BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN
2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR
Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi 55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...
17 Kasım 2016
Tereciye tere satılmaz
Söz, gücünü önce doğruluğundan alır.
Eğri sözler, gönle girerken kulakları tırmaladığı gibi, gönlü de bulandırır.
Doğru sözün ipek halı gibi dokunduğu gönül ve dışarı çıktığı ağız da tertemiz olmalı.
Çoban çeşmesinin tatlı suyunu kimse kirli bardaktan içmek istemez.
Billur gibi bir bardaktan içilirse güzel olur.
Doğruyu bünyesinde taşıyan o gözle görülemeyen kelimeler, sırtını sağlam bilgiye dayamalı ve herkes tarafından bilinebilecek kelimelerin birbirine uyumu, su damlalarının ırmakta akışı gibi olmalı.
Örnek verilirken tarihi en eski ama müzeye kaldırılmamış kelimeler ve olaylar seçilmeli.
Kur’an’ın hikmetlerinden beslenmeli, Yunan’ın felsefesinden değil.
Yiğitlik ve kahramanlıkta zirve isim olarak her şeyiyle tertemiz Hz. Ali örnek verilmeli.
Adalette Hz. Ömer, dostluk ve sadakatte Hz. Ebu Bekir, edepte ve hayada Hz. Osman örnek verilmeli.
Şiirde, nesirde eğer bir gemi adı geçecekse Nuh’un gemisi denmeli.
Sabır anlatılacaksa Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı dile getirilmeli.
İrem bağı, tuba ağacı ve kevser ırmağıyla tasvirlerin ve teşbihlerin zirvesine tırmanılmalı.
Bıçaktan bahsedilecekse “Hz. İbrahim’in bıçağı” gibi denmeli.
Çocukluğumuzda, sorulu cevaplı bir eğitim usûlü ile kültürümüzün temelleri öğretilmişti bize:
Soru: Çiftçilerin pîri kimdir
Cevap: Hz. Ademaleyhisselam.
Soru: Terzilerin pîri kim
Cevap: İdris aleyhisselam.
Soru: Gemicilerin pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Cömertliğin pîri kim
Cevap: İbrahim aleyhisselam.
Soru: Marangozların pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Sanayinin pîri kim
Cevap: Davud aleyhisselam.
Soru: Doktorların pîri kim
Cevap: Lokman aleyhisselam….
Diye öğretilirdi.
“Kahraman” denilince hatıra, Hayber’i Yahudilerden alan Hz. Ali gelirdi.
Çocuklar, Hz. Ali’nin cenkleri ile büyürdü.
Dünya çapında ünlü bir yazar yetiştiremedik diye yakınıyoruz.
Yazdığımız eserlerde her dil, din ve ırktan insanların bileceği, tarihin derinliklerinde kökü olan kelimelerden uzak kaldığımızdan, bütün insanların tanıyacağı kelimelerden de uzak kaldığımız için tanınamıyoruz.
Halka mal olmuş bir şiirimiz, gücünü tarihin derinliklerinden aldığı için uzun boylu oluyor ve yıllarca dilden düşmüyor.
“Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin” mısraıyla zirveyi yakalıyor ve bütün dünya şairlerine “haydi geçebilirsen geç” diye meydan okuyor.
Kişinin şanslılığını anlatmak için “anası Kadir Gecesi’nde doğurmuş” sözünden güçlü bir anlatım tarzı bulmak zor.
İşin bereketini ifade etmek için “Hızır eli değmiş” deyimimiz dünyanın yarısında anlaşılabilecek bir ifadedir.
Hastalıklara karşı sabır ve tedavi yolunda çalışma konusunda “Eyüp’ün sabrı” nı örnek verirsek, dünyanın yarıdan fazlası bu örneğimizi anlar.
Hekimlikte Hipokrat’ı değil, Lokman Hekim’i,
Kılıçta Sezar’ın kılıcını değil, Hz. Ali’nin Zülfikar’ını, örnek vererek konu anlatılmalı.
“Halil İbrahim sofrası” deyimimiz, İbrahim Aleyhisselam’ın cömertliğini anlatır.
“Karun’un hazineleri” deyimi ise kapitalistlerin, kan, gözyaşı ve alın terini altına, dolara döndürüp saklamasını, makam ve rütbesini, hazineyi soymada maske olarak kullananları ifade edilirken kullanılmalı.
