BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

14 Aralık 2013

ERKEĞİ EVDEN UZAKLAŞTIRAN MAHREM SEBEPLER

Evlilikleri bitiren karşılıklı ilgisizlik, çiftlerin boşanma sebeplerinin başında geliyor. Zira iş dönüşü sıcak bir tebessüm bekleyen erkek yahut kadın asık suratla karşılaşınca evde huzur da bulamıyor. Bunun dışında çiftleri yuvadan uzaklaştıran; bakımsızlık, iletişim ve istişare eksikliği gibi başka sebepler de var.

14 yıllık evli ve 3 çocuk babası Hakan Ş., uzaktan akrabası olan eşi Feryal Hanım’la evliliklerini kurtarmak için uzman yardımı alıyor. Kendisine yöneltilen “Karınızın yerinde olsanız, kocanıza nasıl davranmanız gerekirdi?” sorusuna verdiği cevap, birçok erkeğin belki de kimseye söyleyemediği bir sıkıntıyı özetliyor: “Evde kocamla baş başayken lahana gibi giyinmezdim. Lahana bile tek renk. Benim gördüğüm ise yıllardır renk renk.” Bakımsızlık evliliği bitiren ana sebep olmasa da birçok ilişkiyi fark etmeden çıkmaza da sokabiliyor. Ev hanımı Feryal Ş. ise başlarda evliliklerinin herkese örnek gösterildiğini ve şimdi eşinin kendisini aldatmasına anlam veremediğini dile getiriyor. Çift, Aile Yaşamını Koruma Derneği Başkanı, ayrıca evlilik ve iletişim uzmanı olan İnci Yeşilyurt’tan yardım alıyor. Yıllardır hem iletişim hem de Feryal Hanım’ın aile içi davranış eksikliği, Hakan Bey’i önce sanal âleme, ardından da aldatmaya sürüklemiş. Yeşilyurt, seansın ilerleyen kısımlarında ise evlendikleri ilk günden sonra Feryal Hanım’ın ev içinde önce utangaçlık, daha sonra da yorgunluk, ev işleri ve çocuk gibi sorumluluklarla dış görünüşüne dikkat etmediğini fark etmiş. Eşinin genelde eve misafir geldiğinde veya düğüne gittiklerinde güzel ve bakımlı giyindiğini kaydeden Hakan Ş., “Eşim benim için değil başkaları için süslenip, güzel giyiniyor. Sabah yolcu edilmiyorum. Akşam güler yüzle karşılanmak bir yana, yemek yemenin, ihtiyaçları konuşmanın dışında ortak bir hayatımız yok. Benim isteklerimin, beklentilerimin bu evde önemi kalmamış.” sözleriyle problemin kaynağına işaret ediyor. Moralinin bozuk olduğu böyle bir günde girdiği internette, önce arkadaşlıklar, akıcı sohbetler ve yıllardır karşılaşmadığı güler yüzü bulan Hakan Ş., bir süre sonra sanal âlemde geri dönüşü zor olan aldatma yoluna ilk adımını atıyor. Zira evde hissedilemeyen değeri, hanımında aradığı davranışları dışarıda yakalıyor.

Hakan Ş. ve eşi Feryal Hanım ile toplam 8 seans görüşüldüğünü kaydeden İnci Yeşilyurt, çiftin yeniden bir araya geldiğini söylüyor. Yeşilyurt, “İlk bakışta son derece mütevazı yaşantıları olan bu çiftin yaşadığı aldatma ve sonrasında oluşan güven problemi, aslında buzdağının görünen kısmı. Tabii bu örneğin tam tersi durumlar da var. Çünkü duygusal anlamda boşanmış ama aynı evde yaşayan çiftler, patlamaya hazır volkan gibi. Patlama çoğu zaman aldatma olarak duyulur. Ama volkanın dibine indiğimizde bambaşka ateşler yuvaları tehdit ediyor.” ifadelerini kullanıyor.

Erkeklerin, problemlerini daha çok içinde yaşadığını vurgulayan Yeşilyurt, şunları belirtiyor: “Bir süre sonra kendini kullanılmış, üstünde ağır yükler olan, bekârlık hayatının sorumsuz günlerine özlem duyan ve annesinin şefkatini arayan bir kişiliğe dönüşürler. Bu durumda kimi erkek, kendini dış dünyaya kapatırken kimisi de daha dışa dönük yaşamaya çalışır. Bazen iş yoğunluğu bazen de arkadaşın problemini çözme gibi gerekçelerle eve daha geç giderek, aslında kaçmanın yollarını arar. Problemlerin kaynağı tespit edilip, zamanında çözüldüğünde, sadakatsizlik de ortadan kalkar.”

