BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

26 Ekim 2020

Hz Muhammed (sav) hayatı

                                        Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla 


Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ'ya mahsustur. Kâinatın zerresi adedince salât ve selam iki cihanın güneşi Hz. Muhammed (sav) e aline ashabına ve kıyamete kadar onun nurlu yolunda gidenlere olsun. 

                      Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed 


 Selam sana ey sevgili selam sana ey kutlu nebi selam sana ey nebiler serveri 


Kıymetli okurlarım! Kâinat, yaratıldığı günden beri bir doğum bekliyordu. Bütün dünya, yüz yılardan beri bu doğuma hasret çekiyordu. 

Yerlerde ki ve göklerde ki her şey. Gelecek bu doğumun aşkıyla yanıyordu. Gelecek bu doğumla, Tevhit sancağı yeniden dalgalanacaktı. Hidayet güneşi yeniden doğacaktı. 

İnsanlık, şirk ve küfür karanlıklarını yeniden kovacaktı. Kalpler iman nuruyla yeniden aydınlanacaktı. Küfür putları devrilecek, şirk ateşleri sönecek, zulüm direkleri göçecekti. İnsan, mümin olacak ve insanlık yeniden kurtulacaktı. 


İki cihan güneşi, Âlemlerin rahmeti, Nebilerin nuru, velilerin serdarı, insanlık bahçesinin kemal meyvesi, nübüvvet zincirinin son halkası, Hz. İbrahim peygamberin duası, İsa (as) müjdesi, Hz. Âmine Hatunun rüyası, bütün insanlığın efendisi, rehberi, örneği, önderi, peygamberi, Hz. Ahmet (sav)  doğumuydu. 


Hz. Allah bu doğumun getireceği peygamberi, Kur’an-ı Kerim’de bütün beşeriyete şöyle takdim edecekti. 

 “Ey Nebi, biz, seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe Suresi, 28) 

 “Muhammed Allah'ın elçisidir.” (Fetih Suresi, 29) 

Muhammed sizin erkeklerinizden hiç birinizin babası değildir. Fakat o, Allahın Rasulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzap suresi.40) 
 
Gönderilen gelecekti. Bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı ve bir davetçi olarak O’nun gönderen Allahu Teâlâ'ydı. Kameri aylardan Rebiül Evvel ayının on ikinci, gecesolmuştu, O’ gece, sabaha karşı tan yeri ağarmıştı ki, kutsal belde Mekke-i Mükerreme’nin Kureyş kabilesi Haşim oğulları soyundan “Hanif dinine” mensup bir aileden Fahri Alem Efendimiz (sav) en büyük ve en şerefli doğumu meydana geldi. Gün doğmadan bütün dünya nur ile doldu. 

(Hanif dini Hz. İbrahim peygamber tarafından temsil edilen tevhit esasına dayalı hak din) 

Hz Abdullah’tan Hz Âmine Hatunun alnına geçmiş olan yüce nur O’nun alnına geçti. Hz. Âdem (a.s.) devrinden beri evlattan evlada geçe gelen son peygamberlik nuru sahibini buldu. Artık onda karar kıldı. Sabahleyin hep putlar yüzüstü düşmüş bulundu. Görenler hayrette kaldı. 


Hz. Âmine şöyle dermiş: “Ben diğer kadınlar gibi hamilelik zahmeti çekmedim” Hamilelerde meydana gelen ağırlıkları görmedim. 

Fakat gece rüyada gördüm ki bir kimse gelip, ‘Ey Âmine! Muhakkak bilmelisin ki, sen âlemlerin en hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed (sav) koyasın’ dedi. Doğum zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi, ürktüm. Hemen bir akkuş geldi, kanadı ile arkamı sıvazladı. 


Benden korkma ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım, bir beyaz kâse ile şerbet sundular. Alıp içtiğimde her tarafımı nur kapladı. O anda Âlemin Efendisi dünyaya teşrif ettiler. Abdulmuttalip böyle doğumu kutlamak için doğumun yedinci gününde develer kestirerek Mekke-i Mükerremelilere üçgün ziyafet verdi. 


