BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

07 Kasım 2013

SONRA YAPARIM DEME KULLUĞUNU ERTELEME

Ödevlerimizi son güne, projelerimizi son haftaya, bayram temizliğini arefeye, yazılarımızı baskı gününe bırakıyoruz. Haccımızı yaşlılığımıza, kaza oruçlarımızı kısa kış günlerine, namazlarımızı üç aylara erteliyoruz...

Mutlu bir hayat istemekten tabii ne olabilir? Hepimizin hedefleri, geleceğe dair emelleri, ümitleri, hayalleri var. Hedeflerimiz doğrultusunda da bir takvimimiz, sistemimiz, kendimizce bir disiplinimiz... Fakat işlerimizi kolaylaştıran pek çok yöntem ve teknolojik imkân mevcut olduğu halde nedense hayatı erteleyerek yaşıyoruz çoğumuz. Ödevlerimizi son güne, projelerimizi son haftaya, bayram temizliğini arefeye, yazılarımızı baskı gününe bırakıyoruz. Erteleme huyumuz yüzünden bir gün okuyacağımız kitapların listesi kabarıyor; bir gün İngilizce öğreneceğimize inanıyoruz; pazartesi başlayacağımız diyet öncesinde doyasıya nefsimizi tatmin ediyoruz. Bunlarla sınırlı kalmıyor, listeye ahiretimizi etkileyen kulluğumuzu da ekliyoruz. Haccımızı yaşlılığımıza, kaza oruçlarımızı kısa kış günlerine, namazlarımızı üç aylara erteliyoruz. Tesettürümüzü orta yaşlara, ahlakımızı ergenliğe bırakıyoruz...

Erteleme alışkanlığı, sahip olduğumuz zamanı en iyi şekilde kullanamama problemi aslında. Zamanı iyi kullanmak ise, çok iş yapmak veya çok çalışmaktan ziyade, onu akıllıca kullanmak anlamına geliyor. Stres, tembellik, motivasyon ve disiplin eksikliği, mükemmeliyetçilik ile yapılacak işlerin çokluğu, başlıca erteleme nedenleri arasında sıralanıyor. Bugün bir türlü başlayamadıklarımız sonucunda da kendimizi suçlu ve yetersiz hissediyor, moralimiz bozuluyor, çöküntü yaşıyoruz. Ertelemeyle ilgili en büyük sorunumuz ise işlerden kaçarken daha da mutsuz oluşumuz. Bu alışkanlık fark etmesek de büyük bir psikolojik yük bizim için. Aslında yapılması gerekenler zamanında bittiğinde kendimizi çok daha rahat ve mutlu hissediyoruz.

‘Vakti belirlenmeseydi kimse namaz kılmazdı’

İstanbul Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ekrem Demirli ertelemeyi, acele etme ile birlikte ele almakta fayda görüyor. Öncelikle “Her erteleme eylemi kötü sayılmaz.” diyerek farklı bir bakış açısı sunuyor bize. Zira acelecilik dinde doğru bir davranış kabul edilmeyip “Acele şeytandandır.” deniliyor. Demirli’ye göre insana emredilen tefekkür, kararlarımızı belirli bir ölçüde ertelemeyi gerektiriyor. Hadislerde bizlere tavsiye edilen ‘teenni’ de acele etmek ile geciktirmek arasında bir yerde duruyor. Bir Müslüman vasfı olan vakar, acelecilik ile ağırdan alma arasında ölçülü davranışlarımızın genel adı. Ardından sabrı da ilintilendiriyor konumuzla Demirli: “Dinin en önemli ahlakî ilkelerinden biri olan sabır nefsimizin “Hemen!” diye ısrar eden aceleciliğine karşı aklımızın “Zamanını bekle.” hükmüdür. Demek ki ertelemenin zıddı acelecilik değil, bir şeyi zamanında ve zemininde yapmak demektir.” Burada dikkat çeken husus ertelemek ile aceleciliğin aynı anda kötü bir ahlak olması. Buna mukabil dinde istenen, bir işin vaktinde yapılması. İşleri zamana bağlamak, o işi yapmak için çok mühim ve gerçekçi bir tavır. Mısırlı İslam âlimi Ataullah İskenderani, “Allah insanlara namazı emretse ve vakti belirlememiş olsaydı, herkes ‘Daha sonra yaparım’ diye namazı kılmazdı.” derken işlerin vakte bağlanmasının ehemmiyetine işaret ediyor.

