BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

20 Ekim 2013

DİZİ OYUNCUSUNDAN DİZİ İTİRAFI

Bu sezon ekranda bir kısmı geçen yıldan devam eden 78 dizi var. Oturdum, yeni başlayanların ilk iki bölümlerini baştan sona izledim. Aradığım şey, özgünlük ve inandırıcılıktı. Bulabildim mi? Maalesef...

TV dizilerine adeta mecbursun. Eline kumandayı aldığında birinden kaçsan ötekine yakalanıyorsun. Az buz değil, ekranlarda geçen sezondan devam edenler dahil 78 dizi var. İster istemez dekorlara, kıyafetlere, oyuncuların performanslarına bakıyorsun. Nadiren bir hikâye alıp sürüklüyor. Bu sene, acaba bana hitap eden bir dizi var mı diye üşenmedim, yeni başlayanların ilk iki bölümlerini ciddi ciddi izledim.

Aradığım şey, özgünlük ve inandırıcılıktı. Ağlama ve gülme kotam dolalı çok olmuştu. Ama belki beni heyecanlandırabilirlerdi. Kahramanların sığlığına tahammül edemezdim, hepsi derinlemesine işlenmeliydi. Senarist zorlamalarını hissetmemeliydim. Maalesef aradığımı bulamadım. Hepsi birbirine benziyor ve aynı klişelerle götürüyorlardı işi. Bir meselesi yoktu çoğunun, varmış gibi yapıyordu sadece. Türkiye gibi bir ülkede yeterince gerçek dram, sahici acı ve çatışma varken neden yapımcılar işin kolayına kaçıyorlardı acaba?

BEN ONU ÇOK SEVDİM:Ortada gerçek kişiler olsa da onların kendi beyanlarına, notlarına, günlük ya da röportajlarına dayanmayan, olsa olsa böyle hissetmişlerdir diyen uydurma bir senaryoya ne yazık ki kendimi kaptırmadım. Başta Adnan Menderes-Ayhan Aydan olmak üzere tarihe mal olmuş tüm karakterlere sahiciliğinden emin olmadığımız birtakım duygu ve davranışları yapıştırmaya hakkımız yok gibi geldi bana.

A.Ş.K.:Bir yabancı diziden uyarlama; klasik zenginlik-yoksulluk çatışması üzerine oturtulmuş. Ana sorusu; “Zorda kalırsan aşkın için ne kadar fedakârlık yapabilirsin?” Esas kızın kendi çaresizliğine bulduğu formül, ölmek üzere olan başka bir çaresiz kızı aldatmak. Bir melek, gerektiğinde şeytanlık yapabilir ve bu sahtekârlığın adı fedakârlık olur! Edebi bir metin içinde ince ince işlenebilecek böylesi bir konu, dizi formatında maalesef sığ geçiştirmeler ve sahte gözyaşlarıyla kavramların içinin boşaltılmasından başka bir şeye yaramamış.

FATİH:Karakterlerden dekora, akıştan kostümlere kadar tamamen Muhteşem Yüzyıl taklidi. Harem entrikalarına, hatunlar arası kıskançlık krizlerine, harem ağalarının şapşallıklarına, validelerin şehzadeleri birbirine düşürmesine, ormanda yarı baygın bir kıza rastlamalara, cariyelerin diz kırarak selam vermelerine doymadık mı Allah aşkına. Dil hatalarından, Avrupalı karakterlerin karikatür hallerinden hiç bahsetmeyeyim.

ESKİ HİKÂYE:Babasının öldürülmesine tanık olan bir oğlan, büyüyünce intikam almak için o mafya liderinin ekibine girer. Aynı “baba”ya çalışan birinin avukat kızına âşık olunca, aşk için intikamdan vazgeçilir mi sorusuna cevap araması kaçınılmaz olur. Bu arada mafya babasının kızı da intikamcı delikanlıya âşık edilir ki, klasik aşk üçgeni tamamlansın. Aşktan çok aksiyona ağırlık verirse idare eder.

KAYIP:Ana kahraman, zengin bir ailenin küçük oğlunun kaçırılması üzerine olayı çözmeye çalışan dedektif-avukat karışımı biri. Olaylar aile bireylerinin birbirlerinden sakladığı sırlar üzerine kurulu. Benzerlerini sinemada çok seyrettiğimizden mi nedir, kaptıramadım kendimi. Keşke olaylar daha hızlı aksaydı, haydutların çocuğun parmağını kesecek kadar öfkeli olmasının nedenini anlasaydık, avukatın zekâsına karşılık polisler o kadar aptal olmasaydı...

ÇALIKUŞU:1922’de yazılan bu eser, bugünün insanına ne söyler bilmem ama nostalji seven romantikler için ideal. Eğer kitabın ana teması değiştirilmezse “kaderden kaçılmaz” fikrinin alıcısı bol olacaktır. Yok eğer Reşat Nuri Güntekin murad etmeyip de sonradan Çalıkuşu’na yapıştırılan “fedakâr cumhuriyetçi öğretmen, çağdaş kadın” triplerini kovalarsa, hiç çekilmez.

MEDCEZİR:Yine bir yabancı diziden uyarlama. Çatışması zengin sosyetik kız- fakir varoş delikanlı ekseninde kurulmuş. Sosyete ne giyer, ne iş yapar, ne tip evlerde oturur, kendi sınıfından olmayanlara nasıl bakar, hangi duygularla savrulur? Bunun neresi ilginç Allah aşkına? Bin kere işlenmiş bir konuyu ele alıyorsan bari farklı bir bakış getir sınıflar arası ilişkilere, yerelleştir hikâyeyi. Hem mecbur muyuz, bir kızı iki erkeğin sevmesine. Bıktık yahu!