Ziyafet sırasında çocuğa hangi ismi koydun diyenlere, “Muhammed” ismini verdim dedi. Neden atalarından birinin ismini vermedin diyenlere Allah’ın ve insanların onu methetmelerini, övmelerini istediğim için cevabını verdi. Annesi Hz Amine Hatun’da Ahmed” ismini verdim dedi..  


Peygamberimiz (sav) dünyaya gelmeden babasını kaybetti 

 Annesi Allah Rasulü (sav) kısa bir süre emzirdikten sonra sütannesi halime hatuna verildi Halime hatunun yanında dört sene kaldıktan sonra Annesi Amine hatuna teslim etti 6 yaşında da annesini kaybedip öksüz ve yetim kaldı. 

 Efendimizin süt anneleri 1- Ebu lehebin cariyesi Süveybe 2- Dadısı Ümmü eymen 3- Halime Hatun  

Süveybeden süt kardeşleri 1- Amcası Hz Hamza (ra) 2- Hz Ebu Seleme (ra) 3- Hz Abdullah Bin Caş (ra)    


Halime Hatundan süt kardeşleri 1- Abdullah, 2- Şeyma, 3- Üneys  


 Efendimiz (sav) 201 tane ismi şerifleri var. 6 yaşında annesini kaybedince 6 yaşından 8 yaşına kadar dedesi Abdülmuttalip  baktı 8 yaşında iken dedesi vefat edince 8 yaşından 25 yaşına kadar öz amcası Ebu talip baktı. 

  

Peygamber Efendimizin (sav) 12 tane hanımı var.  25 yaşında ilk Hz Hatice Annemizle evlendi 6 tane çocuğu oldu, Hz Mariye Annemizden de ibrahim dünyaya geldi,  

  Efendimizin (sav) 10 tane torunu var. 12 tane amcası var  8 tane halası var 4 tane teyzesi var  

40 yaşında Peygamberlik verildi.  13 sene Mekkei Mükerremede Peygamberlik yaptı 53 yaşında Mekkei Mükerreme den Medinei Münevvereye Hicret Etti 10 senede Medin'i Münevver ede Peygamberlik yaptı  toplam Peyganberlik vazifesini  23 sene yaptı. 

 63 yaşında Medinei Münevverede Hz Aişe annemizin odasında yeşil kubbenin altında mübarek başı Hz Aişe validemizin göğsünde iken mübarek ruhu refiki alaya yükseldi. 


 Dünyaya teşrifleri. Pazartesi günü gerçekleşti.  

Peygamberlik vazifesi pazartesi günü verildi.  

Mekke'den Medine'ye Hicret için pazartesi yola çıktı. 

Hicretin 11. Senesi Rebiyülevvel ayının 12 . Pazartesi Pazartesi günü  

632 Tarihinde fani alemden baki aleme irtihal ettiler. 


 Allahın Sevgilisi (sav) fani alemden baki aleme geçişi ile nur beldesi Medin'i Münevvere ye acı bir çığlık yayıldı. Kadın erkek yaşlı genç çoluk çocuk yollara döküldü herkes şaşırmış bir vaziyette ağlaşıyorlardı.  


Hz Osman (rav) dili tutulmuş konuşamıyordu. Hz Ali bir duvarın dibine çökmüş Başını iki elinin arasına almış hıçkırarak ağlıyordu. Şaşkına dönen Hz Ömer (rav) kılıcını çekmiş sağa sola koşuyor kim Hz Muhammed (sav) öldü derse onun kafasını keserim diye bağırıyordu   

 

Bu acı haberi duyan Hz. Ebubekir (r.a.) evinden koşarak geldi. Doğruca 

Efendimiz’ in (sav) evine gitti, Allah Resulünün (sav) üzerindeki 
Örtüyü kaldırıp alnından öptü ve “Anam, babam, canım sana feda olsun” 
deyip ağlamaya başladı. 
 