Ekrem Demirli, imkânlarımızın da işin yapılış zamanını etkilediğine değiniyor. Yani doğruyu yapmak yetmiyor, onu vaktinde, yerinde ve bütün imkânlarımızı kullanarak yapmak lazım. Bu sayede dinin en önemli kavramlarından birisi olan ‘ihsan’a yaklaşmış oluyoruz. Yani Allah’ı görüyor gibi yaşamak. Bu noktada ‘ertelemek’ bir zafiyet belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu zafiyet inançta olabileceği gibi mizacımızda da baş gösterebiliyor. Allah Resûlü, “Erteleyenler helak oldu.” derken amel ile vakit arasındaki bu ilişkiye dikkatimizi çekiyor.

  Peki ahiretimize mal olan bu ertelemeler neden kaynaklanıyor? Demirli’ye göre en önemli sebep, sorun ve konuları önemsememek. Kimse acıktığında yemeği ertelemek istemez. Bir şekilde açlığımızı telafi edebilecek bir şeyler ararız. Genellikle disiplinli ve planlı yaşamayı beceremediğimiz için pek çok şeyin vaktini kaydırıyoruz. Bazen cesaretsizliğimiz, bazen tembelliğimiz işlerimizi ertelemeye sebep oluyor.

Doç. Dr. Demirli, meselenin sadece imanla ilgili düşünülmemesi gerektiğini çünkü imanın bizim elimizde olan bir şey olmadığını da vurguluyor. Fakat mizacımızı ve alışkanlıklarımızı değiştirmemiz mümkün. Bu nedenle bize ertelemeyi bir ahlakî zaaf sayarak bunu düzeltmenin imkânlarını aramak düşüyor.

Bir şeyi vaktinde yapmak samimiyet alameti

Ertelenen ibadet hem bu dünya hem de ahirete bakan yönüyle pek çok olumsuzluğa sebep oluyor. Bir defa vakti kaçırmış oluyoruz. Alemde hiçbir şey iki kere yaratılmadığından vaktin tekrar geriye gelmesi mümkün değil. Allah eşyayı yarattığı gibi zamanı da sürekli yaratıyor. Her ibadet ve her doğru iş belirli bir vakit ve mekân içinde Cenab-ı Hak ile irtibat kurmamızı sağlıyor. Ekrem Demirli, her vaktin kendine has işi olduğunun özellikle altını çiziyor. Şöyle ki, öğle saatinde kahvaltı bile etsek artık yediğimiz öğlen yemeğidir ve sabah kaçmıştır, onun geri gelmesi mümkün değil. Din bize ‘kaza’ imkânı veriyor, fakat bu daha çok zorunluluklarla ilgili. Yani elimizde olmayan sebeplerle yapamadıklarımızı kaza edebiliriz. İbadetimizi vaktinde yapmadığımızda, vaktinde Allah ile irtibattan yoksun kalıyoruz.

Dinimizde ertelediğimiz sorumluluklarımız için bazı yaptırımlar var. Mesela zekatı vaktinde veremediğimizde bizden zorla alınabilir. Ya da sabır, insanın belayla ilk karşılaştığında Allah’ı hatırlamasıdır. İlk anda insan feveran eder de sonra Allah’ı hatırlarsa sabır vasfını yitirmiş olur. Bunların hepsini nefsimiz için bir yaptırım olarak sayabiliriz.

Bir şeyi vaktinde yapmak, samimiyet alameti. Ertelemek hangi zaaflardan kaynaklanırsa kaynaklansın neticede niyet ve içtenliğe dönen bir yönü var. Bunun için aileden başlayarak vaktinde iş yapma alışkanlığını kazanmaya çalışmamız elzem. Hatalarımızın en büyük kısmı ebeveynimizden aldığımız terbiye, kazandığımız alışkanlıklar ile gerçek hayat arasındaki çelişkilerden kaynaklanıyor. Aile içinde bir şeyi ertelediğimizde bizim adımıza onu birisi yapıyor ve biz sorumluluktan kurtuluyoruz. Fakat dinî meselelerde ve hayatın kendisinde durum böyle değil. Bir başkası bizim için tövbe edemez mesela, bir başkasından özür dilemez kimse bizim adımıza. Allah bu sorumluluğu bize vermiş, özellikle bizim yapmamızı istemiş ve bunun için belirli vakitler belirlemiş. Dolayısıyla ailedeki eğitimin bu ilkeye göre tesis edilmesi şart. Bilhassa koruyucu anne-babalar, çocukların zamanı doğru kullanma anlamındaki gelişimine genellikle engel teşkil eden tavırlar içerisinde oluyor. Aile içinde vaktinde iş yapmak ilkesini öğrenmemiş birey, hem sosyal hem de dinî hayatında sürekli sorunlarla karşılaşıyor.

