BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

30 Kasım 2014

Grip olmak istemiyorsanız mutlaka okuyun!

Soğuk havaların gelmesiyle birlikte soğuk algınlığı vakaları da hızla artmaya başladı. 

Soğuk havaların gelmesiyle birlikte soğuk algınlığı vakaları da hızla artmaya başladı. Aktarlar ise konu hakkında vatandaşların kimyasal ürünlerden uzak durmasını, bitkisel çaylar tüketmesini ve doğal meyve-sebzeleri iyice yıkayıp bol bol tüketmelerini tavsiye ediyor.

Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde aktarlık yapan ve Balcı Ahmet olarak tanınan Ahmet Yaman, kış aylarının gelmesiyle birlikte vatandaşların soğuk algınlığından daha sağlıklı bir şekilde korunabilmeleri için kimyasal olan ilaç ve ürünlerden kesinlikle uzak durmalarını ve bunun yerine doğal bitkisel karışım meyve çaylarını tüketmeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca Yaman, nane-limonun doğal olanının kaynatılıp içmenin de soğuk algınlığının atlatılmasında en sağlıklı yöntemlerden biri olduğunu hatırlattı.

Kendi üretmiş olduğu ve soğuk algınlığına birebir olan safari çayının içerisinde hibisküs, kuşburnu, zencefil, havlıcan, çörek otu, ısırgan tohumu, portakal kabuğu, elma kabuğu, kakule ve karanfil olduğunu anlatan Balcı Ahmet, soğuk algınlığından korunmak için safari çayının her gün tüketilmesi gerektiğini söyledi. Aktar Yaman, “Safari çayını bir bardak sıcak suya bir miktar koyup 8 ila 10 dakika arası bekledikten sonra bal ile tatlandırıp içmek gerekiyor” diyerek, şekerden ise kesinlikle uzak durulması gerektiğinin ve tatlandırma için genellikle bal kullanılmasının daha sağlıklı olduğunun altını çizdi.

Balcı Ahmet Yaman, ayrıca kış aylarında doğal meyvelerin bol bol tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, “Kış aylarında sağlıklı gıdaların tüketilmesi gerekir. Kimyasal maddeler olan yiyecekler tüketilmemelidir. Bütün gıdalarda koruyucu madde var. Bu koruyucu maddeler bağışıklık sisteminin kuvvetlendirmiyor. Alacağınız ürünleri titizlikle seçin, doğal olmasına kesinlikle dikkat edilmelidir” diye konuştu.

29 Kasım 2014

GRİBTEN KORUNMANIN YOLLARI

 Hastalığın görülme sıklığı eylül -ekim ayları arasında artıp nisan ayı sonlarına doğru gerilemeye başlar. Hastalığın bulaşması ‘damlacık yolu’ iledir. Hasta kişilerin öksürük sırasında havaya yaydığı virüs içeren damlacıkların bir başkası tarafından solunum yolu ile alınması nedeni ile olur.

Hastalık geliştikten sonra kesintedavisi yoktur, ancak hastaların şikayetlerinin azaltılması ve yaşam kalitelerinin artırılması için bazı tedaviler uygulanabilir. Önemli olan ise hastalığın etkilerinin gelişmesini önleyebilmek ve zamanında fark edip müdahale edebilmektir. Antibiyotiğe dikkat!  Hastalığın gerekli ölçüde takip ve tedavi edilmesi önemlidir ama sık yapılan bir hata ise kişilerin gereklilik olmadan antibiyotik kullanmalarıdır. Burada akılda tutulması gereken birçok üst solunum yolu enfeksiyonunun etken bakteriler olsa bile antibiyotik tedavisine ihtiyaç duymadan bağışıklık sistemimiz tarafından yenilebileceğidir. Kışın hasta olmamak için neler yapacağız? 
 
1-Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmeyi hayatınızın ana merkezine alın.
 
 
 
2- Fiziksel egzersiz, düzenli uykuyu asla ihmal etmeyin.
 
 
 
3- Hijyen koşulların özen gösterin, sık sık el yıkama alışkanlığı kazanın.
 
 
 
4-Grip aşısı yaptıralım mı?
 