‘Biz sizi eşlerinizle imtihan ederiz’ sırrı unutulmamalı

Uzman Psikolog Cihad Kaya ise evlenmeden önce kadının sevilmesine neden olan şeylerin terk edilmesinin, ilişkilerde erkek tarafının soğumasına yol açtığını belirtiyor. Kılık-kıyafet ve öz bakıma gösterilen itinanın azalmasının, erkeği eşinden ve ailesinden soğuttuğunu söyleyen uzman Kaya, “Evlilikte kadının kibar konuşmaması, kibar davranmaması, eğer ev bakım sorumluluğu kendisinde ve gündelik işlerle normalden çok daha fazla ilgilenip, kendisine ve eşine ayıracak zaman bırakmıyorsa, erkek, evinden ve ailesinden uzaklaşabiliyor. ‘Hep böyle yapıyorsun’, ‘Sen zaten böylesin’, ‘İlgisizsin’ gibi yargı cümleleri kullanan ve aile hayatı ve sosyal ortamlarda farklı davranışlar gösteren, eşinin derdine ve mutluluğuna ortak olmayan ve yalan söyleyen, her iki cins için de geçerli olmak üzere mahrem talepleri yanıtsız bırakan eşler birbirine karşı saygısını da kaybedebiliyor.” uyarısında bulunuyor. ‘Biz sizi eşlerinizle, annelerinizle, babalarınızla, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz.’ ayet-i kerimesini hatırlatan Kaya, “Tüm bunları gerçekleştirmesine ve ideal bir eş olmasına rağmen yüzlerce hanımın aldatıldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.” diyor.

Çiftlerin bu davranışları, evliliğe zarar veriyor!

Israrcı olma: Arada bir talepleri karşılanmazsa bile sürekli o talebi dillendirmek, az ama öz konuşamamak.

İlgisizlik: Çalışmayan kadınların, eşinin alışkanlığını ve talebini bildiği halde hastalık, gece çocuk bakmak gibi gerekçeler dışında kahvaltı hazırlamamak, eşini kapıdan uğurlamamak.

Bitmeyen sorular: Erkeği iş saatleri içinde zorunlu nedenler dışında sık sık arayarak ‘Neredesin?’, ‘Ne yapıyorsun?’, ‘Yanında kim var?’ sorularını yöneltmek.

Güvensizlik: Erkeğin cep telefonunu sık sık kontrol etmek ve erkeğe özgürlük alanı tanımak istememek, trafik gibi nedenlerle eve geç kaldığında surat asmak ve sorgulamak.

Aile mahremiyeti: Tartışmalarda aile büyüklerini arayarak, ağlamak ve eşini şikâyet etmek.

Sosyal çevreye müdahale: Şununla görüş, bununla görüşme gibi talimatlar vermek.

Aile: Erkeği annesinden kıskanmak, eşine annesini (kayın validesini) şikâyet etmek, tartışmalarda erkeğin ailesini kötülemek.

Kıyaslama: Başkalarının eşlerine aldıklarından söz etmek, ‘Leyla’ya kocası yeni televizyon almış, bilezik almış’ gibi imalı sözlerle kıyaslama yapmak.

Sorumluluklar: Erkek kapıdan girer girmez, çocuklarla ilgilenmesini istemek, ‘Al şu çocukları, bütün gün beni yedi bitirdiler’ gibi cümlelerle karşılamak.

Kötüyü unutmama: Sürekli geçmişi gündem yapmaya çalışmak.

12 Aralık 2013

Şuurlu Öğretmenler Derneği Danışma Kurulu toplantısı ÖĞ-DER yeni binasında yapıldı.