Hayvan sevgisinden bahsedeceksek Ebu Hureyre’nin kedisinden, köpekle dostluktan bahsedeceksek “Ashab-ı Kehf”in köpeğinden, Salih Aleyhisselam’ın devesinden bahsedelim.
Makalemizin başına mutlaka bir alıntı cümle yazacaksak, o cümleyi sözlerin güzeli Allah kelamı Kur’an’dan veya “Cevami-ul Kelim”/az sözle çok ve güzel manaları ifade eden Sevgili Peygamberimizin sözlerinden alalım.
Şiirlerimizde iktibası, ayet veya hadislerden yapalım.
Böylece hem köklerimiz sağlam olduğundan kolay kolay yıkılmayız, hem de yerelden evrenseli yakalarız.
Yoksa batının değerleriyle batıya tafra satmaya çalışanlara “domuzcuya domuz satılmaz” deyiverirler.
Eğri sözler, gönle girerken kulakları tırmaladığı gibi, gönlü de bulandırır.
Doğru sözün ipek halı gibi dokunduğu gönül ve dışarı çıktığı ağız da tertemiz olmalı.
Çoban çeşmesinin tatlı suyunu kimse kirli bardaktan içmek istemez.
Billur gibi bir bardaktan içilirse güzel olur.
Doğruyu bünyesinde taşıyan o gözle görülemeyen kelimeler, sırtını sağlam bilgiye dayamalı ve herkes tarafından bilinebilecek kelimelerin birbirine uyumu, su damlalarının ırmakta akışı gibi olmalı.
Örnek verilirken tarihi en eski ama müzeye kaldırılmamış kelimeler ve olaylar seçilmeli.
Kur’an’ın hikmetlerinden beslenmeli, Yunan’ın felsefesinden değil.
Yiğitlik ve kahramanlıkta zirve isim olarak her şeyiyle tertemiz Hz. Ali örnek verilmeli.
Adalette Hz. Ömer, dostluk ve sadakatte Hz. Ebu Bekir, edepte ve hayada Hz. Osman örnek verilmeli.
Şiirde, nesirde eğer bir gemi adı geçecekse Nuh’un gemisi denmeli.
Sabır anlatılacaksa Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı dile getirilmeli.
İrem bağı, tuba ağacı ve kevser ırmağıyla tasvirlerin ve teşbihlerin zirvesine tırmanılmalı.
Bıçaktan bahsedilecekse “Hz. İbrahim’in bıçağı” gibi denmeli.
Çocukluğumuzda, sorulu cevaplı bir eğitim usûlü ile kültürümüzün temelleri öğretilmişti bize:
Soru: Çiftçilerin pîri kimdir
Cevap: Hz. Ademaleyhisselam.
Soru: Terzilerin pîri kim
Cevap: İdris aleyhisselam.
Soru: Gemicilerin pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Cömertliğin pîri kim
Cevap: İbrahim aleyhisselam.
Soru: Marangozların pîri kim
Cevap: Nuh aleyhisselam.
Soru: Sanayinin pîri kim
Cevap: Davud aleyhisselam.
Soru: Doktorların pîri kim
Cevap: Lokman aleyhisselam….
Diye öğretilirdi.
“Kahraman” denilince hatıra, Hayber’i Yahudilerden alan Hz. Ali gelirdi.
Çocuklar, Hz. Ali’nin cenkleri ile büyürdü.
Dünya çapında ünlü bir yazar yetiştiremedik diye yakınıyoruz.
Yazdığımız eserlerde her dil, din ve ırktan insanların bileceği, tarihin derinliklerinde kökü olan kelimelerden uzak kaldığımızdan, bütün insanların tanıyacağı kelimelerden de uzak kaldığımız için tanınamıyoruz.
Halka mal olmuş bir şiirimiz, gücünü tarihin derinliklerinden aldığı için uzun boylu oluyor ve yıllarca dilden düşmüyor.
“Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin” mısraıyla zirveyi yakalıyor ve bütün dünya şairlerine “haydi geçebilirsen geç” diye meydan okuyor.
Kişinin şanslılığını anlatmak için “anası Kadir Gecesi’nde doğurmuş” sözünden güçlü bir anlatım tarzı bulmak zor.
İşin bereketini ifade etmek için “Hızır eli değmiş” deyimimiz dünyanın yarısında anlaşılabilecek bir ifadedir.
Hastalıklara karşı sabır ve tedavi yolunda çalışma konusunda “Eyüp’ün sabrı” nı örnek verirsek, dünyanın yarıdan fazlası bu örneğimizi anlar.