Tembellik ederken aslında hayattan kaçmaya ve yaşama karşı direnmeye çalışıyoruz. İbnü’l-Arabi “Hareket hayattır ve hareket hayatı sevmekten kaynaklanır.” der. Bir aile çocuğuna tembelliği ve üşengeçliği, bulaşıcı bir virüs ve yaşama standardını aşağılara çeken bir hastalık hali olarak öğretirse ‘İslamî aile’ vasfı kazanabilir. Hepimizin ana ilkesi ve düsturu “Bir işi bitirince ötekine yönel, Rabb’ine rağbet et.” (İnşirah,7-8) ile “Rabb’in her gün bir iştedir.” (Rahman, 29) ayetleri olmalı. Her an yeni bir tecellide olan Rabb’imizin karşısında O’nun (cc) tecellilerini arayan muhataplar olarak bizleri ertelemek yoruyor.

Ertelemeden yapmak için...

1. Korku, endişe, konsantrasyon güçlüğü, zamanın kötü kullanımı, kararsızlık ve mükemmeliyetçilik gibi yenilgiye sebep olan problemlerinizin farkına varın. Önce bunları belirleyin.

2. Zamanınızı verimli bir şekilde kullanmak için kendinizi disiplin altına alın. Öncelikle yapmak istediğiniz işleri netleştirip sıralayın. Bu adımlara göre bir zaman çizelgesi hazırlayın. Düzenli olarak her gün işinizin bir parçasını yapın.

3. Hedeflerinizi, güçlerinizi, zayıf olduğunuz yönleri, değerlerinizi ve önceliklerinizi tanımlayın.

4. Sahip olduğunuza inandığınız değerlerle eylemlerinizi karşılaştırın. Bu değerler, eylemlerinizle tutarlılık içinde mi?

5. Yapacağınız iş ya da ödevi, uzun zaman dilimleri yerine kısa, küçük zaman dilimlerinde çalışın. Yapmaktan hoşlandığınız işler ile yapmanız gereken işler arasında bağlantı kurun. “Ödevimi yaptıktan sonra, arkadaşlarımla buluşacağım.” gibi.

6. Başarılarınızın üzerinde durun, başarısızlığa takılmayın.

7. Küçük gruplar halinde çalışmayı deneyin.

8. Kendinize gerçekçi hedefler belirleyin.

9. Çevrenizi değiştirin. Sesleri ve dağınıklıkları azaltın. Sadece ihtiyacınız olan malzemeler elinizin altında olsun. Derli toplu olun. Uygun bir ışıklandırma temin edin.

10. Başka birinin, örneğin bir arkadaşınızın durumunuzu kontrol etmesini sağlayın.

11. Efendimiz’in sünnetine uyarak erteleme alışkanlığından kurtulmak için dua edin.

05 Kasım 2013

LİMON SUYUNUN 11 FAYDASI

Yemeklerde, çorbalarınızda, balığın üzerinde yemeye doyamadığınız limonun birçok faydası olduğunu biliyor muydunuz?

Limon, sindirim sisteminden bağışıklık sistemine destek olmaya, viral enfeksiyonlardan iltihap azaltmaya varıncaya kadar sağlığınız için oldukça önemlidir. Limon aynı zamanda C vitamini, B kompleks vitaminleri, kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum ve lifle dolu bir gıda.

Elmadan ya da üzümden daha fazla potasyum içeriyor. Limon, doğrudan dişlerinizin mine tabakasına zarar verebileceği için bunu bir miktar sıcak, ılık ya da soğuk suyla seyreltmeniz gerekiyor. Sabah bir bardak ılık limon suyu içtikten 15 ya da 30 dakika sonra kahvaltıya başlayın. Böylece limonun tüm faydalarını kazanılabilir.

İşte limonun 11 faydası...

Bağışıklık sisteminizi destekler: C vitamini bağışıklık sistemimizi destekler, limon da C vitaminiyle doludur. Sistemdeki C vitamini seviyesi stresli olduğunuz zamandaki tüketmeniz gereken ilk gıdalardan biridir.

Mükemmel bir potasyum kaynağıdır: Bahsedildiği gibi, potasyum açısından zengin olan limon kalp, beyin ve sinir fonksiyonlarının sağlığı için faydalıdır.

