BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

mevlüt özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevlüt özcan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2014

İnsanlığı tehdit eden hastalık: MODA

Moda, insanı ruhen süflileştiren bir illet… Bununla beraber, insan sağlığını da tehdit ediyor. Kendilerini şekilden şekle sokan modaistler takip ettikleri yolda hem kişiliklerini hem de sağlıklarını kaybediyor.

İnsanlığı Allah’a kulluktan uzaklaştıran moda illeti, belli bir zümrenin elinde bugün toplumları değneklere takılmış karagözler gibi oynatıyor. Yular vurulmuş hayvan gibi istenen istikamete çekilen yığınlar haline getirilmiş toplumlar, Allah’a kul olamamanın cezasını çekiyorlar. Başkalarının arzu ve iştahlarına göre yaşamak, işte en adi hayat tarzı budur! Böyle bir hayatın içinde olanlar kendi benliklerini yok ederler.

Modaya uymak için giyilen elbiseler, vücuda şekil vermek gayesiyle giyilen korseler, sentetik giyim eşyaları vs. gibi giyecekler vücudu tahrip ediyor.

Uzmanların uyarılarını ve söylenebilecekleri şöyle özetleyelim:

1.         Dar yakalı elbiseler kan dolaşımını etkiliyor. Bunun ortaya çıkardığı zararlar:

a.         Oksijen yetersizliği

b.         Baş ağrısı

c.         İç kanama

d.         Sinir bozuklukları (Toplumlardaki kendine hakim olamama intiharın artmasının sebeplerinden biri de budur.)

2.         Dar gömlek ve bluzlar sıhhatli solunumu engelledikleri için vücut ısısının yükselmesine neden oluyor. Kalbin rahat çalışmasını engellediği için de zaman içinde kalp rahatsızlığı ortaya çıkıyor.

3.         Dar pantolonlar insan sağlığı için son derece zararlıdır. Zira dar pantolon:

a.         Solunumu engelliyor

b.         Vücut ısısını arttırıyor

c.         Kalp hastalıklarına zemin hazırlıyor.

d.         Cinsel organlarda ciddi etki yapıyor. Bu ise büyük problemlere neden oluyor.

4.         Bele takılan kemer iyice sıkılırsa da zararlıdır

a.         İç organlar üzerinde baskı yaparak doğru çalışmasını engeller.

b.         Özellikle solunum bozuklukları ve böbrek iltihapları kendini gösterir.

c.         Yüksek ökçeli ayakkabıların zararları tartışılmaz.

d.         Ayak parmakları deforme olur.

e.         Nasır yapar.

f.         Dolaşım bozukluklarına sebep olur.

5.         Petrol ürünlerinden yapılan sentetik giyecekler ya hastalıkların başlatıcısı ya da hızlandırıcısı oluyor. Bu tür elbiselerin zararlarını şöyle sıralayabiliriz:

a.         Şayet vücutta hastalık varsa onu canlandırır.

b.         Mafsal ağrılarına neden olur.

c.         Vücutta tahrişlere sebep olur.

d.         Sivilcelerin oluştuğu görülür.

e.         Vücutta alerji yapar.

f.         Sinir sistemini olumsuz yönde etkiler. Buhranlara sebep olur.

g.         Vücutta oluşan terleri emmedikleri için kötü kokuların oluşmasına sebep olur.

h.         Daha nice zararları vardır.

Netice:

Giyim eşyasını alırken modaya uygunluk değil, yaratılışımıza ve sıhhatimize uygunluğa bakmalıyız.