 
 
Her yıl dünya sağlık örgütünce belirlenen yeni virüs çeşitlerini kapsayacak şekilce grip aşısı geliştirilir. Bu aşının uygulanmasını takiben 1-2 hafta içerisinde kişilerde bağışıklık gelişir. Bu süre içinde hastalığa yakalanma riski devam etmektedir. Aşı en kapsamlı şekilde geliştirilmeye çalışılsa da yine de hastalığa yakalanılabilir ancak bu halde hastalık daha hafif seyreder. Dileyen herkes aşı yaptırabilir ancak özellikle aşı yaptırması önerilenler astım, KOAH , bronşektazi gibi solunum yolu hastalığı olanlar, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği, diyabet gibi kronik hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, kanser hastaları, steroid (kortizon içerikli) tedavi alanlar, sağlık çalışanları ve yaşlılardır. Dikkat edilmesi gereken, yumurta alerjisi olanlara bu aşının uygulanamayacağıdır. Aşı her yıl tekrarlanmalıdır.
 
5-Vitamin
 
 
C Vitamini içeren besinleri tüketin: Özellikle portakal, mandalina, limon, domates, yeşil biber gibi C vitaminince zengin taze sebze ve meyveleri sıkça tüketin. 
 
6-Bitki çayları ile korunun
 
 
 
Ihlamur, zencefil, ekinezya gibi doğal bitki çaylarının tüketilmesi koruyucu ve güçlendirici olabilmektedir. 
 
7-Egzersiz
 
 
 
Mücadeleye açıkhava yürüyüşleri ile başlayın: Düzenli hareket ve fiziksel egzersiz yapan kişilerde tüm hastalıklara yakalanma oranı azalacağı gibi bu hastalıklarla mücadele güçleri de artacaktır; Açıkhava yürüyüşleri, koşu, yüzme gibi egzersizler tercih edilmelidir ancak önemli olan bu çalışmaları düzenli yapabilmemiz ve devam ettirmemizdir. 
 
8-Sigaraya HAYIR
 
 
 
Sigaradan uzak durmak kendimiz için atacağımız en önemli adımlardandır. Önlem alabilmek adına hijyen koşullarımıza da dikkat etmeliyiz. 
 
9-Tenhalarda dolaşın
 
 
 
Kalabalıktan uzak durun: Salgın döneminde kalabalık ortamlardan olabildiğince uzak durmaya çalışmak veya o ortamda kaldığımız süreyi en aza indirmek, mecbur kalmadıkça tokalaşmamak veya tokalaşma ve temas sonrasında hemen ellerimiz yıkamak bu önlemlerdendir. 
 
10-Salgın önlemi
 
 
 
Ateşli çocuğu okula göndermeyin: Ailelerin de ateşli çocuklarını iyileşene kadar okula göndermemeleri salgınların önlenmesi için önerilmektedir. Doğru zamanda yapılması planlanan aşı da alınabilecek önlemlerin başında gelmektedir.