Bu sadık dost sevgilinin yanından hiçbir zaman ayrılmamıştı. Ama O’na 
da doyamamıştı. Güçlükle toparlanıp mescide gitti. Etrafına 
Toplananlara 
 
“Muhammed bir peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür yahut öldürülürse 
ökçelerinizin üstünde (gerisin geri) mi döneceksiniz? Kim (böyle) iki 
ökçesi üzerinde (ardına) dönerse elbette Allah’a hiçbir şeyle zarar 
yapmış olmaz. Allaha şükür (ve sebat) edenlere mükâfat verecektir.” 
 
Ayet-i kerimesini okuyarak “İyi biliniz ki Hz. Muhammed (sav) dünyadan 
Göçmüştür. Onun Rabbi olan Allah ise diridir. Muhammed (sav) ancak 
Resul'dür” demiştir. 
 
Bunu duyan Hz. Ömer (r.a.) ilk defa bu ayeti duyuyormuş gibi 
Toparlanıp kendine geldi. Sevgilinin bu dünyadan ayrıldığına inandı. 
 
Duyar duymaz dizlerinin bağı çözülerek bulunduğu yere yığılıp kaldı. 
Hıçkırarak ağlamaya başladı. Âlemlerin Efendisi’nin yıkanma işi 
Bittikten sonra mübarek cesedi, sedirin üzerine konulmuştu. 
 
Önce erkekler, sonra kadınlar, sonra çocuklar cenaze namazını 
Kıldılar. Habibullah’ın (sav) hayatında olduğu gibi irtihalinden 
Sonrada, herkesin imamı olduğu için cenaze namazında kimse imam 
Olmadı. 
 
Salı’yı, Çarşamba’ya bağlayan gecenin yarısında, Mübarek cesedini 
Kabr-i Saadetine Hz. Ali (r.a.), Hz. Fazl (r.a.), Hz. Usame (r.a.) ve 
Hz. Abdurrahman (r.a.) indirdiler. 
 
Mübarek kabirlerini Hz. Ubeyde-İbnül Cerrah ile, Hz.Ebu Talha (r.a.) 
Kazdılar. Bütün insanoğluma Allahu Teala’nın müjdesini getiren varlık 
nurunun mübarek vücudunu toprağa koydular ve üzerini örtüp meydana 
Çıkan toprak yığınına hayretle baktılar. 
 
Gözler ve gönüller kan ağlıyordu. Hicran oku ciğerleri delmişti. Bütün 
sahabelerin gözleri ırmak olmuştu, sanki gökler, yerler, güneş, 
yıldızlar, dağlar, taşlar, canlı ve cansız her varlık onlarla beraber 
gözyaşı döküyordu. 
 
Çünkü o hicran gecesinin gündüzü yoktu. Sevgilinin kızı Hz. Fatma (ra) geldi saygıyla eğildi. Sonsuzluk nebisinin kabrinden bir avuç toprak aldı. Mübarek 
kabrin toprağını doya doya kokladı. 
 
Yüzüne gözüne sürdükten sonra, Hz. Ahmet'in (sav) toprağını koklayanın 
hali ne olur. Ömrünün sonuna kadar güzel kokuları koklamamak, benim üzerime birtakım belalar döküldü ki, eğer gündüzlerin üzerine dökülseydi gece olurdu dedi. 

Her kim günde Peygamberimiz (sav) 1000, defa Salatü Selam getirirse cennetteki yerini görmeden ölmez ( Hadisi Şerif )    

  

Rabbim Cennete Efendimiz (sav) komşu eylesin Amin. 


 Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed 

 

 

20 Ekim 2020

Halk Adamı, Din Adamı, Millet Adamı Naim Hoca

Erzurum denildiğinde tarihi eserleri, kültürü, folkloru, önemli şahsiyetleri akla gelir. Bu önemli kişiliklerden biri de Naim Hoca'dır.