ÖĞ-DER Şuurlu Öğretmenler Derneği Danışma Kurulu toplantısı ÖĞ-DER yeni binasında yapıldı.
Toplantıya ÖĞ-DER Danışma Kurulu üyeleri ve yönetim kurulu katıldı. Toplantıda Danışma Kurulu Başkanı Mesut Yavuz açılış konuşması yaptı. Şube Başkanı Abdullah İkinci dernek olarak yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. ÖĞ-DER Genel Merkez Denetim Kurulu Başkanı İsmail Baldan "Temel Esaslarımız" konulu bir konuşma yaptı. Toplantıda eğitim sorunları ve çözüm önerileri konuşuldu. Danışma kurulu üyelerinin önerileri ile hazırlanan sorunlarımız ve çözüm önerilerinin Bakanlığa gönderilmesi ve kamuoyuna duyurulmasına karar verildi.
Toplantı sonunda yapılan yazılı açıklamada alınan kararlar şöyle belirtildi; "Erzurum'da Ortaöğretimde aşırı derecede pansiyon ihtiyacının olduğu özellikle kız ve erkek yurt sorununun var olduğu, bunun giderilmesi gerektiğini özellikle yurt ihtiyacının karşılanamadığından dolayı ilçelerden gelen kız öğrencilerin İmam Hatip Liselerine kayıt yaptıramadığı belirtildi.Acilen İmam Hatip ve diğer Anadolu Liseleri için Kız yurdu ve Erkek yurdu ihtiyacı giderilmelidir. Erzurum'da 4+4+4 sisteminde çok problem yaşandığı, okul dönüşüm projelerinin tamamlanamadığı, İkili öğretim yapan kurumların ya ilkokul ya da ortaokula dönüştürülmesi gerektiğini, öğrencilerin akşam geç saatlerde dersten çıkmalarının sıkıntı olduğu, Erzurum'da Fatih projesi için kurulan Akıllı tahtalarda teslimat yapılmadığı, internet ağının bu güne kadar kurulmadığı tahtalarda çok sayıda sıkıntı yaşandığı ve çözüm üretilmediği, Hiçbir liseyi kazanamayan öğrencilerin İmam Hatip'e gönderilmesinin sorun oluşturduğu Bu yüzden Merkez İmam Hatipte sınıfların çok kalabalık olduğu, hiçbir okulu kazanamayan öğrencilerin hiç olmazsa İmam Hatibe veya Meslek lisesine gitsin yaklaşımının yanlış olduğu, İmam Hatiplerin sorunlarının tespiti ile ilgili çalıştay düzenlenmesi, Doğuda çalışan öğretmenlerin kısa süre sonra batıya gidişlerini engellemek veya azaltmak için ek ödemenin mutlaka verilmesi gerektiği, İmam hatip Liselerinde uygulanmayan başörtüsü yasağının diğer liselerdeki öğrenciler içinde uygulanmamasını, Başörtüsü yasağının tüm lise ve ortaokul öğrencileri için kaldırılması, Karma Eğitim zorunluluğunun kaldırılması, Öğrenciler için din eğitiminin ve Kuran öğretilmesinin anaokulunda başlaması, Kariyer uygulamasının Üniversitelerde olduğu gibi MEB'de tüm öğretmenlere de uygulanması, Sınav merkezli eğitim yerine ahlak ve maneviyat merkezli bir eğitim sistemine geçilmesi. Tüm merkezi sınavların kaldırılması, test sistemine ve ezberci eğitime son verilmesi, Ortaokullardan mezun olan öğrencilerin tüm liselere dengeli dağıtılması, Diğer meslek liselerinin Ortaokullarının açılması, meslek eğitiminin erkene alınması, Batının kendine uygun eğitim sistemini kopyalayıp sistemi sürekli değiştirmek yerine Endülüs eğitim sisteminin de eğitimde model alınması, sistemde süreklilik sağlanması, Ders Kitaplarının yeni bir anlayışla medeniyet değerlerimize uygun yeniden yazılması, İlk, Orta, Lise düzeyinde TV okullarının kurulmasının, gerek öğrenci gerekse öğretmenler açısından faydalı olacağı, İlahiyat fakültesi öğrencilerinin altı yıl okuma sıkıntısı çözülmeli. Formasyon dersleri normal dört yıl içinde verilmeli. Din eğitiminin istenilen düzeyde verilemediği Din kültürü bölümü kaldırılarak ilahiyata bağlanmalıdır." - ERZURU
M

SU TÜKETİRKEN DİKKAT


Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, yaşam kaynağımız, suyu tüketirken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Tutar, “Su vücudumuzun vazgeçilmezidir. Açlığa bile belirli süre dayanan vücudumuz su içilmediğinde kısa sürede yaşamsal fonksiyonları bozulup ölüm gerçekleşebilir. Su içmemizin öneminin yanı sıra içtiğiniz suyun alkali olması da önemlidir.” dedi.
ERZURUM (İHA) - Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, yaşam kaynağımız, suyu tüketirken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Tutar, “Su vücudumuzun vazgeçilmezidir. Açlığa bile belirli süre dayanan vücudumuz su içilmediğinde kısa sürede yaşamsal fonksiyonları bozulup ölüm gerçekleşebilir. Su içmemizin öneminin yanı sıra içtiğiniz suyun alkali olması da önemlidir.” dedi.