Sindirime yardım eder: Limon suyu sindirim sistemindeki toksinlerden temizleyip sağlıklı bir sindirim sağlamasının yanı sıra mide yanması, şişkinlik ve geğirme gibi hazımsızlık belirtilerini hafifletir.

Sistemi temizler: Enzim fonksiyonunu geliştirerek ve karaciğerinizi harekete geçirerek vücuttaki toksinleri atmaya yardım eder.

Nefesinizi tazeler: Diş ağrısını ve dişeti iltihabını hafifletmeye yardım eder. Fakat sitrik asit diş minesini aşındırabilir, bu nedenle limonu suyu içtikten sonra dişlerinizi fırçalayın.

Cildinizi lekelerden uzak tutar: Limon suyundaki antioksidanlar, sadece lekeleri azaltmakla kalmaz, cildinizdeki kırışıklıkları da azaltır. Ayrıca limon suyunu yara izlerine ve yaşlanma lekelerinin üzerine uygulayıp görünümlerini azaltabilirsiniz.

Kilo vermenize yardım eder: Limonun içerisinde bulunan pektin lifi açlıkla savaşmanıza yardım eder.

İltihabı azaltır: Düzenli olarak limon suyu içerseniz vücudunuzdaki hastalık haline yol açan asitlik derecesi azalacaktır. Ayrıca iltihabın nedenlerinden biri olan eklemlerinizdeki ürik asit limonla yok olur.

Enerji desteği verir: Limon suyu sindirim sistemine girdiğinde size enerji verir, aynı zamanda endişeyi ve depresyonu azaltmaya yardım eder. Hatta limon kokusunun sinir sisteminde sakinleştirici bir etkisi vardır.

Kafeini kesmeye yardım eder: Sabahları kahve yerine bir fincan sıcak limon suyu çok faydalıdır. Kendinizi yenilenmiş hissedersiniz ve öğleden sonra yaşadığınız yorgunluk halini dağıtmaya yardım eder.

Viral enfeksiyonlarla savaşmaya yardım eder: Ilık limon suyu viral enfeksiyonları ve boğaz ağrısını hafifletmenin en etkili yollardan biridir.

ŞEVKİ YILMAZ ERZURUMDA KONUŞTU

Gelin Canlar Bir Olalım başlığı altında Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezinde konuştu. Yıllar Şevki Yılmaz dan bir şey götürmemiş. Güzel ve etkili konuştu. Birleşemiyorsanız birlikte ağlamaya devam edersiniz. Kimseyi ayrıştırmayalım. Birlik beraberlik içinde huzur içinde yaşayalım. 

03 Kasım 2013

HAYATIMIZI ZORLAŞTIRAN EKSİKLİK: B 12

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Soğuklar başladı ve siz çok üşüyorsanız,yorgunluktan ya da halsizlikten yakınıyorsanız, duygusal olarak çok bunaldıysanız,konsantrasyon güçlüğü yaşıyorsanız,baş dönmesi,dengesizlik gibi sorunlar yaşıyorsanız ve hatta depresyon tedavisi görecek kadar hayatla bağlarınız koptuysa bu tür can sıkıcı sorunların B 12 vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği ni bilmelisiniz” dedi.
ERZURUM (İHA) - Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Soğuklar başladı ve siz çok üşüyorsanız,yorgunluktan ya da halsizlikten yakınıyorsanız, duygusal olarak çok bunaldıysanız,konsantrasyon güçlüğü yaşıyorsanız,baş dönmesi,dengesizlik gibi sorunlar yaşıyorsanız ve hatta depresyon tedavisi görecek kadar hayatla bağlarınız koptuysa bu tür can sıkıcı sorunların B 12 vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği ni bilmelisiniz” dedi.

Pınar Kural Enç B 12 vitamin eksikliği hakkında yaptığı değerlendirmede, “B12 vitamini vücut için çok gerekli bir vitamindir.B12 vitamini DNA sentezinde çok önemli bir role sahiptir,sinir sisteminin de normal fonksiyonunu sürdürmesi için gereklidir.B vitaminleri depo edebilme özelliğine sahiptir.En fazla karaciğerde depolanır. B12 vitamin eksikliğinde sinir hasarı, kansızlık, unutkanlık, depresyon ve yorgunluk gibi sorunlar görülür. Bu hasarların düşük B12 düzeyi erken teşhis edilip ve takviye alımına herhangi bir kalıcı hasar oluşmadan başlandığında engellenmesi mümkündür” diye konuştu.

