BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

14 Kasım 2014

KÖYLÜMÜZ HASTA

Ali Osman Özdemir, bir rahatsızlık geçirmiştir. Palandöken Hast. Genel cerrahi servisi 2.kat 208 numarada yatmaktadır. RABBİM sifalar versin.
Kaynak: Mahmut Polat 

10 Kasım 2014

KÖYLÜLERİMİZ KAZA GEÇİRDİ

Ahmet Söyler ve İbrahim Sucu kaza geçirmişlerdir. İbrahim Sucu Bölg. Eğt. Hast. Göğus servisi B2 86 numarada, Ahmet Soyler'de evinde yatmaktadir. RABBİM beterinden saklasın ve acil şifalar versin.
Kaynak: Mahmut POLAT

07 Kasım 2014

TEMİZLENME ÇEŞİTLERİ

Evimizi temizlerken eskiden ottan yapılma süpürgeler olurdu.
Onunla temizlik yapılır ve çöp tenekesine dökülür ve ağzı kapanırdı.
Günümüz süpürgeleri daha iyi.
Evden kaptığı pislikleri kimsenin göremeyeceği torbasına koyar.
Temizlik iyidir. 
Birinci derecede şirkten, kâfirlikten, inkârdan temizlenmek.
Bu temizliği yapmadan bu dünyadan giden bir insan cehennemde sonsuz senelerde yanmayı göze almalı.
Göze almadan önce elinden bir parmağını gaz ocağının üzerinde yanan alevde bir dakika tutmayı denemeli ve ondan sonra tercihini yapmalı.
İkinci derecede temizlik günahlardan temizlenmektir.
Bu temizliğin yolu da günahın cinsine göre değişir.
Tevbe günahın cinsinden olur.
Başkasının malını zorla alıp han satın alan adam elli yıl sonra istiğfarla günah temizliğine girmeden önce o hanı zorla aldığı adama veya varislerine iade edecek sonra istiğfara başlayacak.
Bir kişiye yaptığı iftiranın tevbesi, o iftirayı kimlerin yanında yapmışsa o adamları bulup onlara, “Ben o sözü söylediğimde ona iftira etmiştim” diye itiraf etmeli.
Günümüzde bazı iftiraların doğrusunu hâkim kararıyla aynı gazetenin aynı sütununda aynı puntoyla doğrusunu söylemek işte o tevbelerden biridir.
Kişinin kendi günahlarını temizleme yollarından biri de başkasının ayıplarını, hatalarını, kusurlarını bildiği halde hiçbir kimseye söylemeden bu dünyadan giderse Allah da onun günahlarını ahirette ortaya dökmez ve örter.
Sevgili Peygamberimiz: 
“Kim Müslüman kardeşinin bir ayıbını örterse kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter. Kim Müslüman kardeşinin ayıbını teşhir ederse Allah da onun ayıbını teşhir eder, evinin içinde otururken onu rüsvay eder” buyurur. (İbni Mace, Sünen, K. Hudud, Hadis no 2536).
Yapılmış suçları, günahları gizlememiz isteniyor.
Hanefi fıkıh kitaplarında idam cezası veya had cezası verilecek davalarda cezanın verilmesini engellemek için o konuda bilgisi olan bir şahidin şahitlik yapma veya yapmamada özgür olduğunu, yapmamasını tavsıye ettiğini görüyoruz (Bak Hidaye, Kitabü’ş-şehade).
Olmuş kötü olayları gizlememizi isteyen dinimiz, zandan kaçınmamızı emreder.
Rabbimiz, “Ey iman edenler, zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.  Birbirinizin ayıbını aramak için casusluk yapmayın...” buyurur (Hucurat 12).
Öyle ise zan nedir?
Eğer bir olayın olduğu veya olmadığı konusunda kişinin kanaati yüzde elli oranında eşitse buna şüphe denir. Kanaat yüzde ellinin üzerine çıkarsa buna “zan” denir. Yüzde ellinin altındakine vehim denir.
Evhamlarla bir Müslüman’ın şahsiyetini sıfırlamaya çalışanlar aslında kendi şahsiyetlerini sıfırlarlar.
Efendimiz, “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selâmette olduğu/zarar görmediği kişidir” buyurmuş (Buhari 1/9, Müslim iman bab 4, Ebu Davud Cihad Hadis 2481). 
Dilimizi ve kalemimizi, dinimizi yok etmek için haçlı seferlerini başlatan, bizi birbirimize düşürüp kırdıran kâfirlere karşı kullanalım.
İnkâr mikropları saçanlara, isyan okulları açanlara, harami çeteleri kuranlara dilinle ve elinle bir şey yapamıyorsan bari Müslümanlara dil uzatma. 
Kızdığın, küstüğün kardeşine üç günden fazla küs kalamazsın.
Dost iken öğrendiğin sırlarını küsünce bir pazarında satışa çıkaramazsın.
Kendi evinde otururken rüsvay olmamak, sırlarının pazara sürülmesini engellemek için en kestirme yol, başkalarının sırlarını saçmamaktan geçer.
İmam Kuşeyri’yi dinleyelim: “Mü’min kardeşinin bir ayıbını gördüğünde onu yetmiş çeşit mazeret bularak temize çıkarmaya çalış. Eğer mazeret bulamazsan sen yine de yetmiş mazerete ikna olmadın diye kendini ayıpla” (Kuşeyri,et Tahbir fi t Tezkir, s: 29).