Gün içerisinde içilen su miktarının 10-12 bardak (2-2,5 litre) olmalı gerektiğini dile getiren Tutar, “Bu şekilde yaşamsal fonksiyonlarınızın düzenli şekilde çalışmasını sağlarsınız. Suyun en önemli işlevlerinden birisi de lenf kanalını temizlemesidir. Eğer kilo vermek istiyorsanız yeterli su içmelisiniz. Yaşamınıza dikkat ediyor ve diyetinizi tam anlamı ile uyguluyorsanız bu kilo verebileceğiniz anlamına gelmez. Yeterli su tüketimi uygulanan sağlıklı beslenme programının da temelini oluşturmaktadır. İçindeki Ph seviyesi 7,5 civarında olması en ideal değerdir. Normal suyun içindeki minerallerden bahsetmek doğru değil ama çeşme suyunda yüksek miktarda klor bulunuyor. Klor suyu alkali yapar.Su içmemizin öneminin yanı sıra içtiğiniz suyun alkali olması da önemlidir ama fazla alkali olması da toksik etki yapar ve vücudu tahrip eder. Alkali olması tüm gün asidik besin tüketildiği için vücutta asit baz dengesini sağladığı için faydalı olur. Bu durumda halsizlik yorgunluk baş ağrısı gibi durumların yaşanmasını engeller.” Diye konuştu.

Tutar daha sonra şunları kaydetti; “Son zamanlarda suyun alkali olmasının daha sağlıklı olduğu üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Bunun temel nedeni asidik besinlerin vücuda vermiş olduğu zararın alkalin su ile engellenmesidir. Suyu alkali yapmanızın sağlığınız açısından herhangi bir sıkıntısı yoktur ama alkali yaparken kullanmış olduğunuz yöntem çok önemlidir. Eğer suya fazla miktarda karbonat eklerseniz tansiyonunuz yükselebilir. Bu nedenle 1 litre su içerisine en fazla 1 yemek kaşığı karbonat atılması önerilmektedir. Ama suyu alkali yapmanızın en basit ve sağlıklı yolu suyunuzun içerisine limon atmak olacaktır. Sabahları 1 litre su içerisine dilimleyerek atacağınız limon parçaları uzun vadede vücutta alkali etki gösterecektir. Yapılan bazı araştırmalarda ise alkalinin sindirim sistemini tembelleştirdiğini ve bu beslenme tarzının hiçbir bilimsel dayanağı bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca aşırı karbonat tüketiminin mide duvarında harabiyete neden olabileceğini de belirtmişlerdir. Yeterli ve dengeli beslenme tarzı ile yeterli miktarda su içildiğinde suyun alkali hale getirilmesi zorunlu değildir. Çünkü bu şekilde vücuttaki asit-baz dengesi zaten sağlanacaktır. Eğer karın bölgeniz gergin ise kesinlikle yeterli miktarda su içmiyorsunuz demektir. Vücutta biriken fazla su kas kütlesinin içerisinde birikmektedir. Kas kütlesi de en fazla karın bölgesinde bulunmaktadır. Dolaysıyla vücudunuzda biriken ödem en fazla karın bölgesinde olur bu da karın bölgesinin gergin ve sert olmasını sağlar. Yaşam kalitesini azaltan ödemi azaltmanın en önemli yolu düzenli yaşam ve su tüketimini yeteri kadar yapmaktır. Fazla miktarda su içtiğinizde ilk dönemler idrara çıkma sıklığınızın arttığını göreceksiniz ki bu durum vücutta biriken ödemin dışarı atıldığını göstermektedir.”