28 Kasım 2014

Kurtuluşumuzun olmazsa olmazı İslam


Mahmut Toptaş
28-11-2014

Kurtuluşumuz Müslümanların zengin olmasına bağlı diyenler, Karun’un malıyla nasıl helak olduğunu Kur’an’dan öğreniversinler.
Çağımızda en zengin insanlarımızın hazineyi nasıl hortumladığını araştırmalarına gerek yok köy ve mahalle kahvehanelerinde konuşulan bir şey.
Kapitalizme ve komünizme esir olan her ülkenin kaçınılmaz sonu soygundur.
Zengin olunmadan, kâfir köpekleri satın almadan başarı sağlanamaz diyen birçok mücahidimizin gidişini gördük ama dönüşünü göremedik.
Bu yaz birini gördüm, sakalı ve bıyığı kazımış. Kapalı hanımı bırakmış. Devlet İslami olmadığı için o günlerde Cuma namazı kılmayan bu mücahidimiz, beş vakit namaza da zaman bulamıyormuş.
Kurtuluşumuz ilimle.
Ama bu sözümden kastettiğim İngilizce öğrenmek de değil.
İngiltere’nin gelir kaynaklarının başında İngilizce öğretmekten elde ettiği paralar gelirmiş…
Zimbabve, Zambiya, halkına İngilizceyi resmi dil yapmış ama bu dil onlara zenginlik ve aydınlık getirmemiş.
Öyle olsa Amerika’da 300 milyon ilim adamının varlığını kabul etmiş olacağız.
Aylık geliri on dolar bile olmayan İngiliz sömürgesi mahkûmu devletlerin bütün halkları İngilizce konuşurlar ama aç kalkıp aç yatarlar.
İki üniversite bitiren üç dil bilen Rus kadınları karınlarını doyurmak için kendilerini dünyaya satmaya çalışıyorlar.
Dünya devletleri arasında eğitim seviyesi en yüksek ülkeler arasında Singapur, Estonya, Güney Kore, Finlandiya gibi devletler ilk onun içine giriyormuş.
Birleşmiş Milletler’in  Güvenlik Konseyi ülkesi olan ABD, Fransa, Rusya ve Çin’deki eğitim ilk ona giremiyormuş yalnız İngiltere giriyormuş.
Tabi eğitimde ölçü, kaliteli üniversitelerinin olması değil, halkının hepsinin veya çoğunluğunun üniversite bitirmiş olmasıdır.
Singapur, eğitimde, ekonomide, milli gelirden pay almada dünya sıralamasında ilk başlarda gelirken uluslararası saygınlıkta hiç bir yerde adını duymamız mümkin değil.
Eğitimde ilk sıralarda olan, Amerika’nın önünde bulunan Güney Kore, siyasi yönden Amerika’nın himayesinde yaşarken ekonomik yönden eğitimli insanlarını iki yüz dolar için Arap ülkelerine gönderir.
Kuveyt’in ekonomik sorunu yoktur ama gelen vurur, giden vurur.
Sevgili Peygamberimize inen Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti “Oku” diye başlar.
Ama hemen arkasından ilk okunacak şeyin her insanı ve evreni yaratan Rabbin adıyla Kur’an’ın okunmasını ister.
Arkasından inen Kalem süresiyle okunanı yazmaya dikkat çeker.
Duha süresinde Sevgili Peygamberimizin yetim ve fakir olduğuna özellikle dikkatimizi çeker.
Başarı ve saygınlık, ilimle olacaktır ama  okunan şey, bizim gibi birilerinin ölümlü fikirlerinin değil, bütün aydınları, düşünürleri, filozofları, şairleri, siyasileri yaratan, yaşatan ve yöneten Allah’ın kitabını okumakla ve okutmakla olacak.  
Tabiat kitabından matematik, fizik, kimya, biyoloji, deniz bilimleri, uzay bilimleri... okunacak ama bütün bu tabiat kanunlarını koyanın tabiat kanunlarına uyulunca tenimiz rahat ettiğini bildiğimiz gibi Kur’an’daki kurallarına da uyulunca canımız ve toplum vücudumuzun rahat edeceğini bilmemiz gerekir.
O yetim ve fakir olan Sevgili Peygamberimiz, ümmi bir toplumu eğitimli hale getirdikten sonra her ev halkının ekonomik durumunu peygamber ve devlet başkanı olan Sevgili Peygamberimizin evinde olanla denk hale getirmiş.
Kalem süresinde kapitalistlerin fakirlerden mal kaçırırken başlarına gelen felaketi haber vermiş Rabbimiz.
23 yılda Türkiye’nin iki katı toprak üzerindeki insanların Müslüman olmasına vesile olmuş.
On sene sonra onu örnek alan Hazreti Ömer zamanında Kudüs, Mısır, Şam, Bizans’ın zulmünden kurtarılmış ve Müslüman olmuşlar, Pers İmparatorluğu’nun bütün illeri ve kulları Allah’a kul olmayı seçmişler.
İşte başarı bu. 