05 Kasım 2014

Çocuklarda özgüven nasıl gelişir?

Çocukta ortaya çıkan güvensizliğin ortadan kaldırılması için öğretmene ve çevreye önemli görevler düşer. 


Sare Ercan

Aile için geçerli olan kurallar okul ve sosyal çevre için de geçerlidir. Çocuğu girişimlerinden dolayı suçlamamak, eleştirmemek, cezalandırmamak özellikle dayak yoluna başvurmamak övgülerle cesaretlendirmek gerekir.

Ailenin çocuğun öğretmenleri ile her zaman diyalog içinde olmasında fayda vardır. Çocuklar için okul ortamı pek çok özelliğin kazandırılabileceği ideal bir sosyal ortamdır.

Burada arkadaşıyla farklı ilişki şekilleri deneyerek sağlıklı iletişim kurmaya ve kendini ifade etmeye fırsat bulan çocuk böylelikle özgüvenini geliştirebilir.

Öğretmenler güven duygusu düşük çocuklara sınıf içi birtakım sorumluluklar vererek sosyal aktivitelere yönlendirerek girişken olma fırsatı sağlayabilirler.

Okula giden bir çocuğun özgüvenin geliştirilmesi aile kadar sosyal çevrenin okulun ve öğretmenin de sorumluluğundadır.

Özgüven eksikliği yaşayan bir çocuğa özgüven kazandırabilmek zor zahmetlice ve uzun bir süreçtir. Fakat imkânsız da değildir.

Bu konuda anne babaya pratik olarak şu öneriler verilebilir:

- Çocuklarınızın önünde asla eşinizle çatışmaya girmeyin.

- Çocukların olumsuz özellikleri yerine daha çok olumlu özelliklerini görmeye çalışın.

- Çocuklarınızı başkalarının önünde azarlamayın

- Başkalarıyla kıyaslamayın

- Başarabileceği sorumluluklar verin cesaretlendirin motive edin.

- Tembel ‘aptal’ beceriksiz’ gibi olumsuz sıfatlarla etiketlemeyin.

- Emir vermeyin rica edin.

- Koşulsuz ve sevecen bir ilişkiniz olsun.

- Ona karşı hatalarınızı başarısızlıklarınızı ve eksiklerinizi kabul edin. Hata yaptığınızda çocuğunuzdan özür dileme cesaretini gösterin.

- Onu dinleyin.

Çocuklarınızı dinlemeniz ve güvenle yetiştirmeniz dileğiyle...


AYAKTA SU İÇMENİN ZARARLARI

AYAKTA su içmenin insanlara tıbben zarar verebileceğini belirten bilim adamları, insan midesinin ayakta ve oturur vaziyetteki pozisyonu olduğunu, ayakta duran bir insan eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçtiğini söylüyor. 

Bilim adamları, “Midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek zaten devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını (pilor) geçerek onikiparmak bağırsağına (duodenum) geçer.

Eğer insan sıvıyı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera dâhil, birçok hastalıktan korunmuş oluyor. İnsanlar rastgele sıvıları alıp ayakta içerlerse bazı hastalıklara ve tehlikeye daha fazla maruz kalırlar. Ayakta su içildiğinde tazyikli su sıkılmış gibi organlar hırpalanıyor. Hâlbuki oturur vaziyette su kıvrılarak yavaş yavaş gidiyor. Bunu akarsularımızdan menderese benzetebiliriz. Su yavaş yavaş kıvrılarak giderken akıntısı yavaştır.

Su Nasıl İçilmeli

Suyu içerken imkânlar ölçüsünde kıbleye yönelip, oturarak besmele çekip su bardağı sağ ele alınarak içilmelidir. Her hususta olduğu gibi su içerken de itidal üzere hareket etmeli, aşırı derecede su içmemeli, çok soğuk ve çok sıcak olanlardan da sakınılmalıdır. Ayrıca su üç yudumda içilmeli...