Naim Hoca, gençliğinden itibaren gerek arkadaşları arasında, gerek dini vazifesinden dolayı cami cemaati arasında ve gerekse esnaflığından dolayı ticaret erbabı arasında sevilen, sayılan bir şahsiyetti. O, kendisine olan saygısından ve değer vermesinden dolayı başkalarına da saygı duyan ve değer veren, kendisinden büyüklere saygı, küçüklere sevgi duyan, insanları iyiliğe yönel­ten, kötüden ve kötülükten uzaklaştırmaya uğraşan, yerine göre insanları iyilikle ve kırmadan uyaran bir şahsiyetti.

Naim Hocanın böyle bir kişiliğe sahip olmasının temelinde yapmacık tavırlarının bulunmaması, son derecede doğal olma­sı, içindeki duygularını dışına aksettirmesi, kalbinin güzelliğini yüzüne yansıtması sayılabilir. Yapmacık tavırları bulunmayan Naim Hoca, fevkalade tabii hareket ettiği ve konuştuğu için de herkes tarafından sevilirdi.

Mütevaziliğinden dolayı kendisini sık sık tenkit eder ve "benden hoca olmaz, benim hocalığım hocaların olmadığı yer­de olur" derdi. Bir gün Lala Paşa Camii'nde vaaz ederken "Müs­lüman aklın başan sesle, burdan kimler geldi kimler geçti, şimdi Solakzade içeri girse, baksa ki berber Naim Lale (Lala) Paşa kür­süsünden vaaz edir, he eyvah ey; dudular, gumrular, bülbüller getti, gargalara galan dünya" diye kendisinin ilimde üst düzey bir hoca olmadığını söyleyebilecek kadar tevazu sahibiydi. Al­çak gönüllü bir insan olan Naim Hoca, imamlıktan önceki asıl mesleği berberliği hiçbir zaman inkâr etmeyerek sık sık "karga­lara kalan dünya, hele hâle bakın ki asıl hocalar aşağıda oturir, berber Naim kürsüye çıkmış vaaz verir! Berber Naimden hoca olursa, artık gerisini siz düşünün!" şeklinde özeleştiride bulun­maktan geri durmazdı.

Vaaz ederken camide kendisinden daha bilgili olduğunu bil­diği biri varsa, o zaman "ben hoca değilem, hoca orda" derdi.

Yapmacıklı tavırlardan uzak durur, olduğu gibi davranır ve konuşurdu. Bu doğal davranışları, onu sevenlerin sayısını her geçen gün arttırır, dinleyenlerin çoğu ona bağlanır ve sık sık ge­lip onun vaazlarını dinlerlerdi. Devlet yetkilileri de onun bu tabii tavırlarından dolayı ona itibar eder ve görüşlerinden istifade ederlerdi.

Naim Hoca'nın gerek arkadaşları ve dostlarıyla yaptığı gündelik konuşmalarında gerek vaazlarında ve gerekse devlet erkâ­nıyla olan diyaloglarında çekinmeksizin telaffuz ettiği kendine özgü kavram ve söyleyişleri vardı. Bunlardan bazıları 'ola uşah Allah görir bilir', 'digget et Müslüman!', 'ellem gullem yoh', 'dalgayi değiş!', 'benim bir halım var', 'ola Müslüman buraya bak , 'digget et möhterem cemaat', 'Allah Allah, eşhedü en la ilahe illallah' 'Allah her yerde hazır nazırdır', 'ahlın başan sesle', 'mehebbetim geldi'idi.

Erzurumlu Naim Hoca

Naim Hoca'nın Hayatı

Naim Gölleroğlu'nun ailesi, tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sırasında veya sonrasın­da Ahıska taraflarından Kars ve Hasankale yoluyla Erzurum'a gelmişlerdir. Erzurum'un Mehdi Efendi Mahallesi Gümüşgöz sokağına yerleşen bu yoksul ailenin ikinci kuşağı sayılan Sabri Efendi ile Nuşire Hanınım ikinci çocuğu olan Naim, 1925 (rumi 1341); yılında bu mahallede doğdu. Sabri Efendi, geçimini sağ­lamak için evlerin damlarına çekilecek olan toprağı öküz ara­basıyla getirip ev sahiplerine satardı; bu nedenle Arabacı Sabri olarak tanınmıştı.