Hekimlikte Hipokrat’ı değil, Lokman Hekim’i,
Kılıçta Sezar’ın kılıcını değil, Hz. Ali’nin Zülfikar’ını, örnek vererek konu anlatılmalı.
“Halil İbrahim sofrası” deyimimiz, İbrahim Aleyhisselam’ın cömertliğini anlatır.
“Karun’un hazineleri” deyimi ise kapitalistlerin, kan, gözyaşı ve alın terini altına, dolara döndürüp saklamasını, makam ve rütbesini, hazineyi soymada maske olarak kullananları ifade edilirken kullanılmalı.
Hayvan sevgisinden bahsedeceksek Ebu Hureyre’nin kedisinden, köpekle dostluktan bahsedeceksek “Ashab-ı Kehf”in köpeğinden, Salih Aleyhisselam’ın devesinden bahsedelim.
Makalemizin başına mutlaka bir alıntı cümle yazacaksak, o cümleyi sözlerin güzeli Allah kelamı Kur’an’dan veya “Cevami-ul Kelim”/az sözle çok ve güzel manaları ifade eden Sevgili Peygamberimizin sözlerinden alalım.
Şiirlerimizde iktibası, ayet veya hadislerden yapalım.
Böylece hem köklerimiz sağlam olduğundan kolay kolay yıkılmayız, hem de yerelden evrenseli yakalarız.
Yoksa batının değerleriyle batıya tafra satmaya çalışanlara “domuzcuya domuz satılmaz” deyiverirler.
15 Kasım 2016
KÖYLÜMÜZ RAHMETLİ OLDU
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)
Köylümüz Osman TİRYAKİ 15 Kasım 2016 Salı rahmetli oldu. 16 Kasım 2016 Çarşamba günü Tortum Demirciler Köyü Camisinden Öğle namazı sonrasında kaldırılacaktır.Allah(cc) rahmet eylesin.Yakınlarına da sabır versin
Merhuma ve cümle geçmişlerimize bir fatiha okumayı unutmayalım.
KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR
12 Kasım 2016
ZEKÂ BULMACASI BİLMECELER
1
Bembeyazdır görünce,
Serilir gündüz, gece,
Ay varken kalır ama,
Gider güneş gelince.
2
Bu gelen aslan mıdır?
Gagası taştan mıdır?
Kanadı mora çalar,
Kendi gülistan mıdır?
3
Karadır katran gibi,
Sarıdır safran gibi,
Ucu var düdük gibi,
Biz bunu yedik gibi.
4
Ak şekerdir tadı yok,
Uçuşur kanadı yok.
Tül tül olur örter yeri,
Sıcak olur biter teri.
5
Az gitti, uz gitti,
Dere tepe düz gitti,
Altı ay bir güz gitti.
Uyanınca hepsi bitti.
6
Kan kırmızı, süt beyaz.
Fındık kabuğuna girer.
Kale kapısına sığmaz.
7
Bir kaşığa un koydum,
Ortasına kan koydum.
8
Mavi tarla üstünde,
Beyaz güvercin yürür.
9
Kestim kapı açıldı,
Boncuk boncuk saçıldı.
10
Bir kırmızı minare,
Göğe çıkmaz, girer yere.
11
Ufacık mil taşı,
Dolaşır dağı taşı.
12
Kabuğu var, içi yok,
Dayak yer, suçu yok.
13
İçi taş, dışı taş,
Ha dolaş, ha dolaş.
14
Hak teâlânın işi,
Tepesindedir dişi.
CEVAPLAR
1- Kar
2- Güvercin
3- Kara ciğer
4-Kar
5-Rüyâ
6-Cevabı sorunun içinde; kan, süt, kale
7-Mangal, Kül, Ateş
8-Yelkenli
9-Nar
10-Havuç
11-Göz
12-Davul
13-Minare
14-Haşhaş
10 Kasım 2016
Sabahın sahibi var
Allah var keder yok” inancıyla yolumuzdan geri adım atmadan yürüyelim. “Sabahın sahibi var” sözünü hatırlayalım.
Kral, demirciyi çağırtıp “Yarına kadar bin tane çivi yapmazsan şafakta asılacaksın” demiş. Bir günde Bin çivinin yapılamayacağını bilen demirci hiçbir endişe duymadan çivi yapmaya başlamış. Yakınları ağlayıp sızlarken o çalışmaktan ağlamaya zaman bulamazmış. Kaygısızlığını hatırlatanlara da “Sabahın sahibi var” dermiş. Şafak yaklaşırken saraydan bir adam koşarak gelir. Yakınları ağlamayı hızlandırır. Saraydan gelen adam “Ne kadar yaptınsa hemen ver. Kral öldü tabutuna çakacağız” der.