06 Aralık 2013

KARDA YÜRÜMENIN PÜF NOKTALARI

Yurdun büyük bir bölümünde etkili olan soğuk hava ve kar yağışı ile birlikte yollar, özellikle de kaldırımlarda buzlanmalar meydana gelirken, uzmanlar buzda yürürken dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Buzda kayıp düşmeye bağlı olarak kırık çıkıklar ya da basit yaralanmaların yanı sıra ölümcül olabilen ağır kafa travmalarının da meydana gelebileceğini belirten Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, “Yürürken dikkatinizi bir an bile kaybetmeyin. Çünkü düşme riskini veya olasılığını göz ardı ettiğiniz anda düşersiniz. Bu nedenle adımlarınızın her birini önceden tasarlayarak ve bastığınız yeri risk açısından analiz ederek atın. Hızlı yürümek ilave bir risk getirir. Yavaş ve küçük adımlar ile yürüyün. Attığınız adımlar asla kendi omuz genişliğinizden daha büyük olmamalı. Dengenizi koruyabilmek için, ellerinizi asla cebinize sokmayın. Ellerin cepte olmaması, düşme anında avuç ortalarını yere koyarak, vücudun herhangi bir bölgesinin yere daha sert bir şekilde çarpmasına da engel olur. Kollarınızı kullanamadığınız korunmasız bir düşmede, kafa dahil yere çarpan tüm uzuvlarınızda ezikten kırığa karar değişken derecelerde yaralanmalar meydana gelebilir. Yokuş ve merdivenlere dikkat edin. Mümkünse dik yokuşları inip çıkmayın. Merdiven inerken veya çıkarken yandaki korkuluklardan mutlaka destek alın. Yürürken iki elinizin de dolu olmamasına dikkat edin. Çocuğunuzu ya da ağır eşyalarınızı kucakta taşımayın. Poşet ya da çantalarınızı iki elinizle taşımayın. Bir eliniz mutlaka boşta kalsın. Evden çıkmadan önce dışarıdaki hava şartlarına uygun kıyafetler tercih edin. Dar kıyafetlerin, hareket kabiliyetinizi azaltacağını unutmayın. Klasik ya da topuklu ayakkabılar düşme riskinizi arttıracaktır. Tabanı kaygan olmayan altı lastik ya da kauçuk ve tırtıklı ayakkabılar, ayak bileğinizi kavrayan botlar giyin. Ayakkabıların üzerine eski çorap giymek de buzda kaymayı engeller.”

Düşme durumunda hemen yerden kalkılmaması gerektiğine de dikkati çeken Mehmet Portakal, “Yaralanmışsanız, ne tür bir yaralanmanın meydana geldiğini anlamaya çalışın. Aksi takdirde ilave yaralanmalara neden olabilirsiniz. Düşme sonrası yaralanmaları asla küçümsemeyin ve ciddi anlamda olmasa dahi ağrı, şişlik, kızarıklık, hareket kısıtlılığı ve şekil bozukluğunun bir kırığın işareti olabileceğini unutmayın. Bu tür bir belirti varlığında bir hekime görünmeyi ihmal etmeyin" dedi.

Portakal, karlı ve buzlu zeminde kaymaya bağlı sakatlanmaların yaşlılar için daha riskli olduğunu ve tedavilerinin de daha zor olduğunu belirterek, yaşlılarda kemik erimesinden dolayı basit bir düşmede bile ciddi, ameliyat gerektiren ve tedavisi uzun süren kemik kırıkları görülebileceğine, bu nedenle yaşlıların çok zorda kalmadıkça karlı havalarda dışarıya çıkmamaları, çıkacaklarsa da yanlarına uç kısımları lastik olan bir baston ya da kendilerine eşlik edecek birini almaları gerektiğine dikkat çekti.Düşmelerin önemsenmesi gerektiğinin altını çizen Mehmet Portakal, düşme sonrasında geçmeyen inatçı bel ve bacak ağrıları ya da uyuşmalarda, zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.

05 Aralık 2013

KUR’AN OKUMANIN ZAHİRİ ADABI




Kur’an okuyan abdestli olmalı, edepli ve sakin bir şekilde durmalı. İster ayakta isterse oturarak kıbleye yönelmelidir. Başını önüne eğmeli, bağdaş kurarak veya yaslanarak oturmamalıdır. Aynı zamanda mütekebbir bir şekilde de oturmamalıdır.Hocasının huzurunda iken nasıl oturması gerekiyorsa tek başına Kur’an okurken de aynen o şekilde oturması uygundur.