Ailenin ilk çocuğu olan Salih, okula gitmesine rağmen, ev­lerinin tek geçim kaynağı olan babaları Sabri Efendinin ölü­mü nedeniyle Naim okula gönderilemedi. Dokuz yaşma gelen Naim, ailenin geçimine katkıda bulunabilmesi amacıyla, Tebrizkapı'da berberlik yapan ve mahalleden de komşuları olan Mus­tafa Usta'nın yanına çırak olarak verildi.

Berberde çıraklık yaparak ailesinin geçimine katkı sağlama­ya çalışan ve gençlik merdivenlerini henüz tırmanmaya başla­yan Naim'in hayat çizgisi, 1939 yılında Alvar İmamı Muhammet Lütfi Efendi yi tanımasıyla belki de hayal bile edemeyeceği şekil­de değişmiştir.

Erzurumlu Naim Hoca

Alvarlı Efe Hazretleri'nin Erzurum'a yerleşmesinin ardından ilk saç tıraşını Naim Gölleroğlu yapar

Alvar'da imamlık yaptığı sırada ra­hatsızlığından dolayı sürekli kontrol altında olmak maksadıy­la oradaki görevini bırakıp Erzurum'a yerleşme kararı alan Efe Hazretleri, Mehdi Efendi mahallesinde bir ev kiralayınca, Nuşire Hanım ve çocuklarına komşu olmuştur. Alvarlı Efe Hazretleri bu mahalleye yerleştiği sırada Naim Gölleroğlu, 14 yaşındadır ve berberlik mesleğine gireli de 6 yıl olmuştur. Erzurum ve çev­resinde herkes tarafından tanınıp bilinen, kendisine çok hürmet edilen Alvarlı Efe, yerleştiği mahalledeki ilk saç tıraşını Naim Gölleroğlu'nun çalıştığı berberde bizzat Naim'e yaptırmıştır. Bu tıraş sırasında Alvarlı Efenin gönlü Naim Gölleroğlu'na, onun gönlü de Efe Hazretlerine ısınmıştır. O günden sonra Naim Göl­leroğlu iş saatleri dışında komşuları Alvarlı Efe Hazretlerinin evine gidip ondan feyz almış, hocasının tıraş zamanı geldiğinde de berber malzemelerini yanma alıp tıraşını onun kendi evinde bizzat yapmıştır. Yeni usulle eğitim alamayan Naim Gölleroğlu, eski usulle ilk eğitimini ve bu meyanda dini bilgilerini Alvarlı Efe Hazretlerinden almaya, Kur'an okumayı öğrenmeye başla­mıştır. Naim Gölleroğlu, sempatik tavırları ve zekâsıyla kısa sü­rede Efe Hazretlerinin gönlünü ve takdirini kazanmış, ona say­gıda kusur etmeyerek Efe'nin hayatta olduğu süre içinde hayır duasını almıştır.

Askere giden Naim Gölleroğlu'na Alvarlı Efe Kerameti

Zamanını, bir taraftan berberlik yaparak, bir taraftan da Alvarlı Efenin iki küçük odadan ibaret evindeki sohbet ve zikir­lerini dinleyerek değerlendiren Naim Gölleroğlu, askerlik vakti geldiğinde maddi sıkıntıdan dolayı ailesinin nasıl geçineceğine dair düşüncelere dalmışsa da "rızkı veren Allah'tır" düsturunun gereğini yerine getirerek askerliğe başlamıştır. Naim Gölleroğ­lu, 1944-47 yılları arasında önce üç aylık acemiliğini, sonra Alvarlı Efe'nin de girişimleriyle usta askerliğini Erzurum'da, daha sonraları Silah Fabrikası olarak da isimlendirilen Ağır Bakım'da Harp Sanayii askeri olarak yapmıştır. Üstelik o günkü şartlar­da, bu Harp Sanayii askerliğinden dolayı askeriyeden oldukça iyi bir maaş almaya başlayınca yüzü gülmüş ve sıkıntılar içinde bulunan ailesinin geçimine daha fazla katkıda bulunmuştur.