08 Kasım 2016
07 Kasım 2016
Seçin birini veya birkaçını
Dört inanmış adam bir araya gelmişler ve ilçenin bütün mahalle ve köylerini dolaşarak ilköğretimden mezun olanların birincilerini ikincilerini ve üçüncülerini hedefe alarak İmam-Hatip okuluna kaydettirmeye başlamışlar ve illerinin öğrencisinden fazla öğrencinin bütün masraflarını da karşılamaya devam ediyorlar. Siz de bulunduğunuz il veya ilçede bunu yapabilirsiniz.
***
İslami kesimden uzak yaşadığı halde “Müslümanım” demekten keyif alan ama hiçbir bilgisi olmayan insanlarımız var. Bunlarla temasa geçip başta Kur’an okumasını anlamını ve ilmihal bilgilerini ücretsiz olarak öğretebilirsiniz ve bu yaptığınız eğitim işini kimseye söylemeden yapmalısınız. Açıklama işini o kişinin kendisi yapsın. Bu işleri yapan bazı arkadaşları dinleyince solmaya yüz tutan umut çiçeklerimin üzerine çiy düşüyor.
***
Bu yaşa gelinceye kadar haram yiyen kişiler haramiliği bırakmakla kalmasınlar, kimlerin hakkını yemişlerse onları ziyaret ederek güçleri oranında sahiplerine bu günkü değerinden haklarını geri versinler ve af dilesinler.
Bu yapılan bir taraftan tebliğdir, bir taraftan tevbedir.
***
Birilerini yanlış yollara çekmişseniz ve şimdi pişmansanız, yalnız pişmanlık yeterli değildir.
Kimleri yanlış yola çekmişseniz ulaşabildiğiniz kadar onlara ulaşmaya ve yanlış yoldan döndürmeye çalışınız.
“Yüzüm yok” demeyiniz. Ahirette yüzleşmek daha tehlikelidir.
***
Dernek başkanları, vakıf başkanları, ticaretle uğraşanlar, yakınınızdaki camiyi Kur’an kursu yapabilirsiniz.
Ben denedim, maddi durumları iyi olan iki kişi, liseye giden iki çocuklarına her gün akşam namazı ile yatsı namazı arasında Kur’an öğretmesi isteğine olumlu bakmamış. Ben de onlara “İmama deyin ki bu iki çocuk için ayda iki yüz lira vereceğiz. Ayrıca okuttuğun her öğrenci için on lira vereceğiz deyin” dedim, dediğimi yapmışlar, imam seksen öğrenci bulmuş ve her ay bin lira alıyor.
Emekli imam ve öğretmenler, emekli bir öğretmen gibi yapınız. Emekli öğretmen her gün okula gider gibi tren istasyonuna gidiyor, kara trenden indirimli biletini alıyor, üç saat ilerdeki şehre varıncaya kadar makinistten başlayarak her kompartımana girerek onlara otuz iki farzı saydırıyor. O şehirde iniyor tekrar biletini alıyor ve üç saatlik dersini yine devam ettiriyor. Siz de yapabilirsiniz. Bilet parasından başka para harcamamaya dikkat ediyor.
***
Borçlarınızı zamanında, sabahın erken saatinde ödeyiniz veya bir gün önce ödeyiniz. Alacaklı olduğunuz kişi zamanında ödeyememişse o günlerde onun evinin önünden veya işyerinin önünden geçmemeye ve ona görünmemeye dikkat ediniz.
Siz sıkıntıya düşmeyecekseniz, ona zaman tanıdığınızı bildiriniz ki rahatlasın.
***
16 evde kiracı olarak oturdum, hiç birinin kira parasını ayın beşinden sonrasına bırakmadığım için hepsiyle dostluğumuz devam eder.
Geçen sene evine ilk kiracı olarak girdiğim hanımefendinin felç olduğunu duydum 46 yıl sonra evinde ziyaret ettim.
Zenginken fakir düşenleri de görünüz, gözetiniz. Aç insanın dinine, rengine, ırkına bakmadan yardım ediniz.
Doğruluktan ayrılmayın.