“B12 vitamin eksikliği hafızanın zayıflamasına neden olur. El ve ayaklarda görülen uyuşmanın nedeni B12 eksikliği olabilir” diyen Enç daha sonra şunları kaydetti; “Çocukların zeka düzeylerinde düşüklüğe neden olabildiği gibi B12 eksikliği aynı zamanda konuşma ve yürüme gibi davranışların daha geç ortaya çıkmasına neden olabilir. Pernisiyoz anemi bir anemi türüdür. (Anemi, kanınızda normalden daha az sayıda alyuvar olması demektir). Pernisiyoz anemide vücut yeteri kadar B12 vitaminine sahip olmadığı için yeterli miktarda sağlıklı alyuvar yapamaz. Vücudunuza oksijen taşıyacak yeterince alyuvar yoksa kendinizi yorgun ve bitkin hissedebilirsiniz. Şiddetli ve uzun süren pernisiyoz anemi kalbe, beyne ve vücuttaki diğer organlara hasar verebilir.

Pernisiyoz anemi aynı zamanda sinir hasarı, nörolojik sorunlar (depresyon) ve sindirim sistemi problemleri gibi başka komplikasyonlara da yol açabilir. Ayrıca, pernisiyoz anemili kişilerde mide kanserine yakalanma riski artabilir.”

RİSK ALTINDAKİ KİŞİLER

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç daha sonra şunları söyledi; “Vejetaryen beslenenler, sürekli YALNIŞ ( TEK TİP ) diyet yapanlar, dengeli bir beslenme programı uygulamayanlar, yaşlılar, emilim bozukluğu hastalıklarında, doğum kontrol hapı ve bazı ilaçların kullanımında, pankreas yetersizliğinde, bağırsak parazitleri ve bakterilerin varlığında B12 yetersizliği görülebilir.

Besinlerin saklanması ve pişirilmesi sırasında da vitamin eksikliği görülebilir. Örneğin; ızgara ette yüksek ısı ve et suyunun damlaması ile; sütte pastörize ve kaynama işlemlerinde; balığın pişirildikten sonra suyunun dökülmesiyle B12 vitamininin etkinliği oldukça azalır… Asit, alkali ve ısıya karşı dayanıksızdır. Kaynatma süresinin uzaması ve derecesinin yükselmesi, B12 vitamininin kaybını artırır. Karaciğerin suda haşlandıktan sonra suyunun dökülmesi, balık haşlandıktan sonra suyunun dökülmesi, yine B12 vitamini kaybını artıran sebepler arasındadır. Etler ızgara yapılırken, sıcaklık ve damlayan suyla B12 vitamininin yüzde 30’u, nemli sıcaklıktaysa yüzde 10-20’sinin kaybolduğu bilinmektedir. UHT sütlerdeki kayıp yüzde 7- 10 civarında iken, yüzde 30 kadarı da kaynamayla kaybolmaktadır

NASIL BİR BESLENME PLANI OLUŞTURMALIYIZ?

B12 vitamininden zengin olan başlıca besinleri yani; et, süt, peynir, yumurta ve balığı hayatımıza sokmamız gerekiyor. Yani hayvansal besinleri… Vejetaryenler içinse süt ürünleri ve yumurtaya ağırlık vermek önerilebilir. Sonuç olarak unutkanlık, dikkat dağınıklığı, halsizlik ve ileride karşılaşılabilecek daha ciddi problemlerin engellenmesi için B12'den zengin besinlerin ihmal edilmemesi ve 6 ayda 1 mutlaka B12 düzeyinin ölçülmesi yararlı olacaktır. 14 yaşından büyük olanlar için günde 2.4 mcg B12 alınmalıdır. Hamilelik döneminde 2.6 mcg ve emzirme döneminde bu miktar 2.8 mcg olmalıdır.”

02 Kasım 2013

HİCRET VE YENİ YILBAŞI


ِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

HİCRET VE YENİ YILBAŞI

Hicri, 1- Muharrem- 1435 / 4 / Kasım pazartesi.


Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, salât ve selam bütün insanlığın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) âline ashabına olsun.

Değerli okurlarım! İslam tarihinde, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed  (s.a.v.)’ in Miladı, 622 senesinin Rebiyülevvel ayında Hz.Ebubekir (.r.a.) ile Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç etmesine denilir.

