BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN
2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR
Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi 55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...
17 Ocak 2020
ERZURUM'DA ELLER SEMAYA AÇILDI
487 yıldır devam eden “Bin bir hatim” geleneği kapsamında bu sene 45 bin 835 hatim okundu.
Erzurum'u doğal afetlerden korumak için 487 yıl önce başlatılan 'Bin bir hatim' geleneği kapsamında tarihi Ulu Cami'de cuma namazı öncesi hatim duası yapıldı. Dua sırasında gözyaşları adeta sel oldu.
29 Aralık 2019
İHTİYARLIK VE GENÇLİK
Gençlik, bir dudu kuştu uçtu tutamadım.
İhtiyarlık, bir top kumaş dolandırdım satamadım. Zihni Dede
İhtiyarlık, bir top kumaş dolandırdım satamadım. Zihni Dede
20 Aralık 2019
Cennetin Anahtarı Namaz
Rahman
ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Hamt Alla hu Teâlâ’ya mahsus, binlerce salat ve selam, iki cihanın
efendisi Hz. Ahmet (sav)’ aline ve ashabına olsun.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Değerli okurlarım! Bir
gün Sevgililer sevgilisi (sav) ashabıyla sohbet ederken onlara şöyle bir soru
sordu:
“Birinizin
kapısının önünden bir nehir geçse ve o nehirde günde beş defa yıkansa, o
kimsede kirden eser kalır mı? Sahâbe-i kirâm, Kalmaz Ya Resûlallah diye cevap
verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: İşte beş vakit namaz da
böyledir. Allah bu namazlarla günahları yok eder.” (Buhari)
Peygamberler tarihinin en köklü ibadeti olan namaz,
yüce dinimiz İslam’ın beş temel esasından biridir. Namaz; insanın ruhu, bedeni,
aklı, yüreği, sevgisi ve hürmetiyle, kısacası bütün varlığıyla Allah’a
yönelişinin sembolüdür.
İnsanoğlu ne zaman Rabbinin kulluk davetine gönülden
icabet edip namazlarını eda etmişse, o zaman gerçek anlamda huzura kavuşmuştur.
Ancak ne zaman namazlarını ihmal edip Rabbiyle
arasındaki bağı zayıflatmışsa, o zaman da nefsani arzularının esiri olmuş ve
hüsrana uğramıştır.
Ezanın
ulvi davetiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza duran mümin, aşkını,
bağlılığını, itaatini ve teslimiyetini O’na arz eder. Bu haliyle namaz, müminin
hasretle beklediği ve Yüce Yaratanına en yakın olduğu buluşma anıdır.
Namaz dünyaya ait telaşe, dert ve sıkıntıları bir
kenara bırakarak çıkılan mukaddes bir yolculuktur. Asli vatanı olan cennetten
uzağa düşmüş insanın, ihlasını ve istikametini koruyan bir hayatla Rabbine
dönme arzusudur. Peygamberimizin ifade buyurduğuna göre, “Cennetin anahtarı namazdır.” (Tirmizi)
Namaz, şükür ve minnettarlık zamanıdır. Yaratan ve
yaşatan, nimet verip doyuran, koruyan ve bağışlayan Allah Teâlâ’ya karşı,
müminin vefa borcudur. Bir ayeti kerimede Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kitaptan
sana vah yedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve
kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.”(
Ankebût, 29)
Öyleyse namaz, arınma ve korunma çabasıdır.
Namazlarına değer veren, özen gösteren, tekbirinden selamına kadar namazın
bütün rükünlerini dosdoğru ve huşû içinde eda eden bir mümin, ibadet şuuruna
sahip demektir.
İbadet şuuru ise kul olma bilincidir. Allah’ın daima
kendisini gördüğünü ve işittiğini bilerek, takva, merhamet ve nezaketle yaşamaktır.
İşte bu sebeple namaz, müminin sadece ibadet borcunu değil, aynı zamanda üstün
ahlâkını da temsil eder.
Namaz kılan kişi, her türlü aşırılıktan, kabalıktan ve
şiddetten korunur. Namazla güçlenen maneviyatı sayesinde, hayâ ve edebe aykırı
davranışlardan uzak durur.