 Mevlüt Özcan

Milli Gazete

14 Mart 2014

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ İLE İLGİLİ KONUŞMA

Muhterem Müslümanlar!
Milletlerin tarihleri varsa gelecekleri de var demektir.
Müslüman Türk milleti olarak bizim şanlı bir geçmişimiz, yüzümüzü güldüren, başımızı dik tutturan şerefli bir ecdadımız var. Geçmişimizden hep sitayişle/övgüyle bahsediyor onlara Allah’tan daima rahmet diliyoruz.
Ecdadımızdan bahsederken duyduğumuz haz önümüzü aydınlatmalı. Yiğitliğin, kahramanlığın, kılı kırk yararcasına hassasiyet gösterilen İslâmî inancın yaşanmasının, helâl-haram hususunda gösterilen dikkatin, dedelerimizi, ninelerimizi kahramanlaştırıp destanlar yazdırmasının önemini hepimize gayemizin ne olması lazım geldiğini idrak ettirmelidir. Aksi hâl mezar taşlarıyla övünmek olur ki, bu da anlamsız, boş bir iddiadan başka bir şey olmaz.
Muhterem Müslümanlar!
Bizim tarihimiz zaferlerle doldur.
Ecdadımızı kahraman yapan Müslümanlıklarıdır/İslâmi yaşantıdaki hassasiyetleridir. Bugün, tarihimizdeki zaferlerden biri olan Çanakkale Zaferi üzerinde duracağım:
Çanakkale muharebeleri, tarihin akışı içinde yalnız Türkiye açısından değil, siyasi, ekonomik ve kültürel yönleriyle dünya tarihini etkileyen birçok gelişmelerin ve sonuçların önemli bir dönüm noktası olmuştur. Çanakkale Zaferi ile ilgili değerlendirmesinde Sami Paşazâde Sezai der ki:
“Çanakkale müdafaası üç mucizeler muharebesidir. Bu zafer ile Müslüman Türk milleti:
•          İçinde yaşadığı konumu (yani hâli) kurtardı.
•          Mâziye hamâset/kahramanlık ve azâmetini/büyüklüğünü iade etti.
•          Vatanımızı bir vatân-ı ebedi/ebediyyen bize ve nesillerimize vatan yaptı.
Batılıların “Hasta adam” dediği bu millet, Çanakkale zaferiyle Balkan harbinden kalma ezikliği üstünden atmış; kahraman bir milletin varlığını bütün dünyaya ispat etmiştir.
Çanakkale Zaferi, kurtuluş savaşımızın başlangıcı olmuştur. Kazanılan bu zaferle:
•          Osmanlı Devleti anî çöküşten kurtarılmıştır.
•          Rusya’da rejim değişikliği olmuştur.
•          Avrupa süper güçlerinin yenilmezliği efsanesi son bulmuştur.
Bu mücadelelerin temelinde sarsılmaz bir imanın olduğu bize kendini gösteriyor. 270 kiloluk mermiyi “Ya Allah” diyerek kaldıran Seyyid Çavuş’lar bize sağlam imanın ne büyük destanlar yazdırdığını en anlamlı şekilde anlatmaya yetiyor.
Muhterem Müslümanlar!
Birinci Dünya Savaşı içerisinde 3 Kasım 1914–9 Ocak 1916 tarihleri arasında, Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden savaşlara, Çanakkale Muharebeleri adı verilmiştir. Biz savaşta 253 bin şehit verdik. Bir yıldan fazla süren bu savaşa 700.000 (yediyüzbin) insanımız katılmıştır.
Çanakkale, bir ölüm-kalım savaşıdır. “Ya ölüm ya kalım” kararının verilişidir. Acımasızlığa, canavarlığa, yalan yanlış ön yargılara karşı, insanlığın, vicdanın ve merhametin adıdır.
Çanakkale Zaferi, insanlığın son insani savaşıdır. Bu savaştan ecdadımız yüz akıyla çıkıp canlarıyla koruduğu bu vatanı bizden sonraki nesillerimize ulaştırılmak üzere bizlere vatan olarak bırakmışlardır. Onlar vazifelerini yaptılar. Bizler ne yapıyoruz? Meselemiz budur. Bizler imanlı, namuslu ve insanca yaşayalım diye onlar canlarını verdiler. Onların canlarını verdiği hedefte biz imanımızı muhafaza edebiliyor muyuz? Millet olarak namuslu yaşayabiliyor muyuz? İnsani vasıflarımızı koruyabiliyor muyuz?
•          İmanlı olmanın ve kalmanın ateşten bir gömlek hâline geldiği;
•          Televizyon ekranlarına varıncaya kadar kadınların bir kısmının pazarlandığı;
•          Sokaklarının şehvet panayırı yapıldığı;
•          İnançlı-inançsız insanlarının akıl almaz usullerle fişlenmeye tâbi tutulduğu;
•          İnançlı yaşamanın dezavantaj olduğu;
•          Vatana hizmeti ibadet aşkıyla yapanların tepelenmeye çalışıldığı;
•          İşkencelerin dayanılmaz boyutlara ulaştığı;
•          İhanet şebekelerinin şer güçlerle işbirliği yaparak zulümlerini sınır tanımazlıklarla icra ettiği bir ülkede bizler/millet olarak Çanakkale ruhunu muhafaza ediyoruz, emanetlere sahip oluyoruz dersek dünyanın en yalancıları ve insan olma özelliğinin de yabancıları konumuna düşeriz.
Muhterem Müslümanlar!
Ecdada lâyık olmanın şartı İslâm itikadı üzere olmak ve yaşamaktır. Gerisi palavra olur, ihanet olur, düşmana çanak tutmak olur. Çanak değil Çanakkale ruhuna sahip çıkalım.
Fetih ve Nasr surelerini okumayı da ihmal etmeyelim...


20 Nisan 2013

İLAÇLARIN ÇOĞU YARARSIZ

MİLLİ GAZETE YAZARI MEVLÜT ÖZCAN DAN ALINTIDIR
Şubat 2010 tarihinde Şükrullah Dolu imzalı Yeni Şafak gazetesinde bir röportaj yayınlandı. Söyleşi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ile yapılmış. Sayın Küçükusta sıradan bir profesör değil. Fakültesinde binlerce öğrenciye ders vermiş hakikaten sahasının uzmanı olan bir ilim adamımız.

Ele alınan konu ilaçlar. İlaç firmalarının günah galerisi başlığı altında mesele irdeleniyor ve Sayın Profesör: “İlaçların çoğu işe yaramaz” diyor. Konunun özü ve özeti de bu. Ayrıntılarına gelince: “Modern tıbbın, ilaç endüstrisi karşısında gazozuna ilaç konmuş kızlardan hiçbir farkı yoktur” diyor Sayın Profesör. Son kitabı, “Bu işte bir domuzluk var” kitabında ilaç firmalarının vatandaşı nasıl korkuttuklarını çok açık bir ifade ile anlatıyor. Sayın Küçükusta, korkutmanın bir taktik olduğunu ifade ediyor.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta: “İlaçların reklâmı yasak, lâkin farklı yöntemlerle reklâm yapılıyor. Mesela domuz gribi yaygarası. Bunun için aşı olmayan ölecek, propagandası yapıldı. 2009 Haziran ayında yazdığım yazılarda bunun bir korkutma stratejisi olduğunu yazmıştım.

Zaman zaman bir hastalık moda edilerek insanlar korkutuluyorlar. Reflü, kolestrol ve kemik erimesi gibi… Bunlar böyle anlatılıyor ki, sanki her reflüsü olan kansere yakalanacakmış gibi gündem oluşturuluyor. Amaç, insanlara çok defa uzun süreli ilaç kullandırmak.

Hastalık veya ilaç modasının oluşturulmasında iki eleman var. Biri doktorlar, diğeri medya. Birçok hastalıkla ilgili dernekler var. Bunların hepsi ilaç firmalarının bir çeşit pazarlama kuruluşu. Modern tıbbın, ilaç endüstrisi karşısında gazozuna ilaç konmuş kızlardan hiçbir farkı yoktur.

Zaman zaman şeker ve tansiyon taraması gibi bedava kampanyalar düzenlenir. Burada da maksat ilaç tüketimini arttırmaktır. Çünkü bu taramalarda, `Bak senin tansiyonun var sürekli ilaç kullanman gerekiyor’ mesajı verilir.