Kur’an okumak için en faziletli ve uygun hâl, namazda ayakta iken ve camide okumaktır. Amellerin en faziletlisi bu şekilde okumaktır. Eğer yatağında uzandığı ve abdestsiz olduğu halde ezberinden Kur’an okursa, yine fazileti varsa da ayakta iken namazda ve camide okuması kadar fazileti yoktur.


Çünkü Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Hâkim’de, “Sağduyulular o kimselerdir ki ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler...” (Al-î İmran / 191) buyurmuştur.


Görüldüğü gibi Allah-u Teâlâ burada hangi halde Kur’an okursa okusun Allah’ı ananları övmektedir. Fakat şu kadarı var ki önce ayakta okumayı, sonra oturarak, sonra da uzanarak okumayı tavsiye buyurmaktadır.


Hz. Ali (RA) şöyle buyurmaktadır; “Ayaktayken namazda Kur’an okuyan bir kimse için her harfe karşılık yüz sevap yazılır. Oturarak namazda Kur’an okuyan için her harfe karşılık elli, namazın dışında abdestli olarak okuyan için de yirmi beş ve abdestsiz olarak okuyan için ise on sevap vardır. Geceleyin ibadet etmek daha efdaldir. Çünkü o gece, kalbin her şeyden boşalmasına daha elverişlidir.”

02 Aralık 2013

KÖYLÜMÜZ HASTA ALLAH( CC) ŞİFA VERSİN

Köyümüz sakinlerinden Ahmet ÖNGEL hasta. Yakutiye Araştırma Hastanesi Dahiliye Bölümünde yatıyor.
 Allah (CC) şifa versin. Dua edelim.

01 Aralık 2013

DİNİ KONULARDA KENDİNİ KANDIRMANIN 40 YOLU

Benim kalbim temiz’, ‘Dinlerin özü zaten iyilik üzerine’, ‘Çalışmak da ibadet’, ‘Nasıl olsa Allah affeder’, ‘Allah beni böyle yaratmış’ , ‘Herkes böyle yaşıyor’... Bunlar ve benzerleri, insanın dinî yükümlülüklerden ve ibadetlerden kaçmak için kendisini inandırdığı bahaneler. Din felsefesi üzerine çalışmaları ile tanınan Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman, en çok kullandığımız bahaneler ile bunlara dinî kaynaklardan verdiği cevapları kitaplaştırdı. Bediüzzaman Hazretleri’nin “Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise senin elinde senet yok ki, ona maliksin. Öyle ise hakikî ömrünü bulunduğun gün bil. Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese yeni bir âlemin kapısıdır.” uyarısı ile kulağa ve nefse hoş gelen sözlere takılmadan, bugünü ahiretimiz için azık yapmak kurtuluşun reçetesi.

İnsan, kendini var eden, sayısız nimet ve imkân ile onu gözeten Rabbine karşı nankördür çoğu zaman. Musibet anında yakaran, rahata erdiğindeyse yakarışlarını unutan bir varlık. Geçici dünya heveslerinin peşinde koşan insanoğlu, neden yaratıldığını ve varlığının amacını sorgulamaya bile fırsat bulamaz. Ancak Rabb’inin emir ve yasaklarına karşı bir bahanesi olur her daim. Dini yükümlülüklerini yerine getirmemek için hem kendini hem de çevresini kandırmada her türlü kurnazlığa aklı erer. Oysa Allah’ın buyruklarına göre yaşamamak için türlü mazeretler ileri sürerek en büyük kötülüğü kendisine yapar. Hesap günü yaşadığı hayattan imtihana çekileceğini bile bile, gittiği yoldan neden geri dönmez ki insanoğlu? Hatalarıyla yüzleşmeyi ne diye sürekli erteler? Üstelik nereye kadar sürecektir bu görmezden gelme? Nesil Yayınları’ndan çıkan ‘Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu’ isimli kitapta sadece kendimizi kandırdığımız, çoğu birbiriyle çelişkili 40 bahaneyi görmek mümkün.