Güzeller
güzeline ve onun şahsında bütün müminlere hitaben Kur’an’ı Kerimde şöyle
buyrulur: “Ailene namazı emret; kendin
de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; aksine biz seni
rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (
Tâhâ, 132.)
Allah Resûlü (sav), bu emrin gereği olarak her sabah
kızı Hz. Fatıma’nın kapısına uğrar ve “Ey
ev halkı!
07 Aralık 2019
Hafızayı Kuvvetlendirme Ve Ezber Yapma Yöntemleri Hayati İnanç
"Can Veren Pervaneler" programıyla yayına başlayan Edebiyatçı Yazar Hayati İnanç ilk programında gençlere ve ezberle uğraşan herkese muhteşem tavsiyelerde bulundu. Hayati İnanç'ın anlatımıyla, hafızayı kuvvetlendirme ve ezber yöntemleri nelerdir? Hafızayı kuvvetlendirmek için neler yapılmalı ve nelere dikkat edilmelidir? Ezber için en iyi zaman aralığı hangisidir?
İşte tavsiyeler:
İlk olarak bir hedef belirlemeliyiz. Niyetimiz nedir? Ne için yapacağım bu işi. Kısaca ilk iş niyet belirlenmelidir.
Dikkatinizi asla dağıtmayacaksınız. Dağılmasına müsaade etmeyeceksiniz.
Lüzumsuz, gereksiz bilgilerle hafızayı doldurmamalıyız.
Lüzumsuz işler ve kişilerden uzak durmak.
Günah kalbi karartır, hafızayı zayıflatır. Uzak durun.
Kuru üzüm, kereviz yemek hafıza için faydalıdır.
Seher vakti 5:00 ile 8:00 arasındaki saatler zihnin en dinç ve güçlü olduğu vakitlerdir. Bu vakitlerde çalışmanın faydası oldukça fazladır. Bu saatler arasında sadece 1 saat, her gün düzenli olarak bir konu üzerinde çalışan kimse o olanda söz sahibi olur.
Hafızayı güçlendiren en önemli etkenlerden biri de Kuran’ı Kerim okumaktır.
A’lâ suresini ezberleyin, vakit namazlarda ve özellikle vitir namazlarında okumaya gayret gösterin. Devam edin.
Öz dilimizi ve zengin kelimelerimizi unutmayacağız, okuyacağız ve günlük hayatta kullanacağız.
Muvaffakiyetin diğer bir sırrı da bildiğimiz iş üzerinde, sevdiğimiz şey üzerinde yoğunlaşacağız, bölünmeyeceğiz.
İşte tavsiyeler:
İlk olarak bir hedef belirlemeliyiz. Niyetimiz nedir? Ne için yapacağım bu işi. Kısaca ilk iş niyet belirlenmelidir.
Dikkatinizi asla dağıtmayacaksınız. Dağılmasına müsaade etmeyeceksiniz.
Lüzumsuz, gereksiz bilgilerle hafızayı doldurmamalıyız.
Lüzumsuz işler ve kişilerden uzak durmak.
Günah kalbi karartır, hafızayı zayıflatır. Uzak durun.
Kuru üzüm, kereviz yemek hafıza için faydalıdır.
Seher vakti 5:00 ile 8:00 arasındaki saatler zihnin en dinç ve güçlü olduğu vakitlerdir. Bu vakitlerde çalışmanın faydası oldukça fazladır. Bu saatler arasında sadece 1 saat, her gün düzenli olarak bir konu üzerinde çalışan kimse o olanda söz sahibi olur.
Hafızayı güçlendiren en önemli etkenlerden biri de Kuran’ı Kerim okumaktır.
A’lâ suresini ezberleyin, vakit namazlarda ve özellikle vitir namazlarında okumaya gayret gösterin. Devam edin.
Öz dilimizi ve zengin kelimelerimizi unutmayacağız, okuyacağız ve günlük hayatta kullanacağız.
Muvaffakiyetin diğer bir sırrı da bildiğimiz iş üzerinde, sevdiğimiz şey üzerinde yoğunlaşacağız, bölünmeyeceğiz.