FATİH-HARBİYE:Peyami Safa’nın kemiklerini sızlatacak kadar konu da, karakterler de çarpıtılmış. Doğu-Batı sorunsalı yok dizide. Ne var? Klasik fakir kız-zengin oğlan çatışması. Farklı medeniyetlerin çatışan değerleri arasında gidip gelemiyoruz romandaki gibi. Ne Doğu’nun içi doldurulabilmiş ne de Batı’nın. Doldurulması da kolay değil. Çünkü bugün ne Fatih ne de Harbiye 80 yıl öncesi gibi... 1932’de yazılan bir kitabı 2013’te TV’ye uyarlayacaksan, oradaki temaların günümüzdeki karşılıklarını bulma zahmetine katlanman lazımdı. Bunu yapamıyorsan bari kitabın adını çalma!

GÖRÜŞ GÜNÜ KADINLARI:Üçünün kocası, birinin oğlu hapiste olan dört kadının birbirlerine dayanarak hayata tutunma mücadelesi. İddiasız ama samimi bir dizi. Üstelik BBC dizisinden bire bir uyarlama olduğu halde. Aman kaçırmayayım demem ama rastladığımda da kanal değiştirmem.

ARAMIZDA KALSIN:Bu kadar iyi oyuncularla bu kadar kötü bir dizi yapmak özel beceri olsa gerek... Temposuz, heyecansız, komik bile değil.

KAÇAK: Sezonun en iyi dizisi. Yine bir mafya hikâyesi. Mafyaya sızan Özel Harekâtçı bir polis, “baba”nın oğlunu öldürünce kimliğini değiştirip sakin bir hayat sürmek üzere Anadolu’ya yerleşir ve pek tabii ki belalar peşini bırakmaz. Bu kez onun küçük oğlu öldürülecek ve kahramanımıza intikam almaktan başka şans bırakmayacaktır. Kurtlar Vadisi’nin ilk versiyonunu hatırlatıyor.

Dizilerin ortak noktaları:

Hep aynı senaristler, aynı yapımcılar, aynı temalar, aynı hikâyeler, benzer replikleri sürüyorlar önümüze. Bu sektör neden farklı işlere hayat hakkı tanımıyor?

Çatışma olsun hikâye ilerlesin diye senaryo tesadüfler ve aptallıklarla fazla zorlanıyor. Karakterlerin omurgası kolay bozuluyor, kendilerinden hiç beklenmeyen keskin virajlarla bambaşka tipler olmalarında hiçbir mahzur görülmüyor.

Neden zenginler ille de kibirli, kıskanç, kötücül olurlar, fakirleri en azından sözleriyle ezerler?

Muhakkak aldatmalarla akıyor aşk hikâyeleri. Neredeyse eşine, sevgilisine kazık atmayan yok. Aldatmadan gerilim sağlanamıyor mu?

Aşk üçgeni, dizilerin olmazsa olmazı. Ya bir kadını iki adam sever, ya bir adamı iki kadın. Bazen iki kardeş, bazen baba-oğul düşer bu tuzağa. Şart midur?

Zenginler, havuzlu villalarda oturuyor. Fakir evleri bahçe içinde. Apartman dairesinde oturan pek yok.

Zengin ailenin attığı her adım, aldıkları her nefes haberlere yansıyor. Gece yarısı bir olay oluyor, ertesi sabah muhakkak baskıya yetişiyor ve dizideki herkes ne hikmetse aynı gazeteyi okuyor.

Olayları haber veren TV kanalı, tam zamanında açılıyor ve o daima doğru kanal oluyor, asla o kanal bu kanal dolaşılmıyor.

Kahramanların birbirlerine uzun uzun bakışmaları neredeyse Allah’ın emri! Bir olay olduğunda donakalıyorlar ki, kamera yüzlerindeki ifadeyi doya doya çeksin.

Kahramanlar “Seni seviyorum” demeye bayılıyorlar. O kadar çok söylüyorlar ki, duygunun içi boşalıyor.

Bütün dizilerde gözyaşı enflasyonu var. Ağlamalar kalbimize dokunmuyor artık.

Zengin olsun fakir olsun tüm aileler kahvaltıda ve akşam yemeğinde sofra başında toplanıyorlar.

Bazı cezaevlerinde koğuş yerine oda sistemi olduğu halde bizim dizilerimizde mahkûmlar daima kalabalık koğuşlarda kalıyorlar.

Mafya babalarının karıları ne hikmetse hasta oluyor, konuşamıyorlar, hatırlayamıyorlar.

Acı çeken, çıkmaza giren, muhakkak içkiye sarılıyor. Öfkelenince de kadehini elinden fırlatıyor, ya aynaları kırıyor ya da vazoları.

Evde herkes ayakkabı ile dolaşıyor, hatta yatağa bile ayakkabı ile yatıyorlar, biri gelip çıkarıyor onları.

Evde herkes ful makyaj, defile modunda dolaşıyor.

Karakterler kendi kendilerine konuşuyorlar, özellikle mezar başında illaki yüksek sesle dile getiriyorlar duygularını.

Herkes birbirini yanlış anlıyor. İşin doğrusunu bir türlü anlatmıyorlar ki, çatışmalar büyüsün, dizinin şanı yürüsün.

Kahramanlar taksi bulamamak gibi sıkıntılarla karşılaşmıyorlar, özellikle takip gerektiğinde.

Mafya dizileri hariç, iyi olma özelliği genellikle esas kızla esas oğlanın hakkı, kötüler hep yardımcı oyuncu statüsünde.

Hiç yorum yok:

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