Ayakta Su İçmek Hususunda Hadisler

“Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı.” (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588) “Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse kusmaya çalışsın” buyurmuştur. (Müslim eşribe Hadis 116) Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Ayakta su içmeyi yasaklamıştır” ifadesi, Müslimin bir başka rivayetinde “Ayakta su içmekten men etmiştir” şeklinde geçmektedir. (Müslim, Eşribe 112, 114) Ebû Hüreyre radıyallahu anhdan rivayet edildiğine göre Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbiriniz ayakta su içmesin. Unutarak içen de kussun!” (Müslim, Eşribe 116)

03 Kasım 2014

Köylümüz Rahmetli Oldu

Anali Seher Nene Hakkın Rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi yarın (pazartesi) öğle namazını müteakip köyden kaldırılacaktır. Cenab-i Mevlam makamını cennet eylesin.
Kaynak: Mahmut POLAT

02 Kasım 2014

KIYAMETE KADAR TIBBI NEBEVİ

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ydr. Doç. Dr. Arslan Mayda, tıbbı nebevinin kıyamete kadar sürecek tedavi şekillerinin en doğrusu ve varılacak son nokta olduğunu söyledi. 

 

Mayda, asıl tedavinin anatominin ve fonksiyonlarının bozulmaması olduğunu vurguladı. Tıbbı Nebevi'nin bozulan ve değişen anatominin yaratılış haline dönmesine vesile olmak olduğunu aktaran Arslan Mayda, “Asıl tedavi budur. Oysa ki bugün tıbbın tedavi yöntemlerini değiştirmesi, son çarenin bulunmadığını gösterir. Yeni metotlar, yeni uygulamalar. Bir sene önce uyguladığımızdan vazgeçiyoruz, farklı belirtiler çıktığı için. Tıbbi tedavi tam oturmuş değil.” dedi.

Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunan Lotus Kadınlar Derneği tarafından düzenlenen ‘Sağlıklı Yaşam’ konulu konferansa katılan Şifa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Arslan Mayda, Ankara’nın Polatlı ilçesinde 'Tıbbı Nebevi'yi anlattı. Mayda, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) koruyucu hekimlik, tedavi hekimliği, genetik alanında söyledikleri, insan psikoloji ve kozmetik sevdiği kokular ile ilgili katılımcılara bilgi verdi. Hz. Peygamber’in (sas) Tıbbı Nebevi adına söylediklerinin altı ayrı alanı ilgilendirdiğini dile getiren Mayda, koruyucu hekimliğe ait Efendimiz'in (sas) hiçbir şeyi eksik bırakmadığını ifade etti.

Hz. Peygamber'in (sas) genetik ve insan psikoloji adına söylediklerinin hiçbir zaman ele alınmadığını aktaran Arslan Mayda, “Çünkü o günün tıbbı, ancak insanın, beşerin ortaya koyduğu tıbbı anlayabilecek kapasitedeydi. Yani bir vahiyle gelen tıbbı anlayamıyordu. Efendimiz (sas) ise kıyamete kadar sürecek bir tıbbın işaretlerini, hedeflerini verdiği için o günün insanının anlayabileceği bir tıpla daha özdeşleşmemişti. Ve Efendimiz'in (sas) tıpla ilgili sadece koruyucu hekimliği alarak, onları uygulama alanı bulmuşlardı.” diye konuştu.

Peygamber Efendimiz'in (sas) cerrahi tedavileri çok kısıtlı olarak tercih ettiğini belirten Ydr. Doç. Dr. Arslan Mayda, ”Cerrahi olan küçük operasyonların yapıldığını görüyoruz. O zaman Efendimiz'in (sas) tedavi hekimliğinde tavsiye ettiği beş husus var. Birincisi istirahat, ikincisi perhiz. Efendimiz (sas) perhizi üç döneme ayırmıştır. Sağlıkta, hastalıkta ve nekahat döneminde perhiz. Efendimiz (sas) bu üç dönemde de ayrı ayrı perhizin yapılacağını hadisi şeriflerle işaret etmiştir. İlaç olarak kullandığı bitkiler var. Müdahale olarak yaptıkları ise daha çok hacamat ve apse boşaltma.” ifadelerini kullandı.

Peygamber Efendimiz'in (sas) 'En iyi tedavi beştir' buyurduğunu dile getiren Arslan Mayda; bunların ağızdan ilaç alma, burundan ilaç alma, kan aldırmak, mide ve bağırsağı yumuşatmak, dua etmek olduğunu kaydetti. Mayda, “Belki kıyamete doğru en iyi tedavi bunlar. Belki cerrahi tamamen kalkacak. Genetik yapımızdaki arızaları, genleri vererek tedavi edeceğiz. Gen açıldıktan sonra. O noktalara doğru gidecek. İnsan anatomisini ve fizyolojisini bozmayacak bir tedavi gelecek, hedef o.” şeklinde konuştu.