06 Kasım 2019
En büyük doğum
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Hamt Âlemlerin Rabbi olan Alla hu Teâlâ’ya mahsus, salat ve selam,
Âlemlerin efendisi Hz. Ahmet (sav)’e aline ve ashabına olsun.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Değerli okurlarım! Bundan on dört asır önce; insanlık bir karanlığa
saplanmış kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyor, kendi elleriyle yaptığı
putlara tapıyor, töre ve gelenek adı altında her türlü vahşet sergileniyordu.
İnsanlar bir eşya gibi alınıp satılıyor, mazlum ezildikçe eziliyor gidecek bir
kapı arıyordu.
İşte böyle bir zamanda insanlığın kararan
dünyasının üzerine bir güneş doğuyordu. Öyle bir güneş ki insanların hem içini
ısıtacak hem gönül dünyasını aydınlatacak hem de onlara rahmet olacaktı.
“Kameri aylardan Rebiu'l-evvel” ayının on ikinci gecesi, sabaha doğru “Kâinatın en güzeli” dünyayı
şereflendirmiştir.
Pazartesi
günü sabahleyin hep putlar yüzüstü düşmüş bulundu. Görenler hayrette kaldı.
Hz.
Abdullah’tan Hz. Emine’nin alnına geçmiş olan yüce nur O’nun alnına geçti. Hz
Âdem (as) devrinden beri evlattan evlada geçe gelen son peygamberlik nuru
sahibini buldu. Artık onda karar kıldı.
Hz.
Âmine şöyle dermiş: “Ben diğer
kadınlar gibi hamilelik zahmeti çekmedim.” Hamilelerde meydana gelen ağırlıkları görmedim.
Fakat gece rüyada gördüm ki bir
kimse gelip, ‘Ey Âmine! Muhakkak bilmelisin ki, sen âlemlerin en hayırlısına
hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed (sav) koyasın’ dedi.
Doğum
zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi. Ürktüm. Hemen bir akkuş geldi,
kanadı ile arkamı sıvazladı.
Benden korkma ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım, bir beyaz kâse ile şerbet sundular. Alıp içtiğimde her tarafımı nur kapladı. O anda Hz.
Ahmet (sav) dünyaya teşrif ettiler.
Etrafıma
baktım, gördüm ki, Abdi Menaf kızlarına benzer, fakat gayet uzun boylu birçok
kızlar beni tavaf ediyorlardı. Hayret ettim. Ya Rabbi! Bunlar kimler acaba
dedim?”
Hz.
Emine’nin gözünden perde kaldırılıp o şekilde cennet hurilerini ve melekleri görmüş
daha olağanüstü haller seyretmiş olduğu nakledilir.
Fahri Âlem Efendimiz (sav) sünnetli ve göbeği kesilmiş olduğu halde dünyaya gelmişti. Arkasında
iki kürek kemiği arasında
kalbinin hizasında bir nişanesi vardı ki O’na nübüvvet mührü denilir.
Güllerin efendisi, (sav) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı.
Doğar doğmaz secde etti. Mübarek başını kaldırıp açık bir dil ile “lâ
ilâhe illallâh innî Rasûlullâh” dedi.
O’nu
yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış
olarak gönderdik” denildi. Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş olarak
görüldü.
O’nu
kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Mührün üzerine “lâ ilâhe illallâh Muhammedür rasûlullâh”
yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu.
Kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım; “ümmetî,
ümmetî” diyordu.
Nebiler
ser veri (sav) dünyaya teşrif ettiği
zaman o günün geleneğine uyularak üzerine büyük bir çanak konulmuştu. Çanağın
yarılarak ikiye ayrıldığı ve gözlerini göğe dikip başparmağını emdiği hayretle
görüldü.
Cahiliye
devrinde geceleyin doğan çocuğa bir çanağın altına koymak, ortalık
aydınlanmadıkça ona bakmamak adetti.
Hz
Emine’nin yanında bulunan kadınlardan Fatıma’nın o gece evin nurla dolduğunu ve
yıldızların üzerlerine dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördüğünü söylediği rivayet
edilir.