BENİM KALBİM TEMİZ

“Benim kalbim temiz olduğu için bana önceden malum olur”, “Allah hep gönlüme göre verir”, “Benim kalbim temiz çünkü kimseye zararı olmayan, etliye sütlüye karışmayan kendi halinde bir insanım” şeklinde cümleleri sıkça duyarız. Bu ifadeleri kullananların  kendilerini temize çıkarmaya çalıştıkları aşikâr. İnsan için en tehlikeli olan şey, kalbinin temiz olduğu iddiasıyla dini buyrukları dikkate almaması. Bunun için ileri sürülen bahaneler, genellikle “Ben namaz kılmam, oruç tutmam, ama kalbim temiz” şeklindeki yaklaşımlarla ibadetleri önemsizleştirmeyle ya da dinin emir ve yasaklarını “Allah’ın insanlardan istediği temiz bir kalbe sahip olmaları değil mi?” şeklindeki yorumlara dönüştürmekle gösterir kendini. Ayetlerde ifade edildiği gibi “Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” (Ali İmran, 119)  İnsan,  gönüllerin özünü ve gerçek niyetleri ancak Allah’ın bileceğini unutmamalı. Asıl olan ‘kalp temizliği’ bizim iddia ettiğimiz değil, ancak Allah’ın razı olacağı kalp temizliğidir.

NASIL OLSA AFFEDİLMEM ARTIK

Bazı insanlar, işledikleri günahlar sebebiyle çok kötü biri olduklarına ve geçmişte yaşadıkları hayattan pişmanlık duysalar da affedilmelerinin mümkün olmadığına inanır. Bu inanışları ise hayatlarına aynı hatalarla devam etmelerine sebep olur. “Zaten ahiretimizi kaybettik, bari bu dünyamızı yaşamaya devam edelim” yanlışına düşer insan. Yani bir manada Allah’ın rahmetinden ümit kestirir şeytan insana. Oysa Kur’an ayetleri bu konuda da uyarılarda bulunur. “De ki: Ey benlikleri aleyhine sınırı aşan/aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Allah, günahları tümden affeder. Çünkü O, mutlak Gafur, mutlak Rahim’dir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü Allah’ın rahmetinden inkâra sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez.” (Yusuf Suresi, 87) “Allah’a karşı hatam çok olduğundan dua ve ibadet etmeye yüzüm yok” şeklindeki ifadeler ile kişi farkında olmadan kendini daha da uzaklaştırır Rabb’inden. Hata yapıyor olmak kulluk vazifelerini yerine getirmeye engel olmamalı. Aksi halde kişi Allah’tan uzaklaştıkça daha da fazla gömülecektir hatalara.

HACIDAN HOCADAN KORKACAKSIN

İnsanların büyük çoğunluğunun dünyevi hırs ve çıkarları sebebiyle dinî kurallara aykırı davranışlar sergilediğini görmek mümkün. Bu davranışlardan herhangi birini sergileyen kişi ‘dindar’ ya da çevresi tarafından ‘dindar’ algılanan biri de olunca işin rengi değişiyor. Oysa dindar olan ya da o şekilde algılanan bir kişinin işlediği suç da herkes gibi kendisini bağlar. Bu suçu işlemesinin sebebi dini inancı değil, kendisidir. İnandığı pek çok şeyi uygulamayan sayısız insan vardır hayatta. Dindar insanlardan ahlâk dışı davranışların beklenmemesi gayet doğal. Ancak burada önemli olan kişilerin olaylar karşısındaki algılarında samimi olup olmadığı. Bu gibi olumsuz durumlarla karşılaşmamanın en etkili yolu ise insanların dinlerini bizzat kaynağından öğrenip günlük hayatlarına yansıtması. Din, ‘hacının hocanın’ ya da herhangi başka bir kişi ve kurumun tekelinde değildir.

PEYGAMBERLER VE ALLAH DOSTLARI GİBİ OLAMAYIZ

Peygamberlerin ve gerçek inananların Allah yolunda, O’nun rızasına uygun yaşamalarının bedeli olarak karşılaştıkları zorluk ve sıkıntılardan örnekler verince, bazı insanların “Biz kimiz ki onlar gibi olalım” şeklinde yorumlarına şahit oluruz. Burada peygamberlerin de, yanlarındaki inananların da insan olduğu unutulur. Evet, onlar üstün insanlardı, ama insanüstü değillerdi. İnsanüstü olmadıkları için de yaptıkları yapılabilir, göze aldıkları fedakârlıklar göze alınabilir. İnsanların bu tarz bahanelerin ardına sığınarak kendilerini kandırmayı bırakmaları gerekir. Şayet bir kişi gönülden ve samimiyetle Rabb’ine hayırlı bir kul olmak istiyorsa, peygamberler gibi olamayacağını değil aksine peygamberler gibi olması gerektiğini bilmesi gerekir.