 Allahu Teâlâ tarafından, bütün insanlığın gönlünü aydınlatmak, bozulan ahlakını düzeltmek, yıkılan düşüncesini yeniden inşa etmek üzere gönderilen Kâinat’ın en güzeli (s.a.v.) ;i ve O,nun Ashabını, hicret etmeye zorlayan zülüm ve işkencelerin bir örneğini, insanlık tarihinde görmek zordur.

 Kâbe-nin önünde Ebu Cehil-e tokadı çakan Hamza belki bu din uğruna, ciğerlerinin sökülüp çiğneneceğini hissede hissede Hz. Hamza olmuştur.

Cehaletin verdiği kinle, Allah Resulü (s.a.v.) öldürmek için yola çıkan Ömer Hz. Ömer (r.a.) olarak, adaletiyle gönüllere taht kurmuştur.

Eli silahlı zalimlerin, Efendimiz (s.a.v.) in evini ablukaya aldıkları zaman, O,Nebiler Sultanı’nın yatağına tereddüt etmeden yatan Hz. Ali, (.r.a.) ensesine inebilecek kılıçların keskinliğini aklına dahi getirmemiştir.

Körükle alevlendirilen alev üzerine sırt üstü yatırılıp vücudu dağlanan Hz.Süheyb (.r.a.) kalbindeki imandan zerre kadar taviz vermemiştir.

Hicret, terk etmek, ayrılmak, bir yeri terk ederek başka bir yere göç etmek anlamına gelir. Hicret, İslam inkılâbının bir dönüm noktasıdır. Hicret’e kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir.

 Hicret, bu sabır ve metanetin İslam’ın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden başka bir şey getirmeyeceğinin anlaşılması ve Cenab-ı Hakk’ın izniyle gerçekleşmiştir. Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslami kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmaktadır.

Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır. Bunun içindir ki Efendimiz (s.a.v.) hicretin sadece Mekke’den Medine’ye göç eden müminlere bağlı bir fazilet olarak kalması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için Hicret’i önemli bir İslami kavram olarak değerlendirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Gerçek muhacir, Allah’ın (c.c.) yasakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir.”Hicret, putlardan kaçmak, zulümden nura koşmak, Ayrıca hicret, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye göç etmesinin yılbaşıdır. Hicret ikidir; biri kötülüklerden hicret, diğeri Allahu Teâlâ’ya hicret.

Hicret, yüce İslam nizamının bütün dünyaya yeni bir hızla yayılmasıdır. Bir kaya sarmaşığının kayayı delip ışığa çıkmasıdır Hicret, dostluktur, fedakârlıktır, imanda samimiyettir. Hicret, bir dönemin olanca mevcudunu canan yolunda yok etmektir. Hicret, sınanmanın ateş kıvamını bulup hesapları yaktığı yerdir.

Mekke her şeyi ile yeri ile yerinde kalsın, ölçüye uymayan anne, baba ve evlat ikazların kulaklarını dolduran yankısıyla kalsın.

Müminlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bunu fark eden Mekkeli kâfirlerin zulüm ve işkenceleri daha da artıyordu. Bunun üzerine Müslümanlar Peygamberim iz’e  (s.a.v.) gelerek Medine’ye hicret etmek istediklerini söylediler.  Peygamberimiz (s.a.v.) de Medine’ye hicret etmelerini emretti. İlk hicret eden Hz. Ebu Seleme (r.a.) idi. Hicretle ilgili ayeti kerime, de şöyle buyrulur.

 “İman edip de hicret edenler, Allah (c.c.) yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan biri aleyhine olmaksızın yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.” (Enfal Suresi,72) Diğer bir ayet’i kerime, de

 “ Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler, and olsun Ben de onların kötülüklerini örteceğim. Ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat Allah (c.c.) tarafındandır. Allah (c.c.) mükâfatın en güzeli kendi nezdinde olandır.” [1] (Ali İmran Suresi,195.)

Müslümanlar, Allahu Teâlâ için, Allah (c.c.) dinini yaşayabilmek için, evlerini, mallarını, her şeylerini geride bırakarak doğup büyüdükleri. Çok sevdikleri kutsal belde’den hicret ediyorlardı. Dav’a büyüktü. Dav’a İslam’ın Hâkim olma davasıydı. Bu dav’a için can da canan da, mal da mülkte terk edilirdi. Sahabeyi kiram (r.a.) efendilerimiz bunu en güzel şekilde yaptılar.