Rasulullah
(sav) dünyaya geldiği zaman Hz. Âmine, dedesine haber gönderdi. Kendisi
Kâbe’nin yanında Ebu Talip ve bazı kimselerle oturuyordu. Âmine Hatun bir erkek
çocuğu olduğu müjdesini verdi. Bunu duyan dedesi çok sevindi. Yanındakilerle
beraber eve geldi.
Hz.
Âmine olup bitenleri anlattı. Üç gün kimsenin göremeyeceğini söyleyince, dedesi
ısrar etti. Âmine validemiz falan yerdedir dedi.
Dedesi
gitti, fakat evin önünde yalın kılıç bekleyen bir zat gördü. İçeri girmek isteyince Abdulmuttalib’in üzerine
yürüdü ve “geri dön, hiçbir kimse üç günden önce göremez. Bütün
melekler onu ziyaret edecek. Bu ise üç gün sürer” dedi.
Ziyafet sırasında çocuğa
hangi ismi koydun diyenlere, “Muhammet” ismini verdim dedi. Neden atalarından birinin
ismini vermedin diyenlere Allah’ın ve insanların onu methetmelerini, övmelerini
istediğim için cevabını verdi.
Annesi Amine Hatun da
ona
17 Ekim 2019
NAMAZDAN LEZZET ALMAK
Soner Duman hoca, çok takdir ettiğim bir ilim ehlidir. Namazla ilgili son yazısı çok güzeldi doğrusu. Kısaltarak istifadenize sunmak istiyorum. Soner Hocamız bir tespitle başlıyor: ‘Kıldığımız namazlardan lezzet alamamamızın temel sebebi namaza kendimizi tam olarak vermemek / konsantre olmamak…’ Ve soruyor: “niçin namaza konsantre olamıyoruz?” Bu konuda söylenenleri madde madde ele alıyor:
1. Namaz kılacağımız yerde ses ve görüntüsü ile bizi rahatsız edecek, aklımızı başka noktalara çekecek unsurların bulunması. Aklımızı bir şeye odaklayabilmek için duyu organlarımızdan gelen veri akışını durdurmak gerekir… Allah Resûlü’ne (s.a), üzerinde işlemeler, nakışlar bulunan bir elbise hediye edildi. Bir namaz vakti namaz kıldıktan sonra elbiseyi çıkarıp, “Bu elbise beni namazda oyaladı, bana eski elbisemi getirin” buyurdu. (Buhârî, “Ebvâbu’s-salât fi’s-siyab”, 13; Müslim, “Mesâcid”, 62)
2. Açlık, uyku, tuvalet gibi fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamadan namaz kılmak. Resûlüllah, “Yemek hazır olduğunda ve bir de kişinin küçük ya da büyük tuvaleti kendisini sıkıştırdığında namaz yoktur” buyurmuş (Müslim, “Mesâcid”, 67); geceleri teheccüd kılmak isteyen ashabına da şunları söylemiştir: “Sizden biri namaz kılarken uyuklamaya başlarsa namazı bırakıp uyusun. Çünkü uyuklayarak kıldığı namazda Allah’a tövbe istiğfar ettiğini zannederken tutup kendi kendisine sövebilir.” (Buharî, “Vudû”, 52; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 222) Çoğu zaman yeniden abdest almaktan üşendiğimiz için sıkışık abdestle yahut açken “Bir an önce namazı kılayım da rahat rahat yemeğimi yiyeyim” diye aklımızda yemek olduğu halde namaza duruyoruz ve fiziksel ihtiyaçlar namaza odaklanmamızı engelliyor.