25 Kasım 2014

24 Kasım Öğretmenler günü-3

Mehmet Talü

25-11-2014

Öğretmenler Günü, “vaatlerin değil, yapılan işlerin gururla anlatıldığı bir gün” olması gerekir. Öğretmenler, ekonomik ve sosyal haklar açısından yaşadıkları sorunlar nedeniyle etüt, kurs, özel ders vermektedirler. Çünkü öğretmenin kafası, “ay sonunu nasıl getireceği” ile meşguldür. “Her şeyin öğretmenden beklenme alışkanlığı” hâkimdir. “Alt yapı hazırlanmadan, bu maaşla ele güne muhtaç hale getirilen öğretmenlere emir verenler hiç mi düşünmüyor?” 
Seçim meydanlarında verilen, “eşit işe eşit ücret” vaadi, “havada kalmıştır.” Hükümetin öğretmenlere adil davranması ve diğer çalışanlarla durumlarını eşitlemesi gerekir.
Geleceğimiz öğretmenlere emanet, ya öğretmenler?..
Öğretmenim sahipsiz. Vaziyet perişan. Gelecek nesillerin kilometre taşı olan öğretmenler yetersiz eğitim imkânları, yetersiz maaşları ve düşük ek dersleri, tayin ve nakil konusunda çektikleri sıkıntı ile adeta üvey evlat muamelesi görüyor. Dünyadaki meslektaşları ile kıyaslanmayacak derecede kötü çalışma şartları ile mücadele eden öğretmenlerin, yüzde 44’ü hafta sonlarında, yüzde 79’u da sömestr ve yaz tatillerinde ek işlerde çalışıyor.
Cumhuriyetin kendilerine emanet edildiği öğretmenleri, hükümet sahipsiz bıraktı. “Eğitim ordusu kan ağlıyor”. AB ülkelerinde öğretmenler yıllık iyi ücret alırken, Türkiye’de öğretmenler bu rakamın üçte biri civarında ücretle çalışıyor.
Bir 24 Kasım daha geldi. Maalesef Türkiye’de değişen bir şey yok. Öğretmenlerimiz ekonomik ve özlük haklar açısından refaha kavuşmuş değildir.
Bir kısım çevreler, Öğretmenler Günü’nü “prosedür icabı” kutlamaktadır. Bu sebeple öğretmenler günü yine yaralara merhem olmayacak, yine öğretmenlerin çığlıkları sahipsiz kalacaktır. 
Öğretmenler ekonomik durumları iyileştirilmeli
Geleceğimizi yetiştiren beyinler, geçim derdinde. Öğretmenler, bugün geçim sıkıntısı içinde kıvranmakta, layık oldukları ilgiyi, önemi ve desteği görememektedirler. 
Yapılan araştırmalarda öğretmenlerin yaklaşık yüzde 40’ı ek iş yaparak geçinmekte, yüzde 80’i kredi kartı borç batağında çırpınmakta, büyük şehirlerde görev yapan öğretmenlerin de maaşlarının yüzde 55’ini ev kirasına vermektedirler. 
Öğretmenler, bir ülkenin yetiştirdiği kuşakların hamurunu karan, mayasını katan, yoğuran ve şeklini veren ustalardır. 
Yeni nesil, öğretmenlerin eseridir. Hepimizin bugünlere gelmesinde yoğun emekleri bulunan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. 
Öğrencilerin uyması gereken kurallar 
Öğrenci öğretmenine karşı: 
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”  ayet-i kerimesindeki bildirilen bilenlerle bilmeyenler arasındaki farkın idrakinde olarak hareket etmelidir. 
Yine Hz. Ali’nin (R.A.) “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözündeki sırrı iyi anlayarak öğretmenine karşı gerekli tevazuu göstermelidir. 
Öğrenci öğretmenine karşı soru sorma hakkını istismar etmemelidir. 
Öğretmen öğrenci ilişkilerindeki sevgi-saygı çerçevesine de dikkat ederek bilmediklerini öğrenmek yahut anlayamadıklarını daha iyi idrak edebilmek adına öğretmenine soru yöneltmelidir. 
Öğretmenini küçük düşürme, rencide etme yahut dersi sabote etme amaçlı sorulardan kaçınmalıdır.