    Medine-i Münevvere’ye Herkes hicret etmiş, Medine-i Münevvere’deki Müslümanlar (ensar) ve Mekke-i Mükerreme’den hicret eden (muhacirler) sabırsızlıkla Güzeller güzeli (s.a.v.) bekliyorlardı

   Nihayet Fahri Kâinat (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte yorucu bir yolculuktan sonra Medine-i Münevvere’ye ulaştı. Allahu Teâlâ’nın son şeriatı olan İslam, Medine-i Münevvere’de gelişecek, güçlenecek devlet olacak ve oradan da bütün cihana açılacaktır. Ve öyle odu.

  52 maddelik İlk “İslam anayasası” hicretten sonra düzenlenmiştir. Müslümanlar arasında, İslam kardeşliği hicretten sonra olmuştur. “Kuba ve Mescid-i Nebevi” gibi cemaatleşmenin ruhu olan ilk İslam mabetleri hicretle kurulmuştur.”Suffe” adı verilen ilk İslam mektebi hicretten sonra açılmıştır.İslam’ın iktisadi, ticari, zirai, ve ekonomik esasları ile,ilk İslam çarşı ve pazarı, hicretten sonra faaliyete geçmiştir.Bütün bunlarla İslam dini,devlet olmuştur..


Afendimiz (s.a.v.)’ in bu hicreti, Hz. Ömer (r.a.) Halifeliği devrinde, Hicri takvimin birinci senesi olarak alınmış ve sene başı olarak da, Muharrem ayı kabul edilmiştir. Müslümanların yeni senesi Muharrem ayı ile başlamaktadır. Müslümanlar yeni senelerine Muharrem ayı ile girerler.

Değerli okurlarım! 1-Muharrem Hicri yılbaşı olduğunu eşimize dostumuza mesajla, telefonla duyuralım, fesbuk ve tivitir sayfalarımızda, paylaşalım. Dükkânımızın, iş yerimizin vitrinine hicri yılbaşınız tebrik ederim anlamında insanlara hicri yılbaşının geldiğini duyuralım hissettirelim. Hicret şuurunu insanlara anlatalım.

 1- Muharrem Hicri yılbaşınız mübarek olsun. Rabbime emanet olunuz.

Hicrî aylar şunlardır:  1-Muharrem, 2-Safer, 3-Rebiülevvel,

 4-Rebiülâhir, 5-Cemâziyelevvel, 6-Cemâziyelâhir,  7-Recep, 8-Şaban,  9-Ramazan, 10-Şevval, 11-Zilkade, 12-Zilhicce,













a

28 Ekim 2013

GIYBET HARAMDIR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kim bir kardeşi gıyabında gıybet edilince müdafaa ederse Allâhü Teâlâ’nın onu cehennem ateşinden koruması hak olur.” buyurdular.

Gıybet bir kimseyi yanında bulunmadığı bir vakitte hoşuna gitmeyecek şey ile anmaktır. Eğer kötülediği şey o kimsede varsa gıybet olur. Yoksa iftirâ olur ki bu daha büyük günahdır.

Diri yahut ölü, Müslüman veya gayr-i Müslimi gıybet etmek haramdır. Yine bir şahsı anmaksızın onun anlaşılabileceği vasıflarla anarak söylemek de gıybet olur. Eğer o şahıs anlaşılmazsa câizdir.

Hâsılı, kendisiyle maksadın ifâde edilebileceği her türlü şey gıybet olup haramdır.

İnsanların sakınması için fasıkın; açıkça günah işleyenin ve facirin; itikadı bozuk kimsenin gıybetini yapmak sevaptır.

Bir köy veya mahalle ahalisinin bazı fena hallerini söylemek de gıybet olmaz. Herkesi değil o işi yapanları kasdettiğinden kimlerden bahsettiği bilinmez.

Nikâh, yolculuk, ortaklık, komşuluk, emânet teslîm etmek gibi şeyler için bir kimse hakkında kendisine sorulduğunda söylediği doğru şey gıybet olmaz.

Bir müşterinin sahte para verdiğini görenin, bundan sakındırmak için söylemesi gıybet olmaz.

Gıybetin tevbesi, gıybet ettiği kimseden affetmesini istemektir. Onu bulamazsa onun keffareti istiğfâr ve tevbe etmek ve pişman olmaktır. Eğer mümkün ise gıybet ettiği şeylerin hepsini ona bildirip affetmesini istemeli ve Allâh’dan af talep edip tevbe etmelidir. Ancak eğer bildirmesi bir fitneye sebep olacak ise bildirmez.

