
El-Vedud: İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik layık olan.
El-Mecid: Şanı büyük ve yüksek olan.
El-Bais: Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.
Eş-Şehid: Her zamanda ve her yerde hazır ve nazır olan.
El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran.
El-Vekil: İşleri yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini te'min eden.
El-Kaviy: Pek güçlü olan. Allah Teala'ya hiçbir zaman dermansızlık güçsüzlük erişmez.
El-Metin: Çok sağlam olan.
El-Veliy: İyi kullarına dost.Allah sevgili kullarının dostudur.
El-Hamid: Ancak kendisine hamdü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen.
El-Muhsi: Na mütenahi de olsa her şeyin sayısını bilen.
El-Mübi: Mahlukatı Maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.
El-Muıd: Yaratılmışları yokettikten sonra, tekrar yaratan.
El-Muhyi: Can bağışlayan, Sağlık veren.
El-Mümit: Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan.
El-Hay: Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten. Allah teala diridir herzaman O'nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.
El-Kayyum: Gökleri, yeri ve her şeyi tutan.
El-Vacid: İstediğini istediği vakit bulan.
El-Macid: Kadr ü şanı büyük kerem sahibi ve rahmeti bol.
El-Vahid (El-Ahad): Tek... Zatında, sıfatlarında, işlerinde , isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki-ortağı- veya naziri-benzeri- dengi bulunmayan.
Es-Samed: Hacetlerin ihtiyaçların bitirilmesi ızdırapların giderilmesi için tek merci. Kendisine muhtaç olunan.
El-Kaadir: İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten.
El-Muktedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden.
El-Mukaddim: İstediğini ileri geçiren öne alan.
El-Muahhir: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.
El-Evvel: Kendi varlığının evveli yoktur.
El-Ahir: Varlığının sonu olmayan.
Ez-Zahir: Aşikar olan. Allah'ın varlığı her şeyden aşikardır.
El-Batın: Allah Teala'nın varlığı hem aşikar hem gizlidir. O'nu görüp de bilemeyiz. Ama mademki mahluk var halıkı da olucaktır. Bütün hakikatler onun varlığına delalettir.
El-Vali: Bu muazzam kainatı ve her an olup biten hadisatı tek başına tedbir ve idare eden.
El-Müteali: Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce olan.
El-Berr: Kulları hakkında müsait bulunan... İyiliği ve bahşişi çok olan.
Et-Tevvab: Tövbeleri kabul edip günahları bağışlayan.
El-Müntekım: Suçları, adaleti ile müstahak oldukları cezaya çarpan.
El-Afüv: Affı (Af intikamın zıddıdır) çok olan.
Er-Rauf: Pek çok rahmetlidir.
Malikü'l mülk: Mülkün ebedi sahibidir.
Zü'l-Celali Ve'l-İkram: Hem büyüklük sahibi, hem fazlı kerem sahibi.
El-Muksit: Bütün işleri denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.
El-Cami': İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
"Varlığının sonu olmayan"
El Ğaniy: Çok zengin ve her şeyden müstağni olan.
El-Muğni: İstediğini zengin eden.
El-Mani: Bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmeyen.
Ed-Dar: Elem ve mazarrat verici şeyler yaratan.
En-Nafi': Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan.
En-Nur: (Münevvir manasına)Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.
El-Hadi: Hidayet lütfeden, istediği kulunu hayırlı kılan, muradına erdiren.
El-Bedi': Örneksiz, misalsiz ve hayret verici alemler icat eden.
El-Baki: Varlığının sonu olmayan.
El-Varis: Servetlerin geçici sahipleri, elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra, varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.
Er-Reşid: Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran.
Es-Sabur: Çok sabırlı. Celle Celaluh.
"Yoktan var eden"
Er-Rahman: Ezelde yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet eden. Sevdiğini ve sevmediğini ayırt etmeyerek, bütün nimetlerinden istifadeye sunan.
Er-Rahim: Pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vererek mükâfatlandıran.
El-Melik: Tüm kâinatın sahibi ve tek, mutlak hükümdarı.
El-Kuddüs: Hatada, gafletten, acziyetten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Es-Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan, (her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran).
El-Mü'min: Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan.
El-Müheymin: Gözetici koruyucu.
El-Aziz: Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip.
El-Cebbar: Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
El-Mütekebbir: Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.
El-Halık: Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, olayları tayin ve tesbit eden (bilen, belirleyen) ve ona göre yaratan, yoktan var eden.
El-Bari: Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazlarını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan.
El-Musavvir: Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.
El-Gaffar: Mağfireti pek çok olan.
El-Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim. Kuvvet ve Kudretiyle herşeyi içinden dışından kuşatan.
El-Vehhab: Çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayıp duran.
"İzzet veren, ağırlayan"
Er-Rezzak: Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri veren.
El-Fettah: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran.
El-Alim: Her şeyi çok iyi, en iyi bilen.
El-Kabid: Sıkan, daraltan (zenginken fakir kılan... gibi).
El-Basit: Açan, genişleten, ferahlatan (fakirken zengin kılan... gibi). El-Kabid ve El-Basit ismi şeriflerinden anladığımız; Allah her kulunu çeşitli şekillerde imtihana tabi tutar.
El-Hafid: Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan. (Şan ve şeref sabiyken rezil ediveriri).
Er-Rafi: Yukarı kaldıran, yükselten.( Allah Teala istediği kulunu da kaldırıverir üstün şerefli yapıverir.
El-Muiz: İzzet veren, ağırlayan.
El-Müzil: Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
Es-Semi: Her şeyi işiten. Allah Teâlâ'nın birini işitmesi diğerini işitmesine engel olmaz, insanlar gibi işitmek için gereken şartların hiçbirine ihtiyacı olmadan işitir.
El-Basir: En iyi gören. Her şeyi her ne şartta olursa olsun gören.
El-Hakem: Hükmeden, hakkı yerine getiren
El-Adîl: Çok adaletli. Adalet sahibi.
El-Latif: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilmeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.
El-Habir: Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar.
El-Halim: Hilmi çok. (Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde bunu yapmayıp, onlar hakkında yumuşak davranmak, cezalarını ertelemek)
El-Azim: Pek azametli (hakiki büyüklük Allah'ındır.).
MİLLİ GAZETEDEN ALINTIDIR