DİNLERİN ÖZÜ İYİLİKTİR

İnsanı gaflete düşüren bir husus da dinî emirlerin sadece iyiliğe indirgenmesi. “Zaten tüm dinlerin özü iyi bir insan olmak değil mi?”, “Allah’ın kulundan beklediği şey iyi bir insan olmasıdır” şeklinde cümlelerle dinin iyiliğe eşitlendiği görülüyor. Peki, sadece bize sosyal bir çevre sağlayan toplumumuzun ‘iyi’ dediklerini dikkate alarak, bu kabulleri Allah’ın ‘iyi’lerinden üstün tutmak ya da bu ‘iyi’leri belirlerken Allah’ın buyruklarını dikkate almamak ne kadar mantıklı? Kur’an ayetleri, iyiliğin, ancak Allah tarafından ortaya konulan esaslara uygun olduğu oranda geçerli olacağını ifade eder. İyilik anlayışını, Allah’ın diğer emir ve yasaklarından ayrı düşünmek mümkün değil. Dinlerin iyiliğe indirgenmesi konusunda bir başka yanlış anlayış daha var: Hak dinler ile bazı Uzak Doğu inançlarının, aynı şekilde iyiliği öğütledikleri inancından hareketle bir görülmeleri.

ELHAMDÜLİLLAH BİZ DE MÜSLÜMAN’IZ

“Kardeşim yaptığın dinen sakıncalı değil mi?” dediğiniz bir arkadaşınız ya da “Şimdi iş var, akşam eve gidince kılarsın namazını” diyenler, ‘Ama’ ile başlayan bir cümle dahi kurmanıza fırsat vermeden hemen “En nihayetinde biz de Müslüman’ız.”savunmasını yapar. Oysa ki Müslümanlık, onu kimlik olarak taşımakla değil, gereklerini yerine getirmekle kazanılır. Tek başına inanmak yeterli olmaz. “İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!” (Ankebut) ayeti, sözle kendini savunanların akıbetini anlamaya yetiyor. Bir hatamız varsa, Müslüman oluşumuzu hatamıza kalkan yapamayız.

AKLIM VE MANTIĞIM YETER BANA  

Yıllarca araştırmalar yapmış, sayısız kitap, makale okumuş ya da yayınlamış kimi ilim insanları vardır; bir kez olsun açıp da Yaratıcı’mın bana gönderdiği mesaj nedir diye İlahi kelamı okumamıştır. Bunun sebebi Allah’ın bazı emirlerini anlamsız bulmalarıdır. Hatta böyle kimseler “Bence bu daha mantıklı” şeklinde cümlelerle savunmalarda bulunur. Nefislerine yenildikleri ve Allah’a güvenmeleri gerektiğini bilmedikleri için bazı konuların hikmetini anlayamamaları bir yana bir de kendini su damlasından var eden Yaratıcısı’na akıl vermeye kalkar insan. Bu düşüncedekilerin  halini “Gerçek şu ki, insan azar; kendini yeterli gördüğünden” (Alak 6-7) ayeti özetliyor.

EMRE DORMAN: TÜM İNANANLARIN KENDİSİYLE YÜZLEŞMESİNİ İSTEDİM

“Bu kitabı yazmak istememin sebebi kendim de dâhil tüm inananların kendileri ile yüzleşmeleri içindi. Biz çoğu zaman farkında olmadan, bazen de farkında olmak istemeyerek Allah’ın razı olmayacağı şeyleri kolayca yapabiliyoruz. Bu hataları yaparken de ya gecikmeden hemen bir bahanenin ardına gizleniyor ya da yaptığımız şeyin hata olduğunu bile bile Allah’ın rahmetine sığınıyoruz. Oysa dinî konularda üretilen bahaneler sadece dünyamızı değil ahiretimizi de ilgilendirir. Dolayısıyla geç olmadan kendimizle yüzleşerek Müslümanlığımızı sorgulamamız gerekir. Arkasına sığındığımız bahaneleri terk ederek samimi bir şekilde Allah’ın rızasına uygun bir kul olabiliriz. Dünyalık her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışan insan, başına gelebilecek en büyük fırsat olan hatalarından dönerek Allah’a yönelme fırsatını kaçırmamalı ve kendisine verilen ömür sermayesini yok yere tüketip boş uğraşlar uğruna harcamamalıdır. Dünyalık tüm edinimler dünyada kalır. İnsanın yanına kâr kalacak olan, ahiretine yönelik kazanımları.”

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