3. Namazda okuduğumuz şeylerin anlamını düşünmüyoruz. “Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisâ, 43) Bizler sarhoş olmadığımız halde ne söylediğimizi bilmeyince bu âyette belirtilen duruma benzer bir hal söz konusu oluyor… Hepimiz, başta namazda okuduğumuz Sübhâneke, Tahiyyat, Salli-barik, Kunut duaları, Fatiha ve küçük namaz sureleri gibi sûrelerin anlamlarını istesek öğrenebiliriz. Bunları okurken âyet âyet uymasa bile aklımızdan manalarını geçirebiliriz. Okuduğumuzun manasını anlamak namazın bütün seyrini değiştirecek bir etkiye sahip olabilir… İbn Abbas: “Düşüne taşına kılınan orta [ne uzun ne kısa] namaz, düşünmeksizin gafil kalple sabaha kadar namaz kılmaktan daha hayırlıdır” der (Gazalî, İhyâ, I, 151)
4. Namazda yaptığımız fiillerin ne anlama geldiğini idrak etmiyoruz. Tekbir alırken elleri kaldırmanın, el bağlamanın, rükû yapmanın, secde etmenin anlamını tam kavramıyoruz. Oysa bunlar tam anlamıyla birer itaat fiilleridir. Başlama tekbiri ile Allah’tan gayrı ne varsa hepsini arkamıza atarız. El bağlayarak O’nun huzurunda kıyamda durur, O’nun kelamını okuruz. Rükû ederek O’na olan itaatimizi belirtiriz. Secde ederek O’na yaklaşma ve itaatte son sınıra ulaşırız. Selam verirken de ilk başlama tekbiri ile mümin kardeşlerimizle kesmiş olduğumuz bağlantıyı yeniden kurarız…
5. Şeytanın sürekli bize vesvese vermesi ve bizim bununla nasıl başa çıkacağımıza dair yeterince bilgi sahibi olmamamız. Peygamberimiz (s.a) buyurdu: “Kişi namaza başladığında şeytan ona gelerek başka zaman aklına gelmeyen nice şeyleri ‘şunu hatırla, bunu hatırla, şunu düşün’ diyerek sürekli vesvese verir. Sonunda kişi namazda kaç rekât kıldığını unutur.” (Buhârî, “Ezan” 4; Müslim, “Salât” 19) Bu vesveselere karşı koyabilmek için, aklımıza bir şey gelince derhal onu bırakıp namaza dönmeliyiz…
6. Namazda iken kimin huzurunda durduğumuzu yeterince düşünmememiz. Namaz kılarken âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzurunda durduğumuzu tam olarak anlayabilseydik o zaman her şey bambaşka olurdu. Hz. Hüseyin’in oğlu Ali namaz kılacağında renkten renge girerdi. Kendisine niçin bu duruma girdiği sorulunca “az sonra kimin huzuruna çıkacağım biliyor musunuz?” diyerek çıkışırdı.
7. Son namazımızı kılıyormuş gibi düşünmememiz. Bizler namaz kılarken sanki daha önümüzde çok ibadet etme, namaz kılma şansımız var gibi düşünüyoruz. Oysa kıldığımız bu namaz ömrümüzün son namazı olabilir. Düşünün: Az sonra ölüm riski yüksek bir ameliyata gireceksiniz ve son namazınızı kılıyorsunuz. Yahut birazdan düşmanlar sizi idam edecek ve siz son namazınızı kılıyorsunuz. O zaman nasıl kılarsınız? Aklınıza namazdan başka bir şey gelir mi? Allah Resûlü, kendisinden tavsiye isteyen sahabeye, “Namaza duracağında sanki son namazını kılacakmışsın gibi kıl” buyurur (Müsned, 23498).
8. Hepsinden daha önemlisi iman zaafımız. Eğer âhirete hakkıyla iman etsek, kendimizi namaza çok daha iyi verebiliriz. “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.” (Bakara, 45-46)
Rabbimiz bizleri, bu âyette belirttiği gibi, namazlarını huşû içinde kılanlardan eylesin. Âmin.
ABDULLAH YILDIZ
30 Eylül 2019
Kirâmen Kâtibin ve İnternet Explorer geçmişimiz
Kim zerre kadar bir kötülük yaparsa onu görür, kim de zerre kadar bir hayır işlerse onu görecektir” (Zilzal, 99/7-8) ilahi hükmü gereği kıyamet günü zerreler üzerinden bir hesaba tabi tutulacağız.