Bir gönül adamı olan Alvarlı Efe Hazretlerinden aldığı feyzle Naim Gölleroğlu da gönül ehli olma yolunda ilk adımları bu fabrikadaki makinaların seslerinden çıkardığı anlamlarla ortaya koymaya başlamıştır. Makine ve torna kısımlarına gitti­ği zamanlarda oralardaki makinaların çıkardığı sesleri Alvarlı Efe nin dergâhındaki zikirlere benzeterek makinaların seslerine "Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah..." şeklinde eşlik eden Naim Gölle­roğlu, bu hususta kendisine soru soranlara, âlemde sadece canlı varlıkların değil, cansız varlıkların bile kendi lisanlarıyla Allah'ı zikrettiklerini söylermiş.

Okuma ve öğrenmeye çok meraklı olan Naim Usta

Askerlik sonrası kendine ait berber dükkanı açan, okuma ve öğrenmeye çok meraklı olan Naim Usta, kendi­ne ait bir dükkânı olunca, berber dükkânında da bu konuda bir şeyler yapmayı kafasına koymuştur. Öncelikli hedefi, okumayı öğrendiği Kur'an'ı ilerletip daha iyi okumakmış. Nitekim dük­kânda müşteri olmadığı kısa anlarda bir gazetenin arasına, ko­pardığı Kur'an yapraklarından koyup onları okumaya çalışırmış.

Yeni harflerden oluşan Türk alfabesini ise okula gitmediği için, kendi başına öğrenmeye çalışıyormuş. Okumayı tam sökemediğinden dolayı da bazen gazeteyi ters tutarak arasına Kur'an say­falarını koyduğu oluyormuş. Bu yüzden dükkâna gelen okuma yazma bilenler 'Yav Naim Usta, gazeteyi ters tutmuşsun!' diye uyarırlarmış. Naim Usta'nın böyle yapmasının nedeni, o yıllar­da yaşanan bazı sıkıntılardan dolayı herkesin istediği gibi dini eğitim alamamasıymış. Kendi okumasını ilerletmek için; müşterisi bulunmadığı zamanlarda sık sık dükkânım terk edip, Bakırcı Camiine ve Taş Cami'ye giderek buraların hocalarından dersler almıştır. Hatta daha iyi çalışabilmek için bazı geceler bu camilerin medreselerinde sa­bahladığı da olmuştur.

26 Eylül 2020

NEFİS NEYİ EMREDER? KÖTÜLÜĞÜ

“Nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin rahmet ettikleri hariç daima kötülüğü emreder. Rabbim gafurdur, rahîmdir.“ (Yusuf, 53)

Nefsiniz neyi isterse tam tersini yapalım.


09 Eylül 2020

KÖYLÜMÜZ RAHMETLİ OLDU

 الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)


 Köylümüz KETİBE ÇAY  09 EYLÜL ÇARŞAMBA  günü rahmetli oldu. 09 EYLÜL ÇARŞAMBA  günü TORTUM DEMİRCİLER KÖYÜ CAMİSİ'NDE öğle  namazı sonrasında KÖYDE defnedilecek .Allah(cc) rahmet eylesin.Yakınlarına da sabır versin.

03 Eylül 2020

KÖYLÜMÜZ RAHMETLİ OLDU

 

KÖYLÜMÜZ RAHMETLİ OLDU

 الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)


 Köylümüz NEVRİYE SUCU  03 EYLÜL Perşembe  günü rahmetli oldu. 04 EYLÜL Cuma  günü TORTUM DEMİRCİLER KÖYÜ CAMİSİ'NDE öğle  namazı sonrasında KÖYDE defnedilecek .Allah(cc) rahmet eylesin.Yakınlarına da sabır versin.

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