24 Kasım 2014

Öğretmenimin (hocamın) günü

Mevlüt Özcan

22-11-2014

Vefasızlığın geçer akçe olduğu toplumlarda “bir gün” ihdas etmek moda olur. Söz konusu gün kimin ile ilgili ise o gün seyreyleyin siz nutuk çekenleri.
Kanunî’nin:
“Güle gûş ettiremez boş yere bülbül inler
Varak-ı mührü vefa kim okur kim dinler” beytinde olduğu gibi havanda su dövülür. 
 “Bugün Öğretmenler Günü”ymüş. Bana göre bugünü ihdas edenler, öğretmenlik mesleğinin hiçbir değerinin kalmadığını buna bir değer kazandırmak gerektiğini idrak edenlerdir.
Öğretmenliğin toplumdaki itibarı hangi seviyede?
Bu soruyu devleti yöneten yönetemeyeceklere sormalıdır.
Devleti eline geçiren, maarifin temelini dinamitlemiştir. Bu sistem öğretmeni katleden bir sistemdir. Çark budur, maalesef.
Oysaki öğretmenlik bir meslektir. Sıradan değil yüksek bir meslektir. Herkesin yapacağı bir iş değil, Allah vergisidir. Yaratılıştan öğretmenlik vasıflarına haiz olmayan kimselerin iyi öğretmen olması da mümkün değildir.
Bugün öğretmenlik kutsal olmaktan çıkmış, esnaflaşmıştır. Yani öğretmenlik, alelâde bir geçim vasıtası gibi düşünülmektedir. Hâlbuki öğretmenlikten maksat, para kazanmak değil, topluma memleketin istikbaline ve bilhassa Allah’ın rızasına hizmet etmektir.
Öğretmen, geçim kaygısı ve para derdi ile yırtınır noktaya getirilmemelidir.
Neslin selameti için, devletin üç kesime çok önem vermesi gerekir.
1- Ana
2- İmam
3- Muallim
Devlet, bu üç kesimin de canına okumaktadır.
Dünyanın neresinde görülmüş? Senin başın örtülü, sende sakal var, senin kravatın yok; bahaneleriyle öğretmenlik görevlerine son verilen insanlar. Bu zalimler kim adına bu milletin evlatlarına zulmediyorlar.
Milletine zulmedenler de biliyorlar ki, insanlığın yükselmesi ve yıkılışları her zaman okulda hazırlanmıştır.
Genç nesillerin okulda yoğrulması, geleceğin hayatını hazırlar. Bugünkü okul, manevî kudret kaynağı olmaktan çıkmıştır, sönmüş bir ocaktır. Günümüzde maalesef, ilim inkârı vasıtada silah olarak kullanılıyor.
Hangi ülke huzur istiyorsa, önce maarifine dikkat etsin. Bu maarif insanı, insan yapacak hususlara yeterli ağırlık vermiyor. 
Bugün ülkemiz anarşi ve terörle iç içe ise, enflasyon varsa, toplumda güven ve iç barış yoksa, ücret dengesizliği varsa, yönetenler ve yönetilenler birbirlerine karşı itimatsızsa bunun tek sebebi eğitim sistemi, eğitimciler ve siyasilerdir.
Eğitim çözümdür. Biz de uygulanan eğitim sürekli problem olmuştur.
İlkokullara verdiğimiz milyonlarca melek gibi evladımız ortaokullarda beyinleri yıkanmış birer anarşist olarak karşımıza çıkmaktadır.
Devlet, takip ettiği eğitim politikasıyla hem öğretmeni perişan etmekte, hem de milletin geleceğini karanlıklara sürüklemektedir. Bu gidişat ile tertip edilen “Öğretmenler Günü” de bir uyutmacadan ibarettir. Kimse kimseyi kandırmaya kalkışmasın.