Ben ilaçların en ucuz olanını yazıyorum reçeteye. Çünkü bunlar arasında 10 misline kadar ucuz olanlar var. Olabildiğince, gereksiz ilaç yazmıyorum. Günümüzde tıp ahlâkı diye bir şey kalmadı. Çünkü tıp, ilaç firmalarının denetimi altında. Bütün çalışmalar onlar tarafından sponsorlukla destekleniyor. Tıp dergileri onların yardımıyla çıkarılıyor. Kongreler onların sponsorluğu ile düzenleniyor. Yani tıbbı gerçek bilgiler değil, ilaç firmalarının arzu ve istekleri yönlendiriyor. MR ve tomografi gibi şeyler de insanlara gereksiz yapılıyor.

En önemli taktiklerinden biri de sağlam insanlara bile ilaç satmaktır. Adamın hiçbir şeyi yoktur. Ancak buna rağmen ona vitamin, beslenme, destek ürünü, mineral ve antioksidan gibi birçok şeyi aldırıyorlar.”

Bütün bu bilgilerle hepimizi uyaran Sayın Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’ya teşekkür ve dua ediyoruz.

12 Mayıs 2010

HAYIRLI DOST OLUNUZ

Biz dualarımızda Rabb'ımıza yakarırken: Allah'ım bizi, baktığımız zaman bize Seni hatırlatan insanlarla akraba, arkadaş ve dost olmayı ikram eyle; bizi de aynı vasıfta/özellikte olmaya muvaffak eyle... diye duâ ederiz. Tavrımızda ve teşebbüslerimizde de böylesine bir çizgide olmaya dikkat ederiz.
Konuya böyle girmişken dostlaşmanın/yakınlaşmanın şartlarını ifadeleştirelim. İlk aklımıza gelenler şunlar:
Dostluğun şartları dörttür:
1- Dost olacağımız insan zeki olmalı ve asla yağcı/yalaka olmamalı. Akılsız dost belâyı başına musallat eder. Yalakası da sırrını ifşa eder.
2- Dost edinilecek kişi günah işlediğinde tevbe etmesini bilmeli. Günaha devam eden dünyada dert, ahirette vebaldir. Böylesi seni de günaha alıştırır.
3- Doğru sözlü olmalıdır. Sözü bozuk olanın özü de bozuk olur. Bu da ahmaklık alâmetidir.
4- Hayırlı yolu gösteren, şerden sakındıran kişi olmalıdır. Güzel huylu hayırlı, şer huylu şerli olur.
Başlangıçta beyan ettiğimiz duamızın kabulu bu noktalardaki hassasiyetimizle netice verir. Kabul sebebiyeti olur.
İyi vasıflı insanlarla dost olmanın sağladığı dört fayda vardır:
1- Dinde ve dünyada yardımlaşma olur.
2- Zekâyı kuvvetlendirir.
3- Kötülükleri terk ettirmeye muvaffak eder.
4- Vakitleri hayırla geçirmeye sebep teşkil eder.
Ehlullah yedi kişi ile dost olmayın diye ikazda bulunur. Bu yedi kişi de şöyle sıralanır:
1- Günahından vazgeçmeyen/günahta israr edenlerle dost olma.
2- Gıybete/haber dolaştırmaya yani lâf götürüp-getirme hastalığına yakalanlarla yakınlık kurma.
3- Sürekli kınayan, yıkıcı tenkitlerle sürekli eleştiren kişiler dostluğa uygun olmayan kişilerdir.
4- Sırları ifşa edenlerle ayıpları ortaya dökenlerle katiyyen dost olma. Böyleleri helâkini hazırlayan ahmaklardır.
5- İlmiyle amel etmeyen kişilerle dostluk bağı kurulmaz. Onlar sırtlarında kitap taşıyan eşekler gibidirler. İlimleri de olsa eşeklikleri bakidir. Şerlerinden ancak Allah'a sığınılır.
6- Sende yiyip içelim, bende gülüp oynayalım zihniyetini taşıyanlarla dost olunmaz. Böyleleri kemirgendirler. Hem seni hem insanlığı hem de insanlık meziyetlerini kemirir dururlar. Fare tabiatlıdırlar. Dostluğa lâyık değillerdir.
7- Hased edenlerle dost olunmaz. Onlar, arkadaş olmak özelliğinde değildirler. İnsanlığın kötülüğünü isterler, inkişafın düşmanıdırlar.
Şu hadisleri hatırlatalım:

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