Gıybet ettiği kimse ölmüş ise vârislerinden helâllik istemesi gerekmez. Onun keffareti pişmanlık, tevbe ve istiğfârdır.

Gıybeti işiten kimse eğer lisanıyla yahut gücü yetmiyorsa kalbiyle olsun onu reddetmez ise günahta ortaktır. Bu kimsenin gücü yetiyorsa oradan kalkması, veya sözü başka mecraya taşıyarak bu gıybete mâni olması lazımdır. 

25 Ekim 2013

2013 1. Dönem yazılı sorularına nasıl çalışılmalı

1,5 milyon öğrencinin gireceği merkezî yazılılara 5 hafta kaldı. Eğitimciler öğrencilere, “Şimdiden ders tekrarına başlayın.” uyarısı yapıyor.

Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) yerine getirilen merkezî sınavların altısı kasım ayının son haftasında yapılacak. Öğrenciler birinci dönem için fen ve teknoloji, matematik, Türkçe, inkılâp tarihi, yabancı dil ve din kültürü derslerinden ortak sınava girecek. Din kültürünü almayan öğrenciler bu dersin sınavından muaf tutulacak. İkinci dönem sınavları ise nisan ayının son haftasında gerçekleştirilecek. Test usulü yapılacak sınavda 20'şer soru sorulacak ve sınav süresi 40 dakika olacak.  

Yeni sistemin öğrenci ve velileri kaygılandırabileceğine dikkat çeken Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat, rahatlatan önerilerde bulundu. Polat, sınıf ortamında, öğretmen gözetiminde yapılacak sınavlar için şunları söyledi: “Soruların yapısı ve tarzı geçtiğimiz dönemlerde yapılan SBS'ye benzeyecek. Bu nedenle öğrenciler, eski sorulara bakabilir. Kasım ayına kadarki konulara yoğunlaşsınlar. Dersi anladıktan sonra da konu ile ilgili bol bol soru çözsünler. Sınavlar; matematik-Türkçe-din kültürü gibi sayısal-sosyal şeklinde geleceği için bu onları çok yormayacak."

Anafen Okulları Genel Müdür Yardımcısı İsmail Efe de öğrencilerin şimdiden sınavlara motive edilmesi gerektiğine işaret etti. Efe, “Geçen yıllarda sınavlar haziran ayında yapılıyordu ve uzun bir süreç vardı. Şimdi ise süreç kısa. Bu zamanda oluşan motivasyon kayıplarının telafisi yok.” dedi. Sınav öncesi hazırlıkların tamamlanması gerektiğini hatırlatan Efe, “Öğrenciler sınav konularını listelemeli, derslerde işlediği konular ile ilgili bol bol soru çözmeli ve günlük ders çalışma programı hazırlamalı. Eksik görülen veya anlaşılmayan konular, etüt takviyeleri ile bir an önce telafi edilmeli.” diye konuştu. Öğretmen, aile ve öğrenci arasındaki iletişimin sıkı tutulması gerektiğini ifade eden Efe, bu dönemde çocukların her anlamda desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

Defter, kitap getirilmeyecek

Merkezî sınavlarda farklı bir güvenlik tedbiri uygulanmayacak. Ancak sınava kalem, silgi gibi ihtiyaçlar haricinde cep telefonu, kitap, defter getirilmeyecek. Öğrenciler sıralarında tekli oturacak. Kişiye özgü kitapçık olmayacak. İki farklı kitapçık türü hazırlanacak ve sınıflarda 2 öğretmen bulunacak. Başvuru ücreti ya da harç gibi herhangi bir isimle ödeme talep edilmeyecek. Anadolu, fen, sosyal bilimler liseleri ve özel okullar da dahil olmak üzere sınavla öğrenci alan tüm okullar için ek sınav yapılmayacak.

Liseye yerleşmede yüzde 70 etkili

Ortaöğretime yerleştirmeye esas puan 6, 7 ve 8. sınıf yıl sonu başarı puanlarının yüzde 30'u ile 8. sınıfta uygulanan merkezî sınav puanlarının yüzde 70'inden oluşacak. 6 ve 7’de bütün derslerin notlarını öğretmen verecek. 8. sınıfta ise merkezi sınavlar etkili olacak. 6, 7 ve 8. sınıfların yıl sonu başarı puanı 300, merkezî sınavların puanı 700 üzerinden hesaplanacak. Ortaöğretime yerleştirmeye esas puan ise bu ikisinin ortalaması alınarak 500 üzerinden hesaplanacak.

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