Zerrelerin bile hesabını vereceğimiz bir günde sanal âlemde yaşadıklarımız da elbette ki bu hesabın içinde olacak. Bir gönderi ile günaha sürüklediğimiz, hakkına girdiğimiz, alay ettiğimiz, iftira ettiğimiz, kötü niyetlerle resimlerini incelediğimiz kimseler de ahirette karşımıza dikilip bizden hesap soracaklar.
Bir saniye bile sürmeyen bir tıkla paylaştığımız bir resim veya söz, binlerce hatta milyonlarca insanın hayatında iyi veya kötü bir etki bırakacaktır. Bu etkiler de bizim amel defterimize hayır veya şer olarak muhakkak yazılacaktır.
“İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadır. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır olan bir melek bulunmasın” (Kaf, 50/17-18).
İnsan, Allah tarafından görevlendirilmiş özel melekler aracılığıyla sürekli olarak izlenir ve tüm hayatı kayıt altına alınır. Sanal âlemdeki tüm yapıp ettiklerimiz de bu meleklerin kayıt defterlerinde yer alacaktır.
Takipçilerimiz, beğenilerimiz ne kadar artarsa artsın bizi takip eden iki meleği hiç unutmamak gerek…
Belki internet Explorer geçmişini silebiliriz, hatta hard diskimizi bile yok edebiliriz ama meleklerin kayıt defterlerini asla silemeyiz.
Onları sahte hesaplarla asla yanıltamayız. Hiçbir hacker, onların şifrelerini kırıp bilgilerini silemez. Onların kota sorunu yoktur. Bağlantı sorunu da yaşamazlar. Onları spam olarak da işaretleyemeyiz. Şikâyet edemeyiz, engelleyemeyiz.
“Vay halimize bu nasıl bir kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş” (Kehf, 18/49).
Ayette bahsi geçen amel defterini, bu dünya hayatında yaptığımız iyi ve kötü bütün işlerin ve sözlerin eksiksiz ve hatasız olarak kayıt altına alındığı bir uygulama olarak tarif edebiliriz. Bu kayıtlar, davranışlarımızı, olaylar karşısındaki tavırlarımızı, sözlerimizi içerdiği gibi niyetlerimizi de kapsamaktadır.
Hayatımızın hiçbir anı, hiçbir sözümüz, hiçbir hareketimiz bu kayıtların dışında kalmayacak, kıyamet günü insanlar hesaba çekilirken amel defteri tüm yapıp ettiklerimizi ortaya dökecektir. Elbette ki internet ve sosyal medyada yaptıklarımız, geçirdiğimiz vakit de bu defterin içerisinde kayıtlı olacaktır.
Amel defterimizde sosyal medya hayatının kaplayacağı alan doğal olarak bizim orada geçirdiğimiz vakitle orantılıdır. Yani günlük ortalama birkaç saat sosyal medya ile vakit geçiren bir insanın amel defterinde internetin yeri oldukça geniş olacaktır.
Aslında insan sosyal medyayla kendi amel defterinin küçük bir kopyasını da tutmaktadır diyebiliriz. Ne yedik, neredeyiz, kiminleyiz, hangi saatte ne yaptık, Instagram ve Facebook paylaşımlarımız bunun en güzel örneğidir. Bir yıllık Instagram ve Facebook paylaşımları hayatımız ve gittiğimiz yön hakkında küçük de olsa ipuçları verecektir.
Unutmayalım, kıyamet günü gerçek âlemde yapıp ettiklerimizden daha fazla sanal âlemdeki hayatımız başımıza bela olabilir. Çünkü gerçek hayattaki insanlardan başka sanal hayatta, sosyal medyada ilişki kurduğumuz binlerce insanla da kıyamet günü hesaplaşacağız.
Ne kadar çok insan o kadar çok hesap demek. Nüfusu bini geçmeyen bir kasabada yaşıyor olabiliriz ancak internet aracılığıyla milyonlarca insana ulaştığımızı da unutmayalım...
MİLLİ GAZETE YAZARI ABDÜLAZİZ KIRANŞAL'a aittir. Allah(cc) Abdülaziz Kıranşal'dan razı olsun.