24 Kasım Öğretmenler Günü-2

Mehmet Talü
24-11-2014

Bu saydığımız hususlar eğitim açısından, eğitimcilerin başarılı olması bakımından son derece elzem olan hususlardır. Öğretmen camiasının “elleri öpülesi” öğretmen olabilmeleri için, yerine getirmeleri gereken hususlardır. Unutulmasın ki muallimlik mesleği “peygamberler mesleğidir” ve hakkıyla icra edilmesi gerekir.
Bu vesileyle öğretmenlerimizin yukarıdaki hususları bir kez daha dikkate almalarını rica ediyor, eleştirilerini bekliyor ve başarılar diliyorum…
Eğitim sistemi içler acısı
İnsanlığın gelişmesinde, medeniyetlerin ilerlemesinde, dünya barışının tesisi için dayanışma sağlanmasında ve insanlığın huzur ve refahı için gerekli ortamın hazırlanmasında öğretmenin yüklendiği büyük rol göz ardı edilemez. Bunun için, toplumların en önemli görevi, üstün meziyetlere sahip öğretmenler yetiştirmektir.
Günümüz Türkiye’sinde yaşanan sıkıntılı süreçte öğretmenlerimize her zamankinden fazla görev düşmektedir. Dünyanın genç nüfusu en yoğun ülkelerinden biri olmakla övünürken, gençliğinin büyük çoğunluğunu ne yazık ki, iletişim araçları ile ortaya konulmuş popüler söyleme endeksli, kurtlar vadisinde dolaşmaya hevesli, stadyumlarda, eğlence ve konser salonlarında eğlenen tek tip bir gençlik oluşturma yolunda bir ülke seviyesine düşürmeye çalışanlar var. 
Gençliğimize kurulan tuzaklar bu kadar da değildir. Türkiye’de ortaöğretim kurumları adeta başıboş bırakılarak, buradaki evlatlarımız uyuşturucu tacirlerinin, misyonerlerin ve ahlaki tahribatın pençesine bırakılmıştır. Yeniden Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki gençler arasında sigara, alkol ve uyuşturucu maddeye başlama yaşı 13’e kadar düşmüş. Araştırma, 24-25 bin ilköğretim ve lise öğrencisi üzerinde yapılmıştır. İlköğretim öğrencilerinin yüzde 16’sının hayatları boyunca en az bir kez sigara kullandıkları tespit edilmiş, bu çocuklar arasında sigaraya başlama yaşı da ortalama 11 olarak belirlenmiştir. Aynı araştırma, her gün en az bir kez alkol kullanan öğrenci oranının yüzde 15 olduğunu göstermektedir. Türkiye’de lise ikinci sınıf öğrencileri arasında sigara, alkol, uçucu madde ve hap kullanımında ilk sırada İzmir ilimiz yer almaktadır. 1998 yılında yapılan benzeri bir araştırmaya göre, o günden bu yana extasy kullanımı iki kattan fazla, eroin kullanımı iki kat, hap kullanımı 1,5 kat ve esrar kullanımı yüzde bir oranında artmıştır. Tüm bunlarla birlikte ülkemizin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla da bağlantılı olarak gençliğimiz gelecek endişesi içerisine düşmüştür, ÖSS ve tüm eğitim süreci boyunca devam eden çarpık sınav uygulamaları ile eğitimden soğumuş, hayattan bezmiş, öylece yaşayıp giden idealsiz, şuursuz, ülke meselelerine duyarsız, özgüvenden yoksun bir genç kesim oluşmuştur. 
İşte böyle bir ortamda, gençliği içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtaracak kişiler öncelikle öğretmenlerdir. Çünkü hepimizin malumu olduğu üzere, çocuklarımız, ilköğretimden itibaren ailesinden daha fazla okul ortamında zaman geçirmektedir. Öğretmen, çocuğun birinci örneğidir. 
O halde öğretmenlerimiz de vasıflı insanlardan seçilerek görevlendirilmeli, ekonomik ve sosyal güvenceye kavuşturulmalı, öğretmenlik cazip bir meslek haline getirilmelidir.
Şanlı bir tarihin mirasçıları olan ve bu topraklarda en büyük medeniyetleri kuran aziz milletimiz, bugünkü modern ilimlerin temelini atan pek çok âlim yetiştirmiştir. Bugün de doğru politikalarla bu atmosfer yeniden sağlanmalıdır. Şurası bir gerçek ki; ülkemizi medeniyet yarışında “lider ülke” yapacak ve insanımıza hayırlı hizmetler verebilecek vatan evlatlarının maddi ve manevi açıdan iyi yetişmesini sağlayacak fedakâr öğretmenlerimizin de, öğretmen olma arzusunu taşıyan gençlerimizin de Millî Görüş iktidarına ihtiyacı vardır.
Millî Görüş iktidarıyla yaşanacak huzur ve barış dolu müreffeh günlerin yakın olması dileklerimizle, tüm öğretmenlerimizin ellerinden öpüyoruz.
“Öğretmenler günü kutlu olsun.”
Vaatlerin anlatıldığı bir gün olmasın. 

 

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