"8 SAATTE BİR YEMEYİ TERCİH EDİN"

Peygamber Efendimiz’in (sas) günde iki öğün yemek yediğini hatırlatan Arslan Mayda, ağıza alınan yiyeceklerin 8 saat sonra hücrelere gittiğini aktardı. Mayda, “Yani siz 8 saati doldurmadan bir daha aldığınız zaman o arka arkaya yağ göndermiş olur. Depo edersiniz. Sadece yağ deposu olur. Onun için tıbbi olarak öğünler arası 8 saat olması gerekirken, adet olarak, yani bir alışkanlıktan dolayı bu yemekler arası daha sık olarak semizlememizi sağlıyor. Yemek yemede ölçünün iki çeşidi var. Birincisi iradenin alıştırılması, şartlandırılması lazım. Belli bir yemek tarzına iradenin şartlandırılması lazım. Bunu Ramazan'da görüyoruz. Öğlen yemeklerine çıkmadığımız için Ramazan'dan sonra bir hafta öğle yemeği bir türlü alışamıyoruz. Yemek içimizden bir türlü gelmiyor. Neden? Açlık yemeği sabah, akşam yemeye şartlanıyor. Tanzimattan önce iki öğün yerdik. O öğün alışkanlığımız devam etseydi, bugün hepimiz iki öğün yiyorduk. İkincisi ise Efendimiz (sas) ölçü veriyor; yemekten doymadan kalkın, midenin üçte birini su, üçte birini yemek, üçte birini de havaya ayırın.” diye ifade etti.

EFENDİMİZ'İN (SAS) MÜCİZE TEDAVİLERİ

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) mucize ile tedavi yöntemlerini anlatan Arslan Mayda, şöyle devam etti: “O günün tıbbı, yapılan müdahalelere cevap vermiyor. Efendimiz (sas) mucize ile müdahale ediyor. İlmin geleceği son noktadır. Çıkan gözü yerine koyuyor, kopan eli yerine koyuyor, mübarek tükürüğü ile meshediyor ve düzeliyor. İlmin geleceği son nokta, bu kırığı bir günde, iki günde tedavi edeceksiniz. Bugün üç ay süren kırık tedavileri yarın bir gün sürecek. İlim o noktaya gelecek. Dişlerin sağlam kalması, saçların siyah kalması. 'Benim tavsiye ettiklerim koruyucu hekimliğe bire birdir' buyuruyor Efendimiz (sas). Koruyucu hekimliğini aile yaşantısına koyun. Çocuklarınıza öğretin, sünnet olarak.

Peygamber Efendimiz (sas), 'Benim mucizelerim size tıbbi hedeftir' buyurur. Bu hedeflere ulaşmak için planlar, programlar, çalışmalar yaparak; ister bitkiler, ister başka şeyler kimyasal olarak bu hedefi tıbbi nebevi olarak gösteriyor bize. Efendimiz (sas) şu bitkiyi kullandı, budur bunun tedavisi dersek yanılırız ve eskiler böyle yanılmıştır. O gün için Efendimiz'in (sas) tedavi yöntemini anlamayınca Raziler olsun, İbn-i Sinalar olsun, Hipokrat tıbbına sarılmışlardır.”

GELECEĞİN TIBBI

Geleceğin tıbbı nebevisinden bahseden Arslan Mayda, şöyle devam etti: “Geleceğin tıbbı nebevisinde bitkinin içeriği çıkarılacak. Mesela bugün çörek otunun içinde 84 tane madde var. Bu 84 maddenin hepsi çıkarılacak. Bunlardan hangisi neye etki ediyor. Bu maddeler alınarak, belki iki ton çörek otundan bir kanser tedavisi için olan bir ilaç bulunacak. Yani bunun alt gruplarına inilerek tedavinin yapılacağı görülüyor. Efendimiz'in (sas) yavşan otu, gelin çiçeği, amber, kına çiçeği, reyhanı severmiş. Çoğu gül benzetmesi ama ben hiçbir hadiste güle ait Efendimiz (sas) gül şöyledir dememiştir. Belki güle benzediği için kokusu, güle benzediği için bu yakıştırma yapılmıştır. Göz için tavsiye ettikleri sürme, sürme mis, sürme zemzem, mantar suyu, bal şerbeti, Kur’an okumak, abdest suyu, karanlık evde oturmamak, misvak. Bunların her birini ayrı ayrı tavsiye ediyor. Sürmeler içinde en fazla tavsiye ettiği İsfahan sürmesidir. İsfahan sürmesine baktığımız zaman içinde çinko oranı en yüksek olandır. Sürme süs için değil, gözü korumak için koruyucu bir madde olarak kullanmıştır."

MİLİİ GAZETE

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