Zerrelerin bile hesabını vereceğimiz bir günde sanal âlemde yaşadıklarımız da elbette ki bu hesabın içinde olacak. Bir gönderi ile günaha sürüklediğimiz, hakkına girdiğimiz, alay ettiğimiz, iftira ettiğimiz, kötü niyetlerle resimlerini incelediğimiz kimseler de ahirette karşımıza dikilip bizden hesap soracaklar.
Bir saniye bile sürmeyen bir tıkla paylaştığımız bir resim veya söz, binlerce hatta milyonlarca insanın hayatında iyi veya kötü bir etki bırakacaktır. Bu etkiler de bizim amel defterimize hayır veya şer olarak muhakkak yazılacaktır.
“İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadır. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır olan bir melek bulunmasın” (Kaf, 50/17-18).
İnsan, Allah tarafından görevlendirilmiş özel melekler aracılığıyla sürekli olarak izlenir ve tüm hayatı kayıt altına alınır. Sanal âlemdeki tüm yapıp ettiklerimiz de bu meleklerin kayıt defterlerinde yer alacaktır.
Takipçilerimiz, beğenilerimiz ne kadar artarsa artsın bizi takip eden iki meleği hiç unutmamak gerek…
Belki internet Explorer geçmişini silebiliriz, hatta hard diskimizi bile yok edebiliriz ama meleklerin kayıt defterlerini asla silemeyiz.
Onları sahte hesaplarla asla yanıltamayız. Hiçbir hacker, onların şifrelerini kırıp bilgilerini silemez. Onların kota sorunu yoktur. Bağlantı sorunu da yaşamazlar. Onları spam olarak da işaretleyemeyiz. Şikâyet edemeyiz, engelleyemeyiz.
“Vay halimize bu nasıl bir kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş” (Kehf, 18/49).
Ayette bahsi geçen amel defterini, bu dünya hayatında yaptığımız iyi ve kötü bütün işlerin ve sözlerin eksiksiz ve hatasız olarak kayıt altına alındığı bir uygulama olarak tarif edebiliriz. Bu kayıtlar, davranışlarımızı, olaylar karşısındaki tavırlarımızı, sözlerimizi içerdiği gibi niyetlerimizi de kapsamaktadır.
Hayatımızın hiçbir anı, hiçbir sözümüz, hiçbir hareketimiz bu kayıtların dışında kalmayacak, kıyamet günü insanlar hesaba çekilirken amel defteri tüm yapıp ettiklerimizi ortaya dökecektir. Elbette ki internet ve sosyal medyada yaptıklarımız, geçirdiğimiz vakit de bu defterin içerisinde kayıtlı olacaktır.
Amel defterimizde sosyal medya hayatının kaplayacağı alan doğal olarak bizim orada geçirdiğimiz vakitle orantılıdır. Yani günlük ortalama birkaç saat sosyal medya ile vakit geçiren bir insanın amel defterinde internetin yeri oldukça geniş olacaktır.
Aslında insan sosyal medyayla kendi amel defterinin küçük bir kopyasını da tutmaktadır diyebiliriz. Ne yedik, neredeyiz, kiminleyiz, hangi saatte ne yaptık, Instagram ve Facebook paylaşımlarımız bunun en güzel örneğidir. Bir yıllık Instagram ve Facebook paylaşımları hayatımız ve gittiğimiz yön hakkında küçük de olsa ipuçları verecektir.
Unutmayalım, kıyamet günü gerçek âlemde yapıp ettiklerimizden daha fazla sanal âlemdeki hayatımız başımıza bela olabilir. Çünkü gerçek hayattaki insanlardan başka sanal hayatta, sosyal medyada ilişki kurduğumuz binlerce insanla da kıyamet günü hesaplaşacağız.
Ne kadar çok insan o kadar çok hesap demek. Nüfusu bini geçmeyen bir kasabada yaşıyor olabiliriz ancak internet aracılığıyla milyonlarca insana ulaştığımızı da unutmayalım...
MİLLİ GAZETE YAZARI ABDÜLAZİZ KIRANŞAL'a aittir. Allah(cc) Abdülaziz Kıranşal'dan razı olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN
TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33
IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414
POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47
BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ
Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