Doğruluğun ölçüsü Allah’ın Kitabı, Rasülünün Sünneti olsun.
Doğruluğunuzun zararı kendi aleyhinize, anne ve babanızın aleyhine, akrabalarınızın aleyhine bile olsa doğruluktan ayrılmayalım.
06 Kasım 2016
Şakiki Belhi'nin Kızından Babasına vasiyet
Bismillahirrahmanirrahim
Bütün hamtlar
ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve
selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına
olsun.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Değerli okurlarım! Şakiki Belhin bir kızı vardı ki o diyarda
bulunan kadınların içinde en abide, zahide, Saliha bir kadındı, İsmi Emineydi
Günlerden bir gün
babasına: “Babacığım, benim ismimi niçin
Emine koydun?”
diye sordu. Üç korkudan emin olana Emine derler.
Hâlbuki ben bu üç korkunun hiç
birisinden emin değilim.
1-Her nefis, ölümü tadıcıdır. Bu ölüm bana acı mı tatlı mı gelecektir?
Acaba, ben ismim gibi ölüm acısından emin olabilecek miyim?
2- Şeytan bize apaçık düşmandır. Acaba, ben onun şerrinden kurtulur, emin
olabilir miyim?
3-Son nefesimden korkarım.
Bu dünyadan, imanla mı imansız mı göçeceğim?
İmanla göçeceğimden emin olabilir miyim ki, Emine adına hak kazanmış bulunayım.
Kaldı ki, peygamberler bile: “Ya Rabbi! Beni Müslüman olarak öldür, Salihlere
ilhak eyle”
diye dua buyurmuşlardır. Onlar masum Nebi
iken böyle dua ederlerse, ben su-i hatimeden nasıl emin olabilirim?”
Babası kendisine bir cevap
veremedi ve aradan kısa bir zaman geçtikten sonra bu sultan hastalandı. Şakik-i
Belhi kızının yanına vararak:
“Evladım, neden gülmüyorsun? Gençlik senin,
güzellik senin gelecek iyi günler senin, neden böyle durgunsun?” diye sordu.
Emine sultan, içini çekerek cevap verdi:
“Babacığım” dedi. “Ben öyle
şeyler görüyorum ki, gülmek değil ağlamak zamanıdır.
*Altımda cehennemler
tutuşmuş, gülmeme imkân var mı? *Üstümde cennetler süslenmiş, oraya girebilecek
miyim? *Melek-ül mevt canımı almağa hazır vaziyette, emir bekliyor Nasıl
güvenir nasıl gülerim?”
Babası başının altındaki sert
yastığı alarak daha yumuşak bir yastık koymak istedi. Emine sultan buna da
itiraz etti:
“Babacığım” dedi. “Yumuşak
yastığa ne lüzum var?
Yarın
başımın altına, bu sert yastıktan daha sert bir kerpiç koymayacaklar mı?”
Vaktaki ölümü yaklaştı, babasını yanına
çağırarak üç
şey
vasiyet etti: “Sevgili babacığım” dedi.
1- Öldüğüm zaman ellerimi göğsümün
üzerine bağla.
Günahkârlar tevazudan, kabahatlerinden ötürü ellerini göğüslerine bağlarlar.
2-Bende kulluk
vazifemi tam ve eksiksiz yapamadım. Onun için ellerim göğsümde bulunsun. Olabilir
ki, çocukluk ve gençlik saik asiyle babalık hakkını tam olarak eda edemedim.
3-Beni kefene sar. Fakat kabirde
yüzümü aç ve benim için dua et. Çünkü babanın evladına duası, peygamberinin ümmetine duası
gibidir.
Ey benin canım babam. Sana zahmet olmazsa ve
seni ezmezse üç vasiyetim daha var:
1-İnsanları, toplu
olarak bir arada gördüğün zaman, kabirde cesedimi yemeğe hazırlanan kurtları
hatırla.
2-Her ne zaman kitaba
bakarsan, o bembeyaz sahifeler üzerinde o siyah yazılar gördüğünde, yüzümün
ve gözümün beyazını ve siyahını hatırla.
3-Gecelerin
karanlığı
basınca kabrimin karanlığını hatırla
Bu sözleri
bitirdikten ve kelime-i şahadet
getirerek dünyadan göçtü.
Alla hu Teâlâ bizede son nefeste imanla Kur’anla hafız
olarak ölmeyi nasip eylesin. Amiiin.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN
TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33
IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414
POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47
BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ
Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ









