BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

08 Kasım 2013

EN GÜZEL ISIMLERLE DUA ET

Dr. Arif Arslan, yıllarını Esmaü’l-Hüsna’ya vakfetmiş bir yazar. ‘Esma Zikri’ isimli kitabında bizlere, “İsminizin esması ile dua edin.” çağrısında bulunuyor. Esma zikrinde her insanın adının bir ebcet değeri olduğunu ifade eden Arslan, Allah’ın güzel isimleriyle dua etmenin çok mühim olduğunu anlatıyor.

Esmaü’l-Hüsna, Allah’ın güzel isimleri demek… Bu isimlerin her biri Allah’ın bir özelliğini anlatmakla birlikte, her bir isim insanlar için bir istek kapısı hükmünde. Dinimiz de Esmaü’l-Hüsna’yı bilmeyi, zikretmeyi, okumayı ve manalarını öğrenmeyi tavsiye ediyor. Dr. Arif Arslan, yıllarını bu konuya vakfetmiş bir yazar. İnsanlara, “İsminizin esması ile dua edin.” diye çağrıda bulunuyor. Esma zikrinde her insanın adının bir ebcet değeri olduğunu ifade eden Arslan, yıllarını vererek edindiği bilgilerden yola çıkarak, ebced değeri adının değerine yakın esmalarla Yüce Yaratıcı’ya yönelmenin daha tesirli olacağını söylüyor.

Bu arada yeri gelmişken hatırlatalım, esma, Arapça ismin çoğulu demek. Ebcet hesabı ise kabataslak bir tanımla, Arap harflerinin sayısal değerinden birtakım malumat çıkarmaya yönelik çalışmalar anlamına geliyor. Cenab-ı Hakk’ın hadislerde bildirilen 99 esması olduğunu hatırlatan Arslan, bu isimleri zikretmenin şifa olduğunu söylüyor. Arslan’a göre bu tezekkürde rakam ve tekrarlar oldukça mühim. Sebebine şu sözlerle ışık tutuyor: “Esmaü’l-Hüsna veya bazı özel mesaj içeren ayetlerin ebcedî değerlerinin bulunmasıyla ortaya çıkan rakamlarla dua etmenin, maksada ulaşma bakımından daha tesirli olduğu belirtilmiş. Belli bir miktarda ayet veya esmalardan herhangi birini okumak, telefon numaralarıyla  istediğimiz bir kişiye ulaşmak gibidir.”

Arslan, “Birçok isimlerinin ve sıfatlarının sayıldığı ve bunlarla Allah’ın sena edildiği, dua haline getirilmiş olan ve vahye dayalı olduğu nakledilen ‘Cevşenü’l-Kebir’, ‘Celcelutiyye’ dualarının yanı sıra yine bir örnek olması bakımından Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’da Allah’ın 99 ismine ilaveten Kur’an-ı Kerim’de yer alan isimlerinden bazılarını da saydığını görüyoruz. Bunları toplu halde kaydetmeyi de bir fikir verme açısından faydalı gördük.” diye konuşuyor. Arif Arslan, Allah’ın güzel isimleriyle dua etmenin çokça mühim ve elzem olduğunu kaydediyor. Bunu reddedenlere ise ayet meali ile cevap veriyor: “En güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin.” (A’raf, 180)

Allah’ın isimlerinden her birisi belli bir mânâya delalet ediyor. Hangi ruha o mânâ galip gelirse, ruhun o isimle daha sıkı münasebeti bulunacağını anlatan Arslan, o ismi zikretmeye devam edenlerin süratle istifade edeceğini belirtiyor.

Zikrin belli bir zamanı yok ama...

Allah’ın her bir isminin sonsuz sırlar taşıdığını anlatan Arif Arslan, mezkûr isimlerin O’na giden birer kapı mahiyetinde olduğuna vurgu yapıyor: “Bu esmalarla insan kendi isminin enerjisiyle, levh-i mahfuzdaki kayıtlı ismiyle Allah’ın ismindeki veya en yakınındaki esmanın enerjisiyle bütünleşir veya ona yaklaşır. Bu da o kapıyı çalma anlamına gelir.” Arslan, Allah’ın güzel isimlerini okumanın yeri ve zamanı olmadığını ve her an her yerde okunulabileceğini söylüyor. “Ancak bazı özel istekleri olanların saatlerinde okuması daha isabetli olur.” diyen Arslan, bütün esmanın, pazartesi, perşembe ve cuma günleri sabah güneş doğarken, ikindi namazı sonrası ve akşam namazından sonra okunabileceğini tavsiye ediyor.

İsimlerin ebcet değerleri ile dua

Arif Arslan, Sena Yayınları’ndan çıkan ‘Esmâ Zikri’ adlı kitabının sonunda ‘erkek ve kadın' diye ayırdığı tabloyla A'dan Z'ye kadar isimlerin ebcet değerlerini veriyor. Bu tabloda hangi ismin Allah'ın hangi ismiyle bir günde kaç kere tekrarlanacağı yazıyor. Ayrıca bir şahsın kendi isminin ebcet hesabını eserdeki cetvelde yer alan bilgilere göre bulması da mümkün. İşte, bunlara birkaç örnek:

Erkek

Ahmet, El-Mucîb: 55 kez

Ali, El-Aliyy: 110 kez

Barış, El-Metin: 500 kez

Cüneyt, El-Vekil: 67 kez

Enes, El-Aliyy, 111 kez

Fatih, El-Fettah: 489 kez

Hasan, Kaviyy; Muizz: 117 kez

Hüseyin, El-Latif: 129 kez

İlyas, El-Adl: 104 kez

Levent, El-Melik: 90 kez

Murat, El-Kebir: 232 kez

Numan, Malike'l-Mülk: 211 kez

Ömer, Er-Rezzak: 308 kez

Samet, Es-Samed: 134 kez

Kadın

Ahu, Vacid, Vehhab: 14 kez

Ayşe, Et Tevvab: 409 kez

Fatma, Es-Samed: 134 kez

Gülizar, El-Azîm: 1020 kez

Arife, Er-Rafi: 366 kez

Bahar, El-Muksit: 209 kez

Reyhan, El-Kerim: 270 kez

Arzu, El-Bari: 213 kez

Merve, En-Nûr: 256 kez

Meryem, Er-Rauf: 286 kez

Sevim, Muizz, Kaviyy: 117 kez

Tuğba, El-Azim: 1020 kez

Esra, El-Kerim: 270 kez

Seyyide, El-Hakîm: 78 kez

Risale-i Nur’da esma derinliğiyle anlatılıyor

Arif Arslan, Risalelerde geçen esma ve sıfatlara ayrı bir parantez açıyor: “Şimdiye kadar Bediüzzaman Said Nursî kadar Allah’ı bize böylesine derinlemesine tanıyıp tanıtan ve güzel sıfatlarla anlatan bir âlime rastlanmamıştır dersek sanırım hata etmiş olmayız.” Allah’ın Risale-i Nur’da geçen esma ve sıfatlarına ise birkaç misal veriyor:

Hallak-ı Alîm:Her şeyi bilen, sonsuz ilim sahibi olan Yaratıcı; Allah.

Ganî-i Kerîm:Kimseye muhtaç olmayan, sonsuz ikram ve gerçek zenginlik sahibi.

Âdil-i Mutlak:Her şeye layık olduğunu veren, zulümden münezzeh olan mutlak adalet sahibi Allah.

Âlim-i Küll-i Şey:Her şeyi bilen Allah.

Feyyâz-ı Rahmânî:Bol ve bereketli rızık veren Cenab-ı Hak.

Bâkî-i Zülcelal:Varlığı sonsuz olan, heybet ve celâl sahibi Allah.

Mâlikü’l Mülk: Görünen maddî âlemin sahibi Allah.

Güzel isimler muhtaçların kapısı

Arif Arslan, isimlerdeki sırların yanı sıra çeşitli ihtiyaçların giderilmesi için şu esmaların zikredilmesini tavsiye ediyor:

El-Vasi:Sağlıklı bir ömür için

El-Vali:İyi bir idareci olmak için

El-Hakim: İyi bir iş kurmak için

El-Cami:Küsleri barıştırmak için

El-Alim:İlim ve irfanımızın artması için

Ez-Zahir: Her meselenin çözümü için

El-Mukit: Sizde eksik olan bir şeyi tamamlamak için

El-Metin:Maddî ve manevî anlamda güçlü olmak için

El-Kayyum: Zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak organize olmak için

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi ile İlgili Soru ve Cevaplar

Sandıkların gün içerisindeki teslimi ve güvenliği nasıl sağlanacak? 1283 sefer görüntülendi
Sınav evraklarının yer aldığı sandıklar il ve ilçe milli eğitim müdürünün görevlendirdiği kişiler tarafından yetkililere teslim edilecek. Sınav evrakı il ve ilçe merkezlerinde İçişleri Bakanlığı’nın koordinasyonuyla belirlenecek “güvenli odalarda” saklanacak. Sınav evrakının taşınması, ulaştırması ve teslimi yine kolluk güçlerinin yardımıyla gerçekleştirilecek.
Hastanede ya da evde bakım gören öğrenciler bulundukları yerlerde sınava girebilecekler. Bu öğrencilerin sınavına 2 sınav görevlisi eşlik edecek. 
İl-ilçe milli eğitim müdürlükleri sınav evraklarının dağıtımı için kullanılacak olan araçları kendileri temin edecekler. Eğer, ellerinde mevcut olan araçlar yetersiz kalırsa il özel idarelerinden araç tahsisi konusunda yardım talep edecekler. Yine de araçların yetersiz kalması durumunda hizmet alımı yapılacaktır.
Sınav güvenliğinin sağlanmasında görevlendirilen emniyet görevlilerine ücretler İl Millî Eğitim Müdürlükleri tarafından ödenecektir.
Sınav esnasında öğrenciler dışarı çıkamayacak. Ancak gün içinde gerçekleşecek olan oturumlar sırasında öğrenciler dışarı çıkabilecekler.
İlçelerde ve okullarda sınav komisyonları oluşturulacak.
Sınavlarda görev yapacak öğretmenlerin görevlendirmesi İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından yapılacak.

Sonuç analizleri yayınlanacak mı?
1002 sefer görüntülendi

Sonuç analizleri yayınlanmayacak. Dolayısıyla birinci olan iller ve öğrenciler açıklanmayacak.
Öğrenciler, TTK’nın belirlediği müfredata göre sınava kadar işlenen konulardan sorumlu olacak.
Bu tür beklenmeyen durumlarda sınav takviminde yer alan mazeret sınavı oluşacak mağduriyetlerin önüne geçecek. Doğal felaket vb. durumlarda öğrenciler mazeret sınavına girecek. Böylece herhangi bir hak mağduriyeti yaşamayacak.
Eskiden olduğu gibi öğretmenlere yolluk yevmiye ödemesi yapılmaya devam edecek.
Bakanlığımız, merkezi ortak sınavlara girebilecek öğrencisi bulunan tüm okullarda bu sınavı uygulayacaktır. Ancak öğrenci sayısı 20’nin altında olan okullar, İl ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerine öğrenci sayılarını bildirmek durumundadırlar. İl ve İlçe Millî Eğitim Müdürlükleri gerek duyulması halinde bu okulları birleştirerek  bir sınav merkezi haline getirilebilir.
Merkezî ortak sınavlara girmek isteyen açık ortaokul öğrencileri, illerde oluşturulacak başvuru merkezlerine başvurmak suretiyle sınavlara girebileceklerdir.
Öğrencilerin sınav sonuçları Bakanlığımız tarafından e-okul sistemine işlenecektir. Ancak sınav sonuç analizi yapılmak suretiyle İl ve ilçe sıralaması yapılmayacaktır.
Sınavda görevlendirilecek öğretmenlerin görevlendirilmesindeki kriter; aynı branş öğretmeninin aynı dersin sınavında görevlendirilmemesi esasıdır. Bu kriter göz önünde bulundurulmak suretiyle bahse konu olan okullarda öğretmenler kendi okullarında görevlendirilebilecektir.
Öğretmenlere, sınavda görev alıp almadığına bakılmaksızın sınavlar nedeniyle tatil edilen günlerde de o günün ek ders ücreti verilecektir. 
Özel okul öğretmenleri sınavlarda görevlendirilmeyecektir. 
Kaynaştırma öğrencileri de bu sınava gireceklerdir. 
Bahsedilen bu tür okullarda da aynı müfredat uygulandığı için bu okul öğrencileri de  aynı sınav uygulamasına tabi tutulacaktır. 
Sınav evrakında gönderilecek olan yedek kitapçık ve cevap anahtarları, nakil gelen öğrenciler için kullanılacaktır. 
Yeterli sayıda asil öğretmen olmayan okullarda ücretli öğretmenler görevlendirilebilecektir.
Özel okullarda yapılacak sınavlar için kurulacak sınav komisyonlarının başkanı İl veya İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerince görevlendirilen bir personel olacaktır. Ancak o özel okulun müdürü de sınav komisyonunda yer alacaktır.
Sınav esnasında rahatsızlanan ve sınava devam edemeyen öğrenci mazeret sınavına girebilecektir.
 Öğretmen görevlendirmeleri oturuma göre değil sınav gününe göre yapılacağı için o günde görevlendirilen bir öğretmen üç oturumda da görevli olacaktır.
Mazeret sınavına giremeyen öğrenciler sınava katılmamış olarak değerlendirilecektir. 
İlkokul öğretmeni ortaokulda görevlendirilebilir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmiş olan misafir öğrenciler sınava gireceklerdir. Ancak geçici vatandaşlık verilmiş olan misafir öğrenciler sınava alınmayacaklardır.

Her sınıfta 20 öğrenci mi olacak?
1216 sefer görüntülendi

Her sınıfta azami 20 öğrenci olacaktır. 
Geçerli bir mazereti olmadığı halde ortak sınava katılmayan öğrenciler mazeret sınavına giremeyeceklerdir.

07 Kasım 2013

SONRA YAPARIM DEME KULLUĞUNU ERTELEME

Ödevlerimizi son güne, projelerimizi son haftaya, bayram temizliğini arefeye, yazılarımızı baskı gününe bırakıyoruz. Haccımızı yaşlılığımıza, kaza oruçlarımızı kısa kış günlerine, namazlarımızı üç aylara erteliyoruz...

Mutlu bir hayat istemekten tabii ne olabilir? Hepimizin hedefleri, geleceğe dair emelleri, ümitleri, hayalleri var. Hedeflerimiz doğrultusunda da bir takvimimiz, sistemimiz, kendimizce bir disiplinimiz... Fakat işlerimizi kolaylaştıran pek çok yöntem ve teknolojik imkân mevcut olduğu halde nedense hayatı erteleyerek yaşıyoruz çoğumuz. Ödevlerimizi son güne, projelerimizi son haftaya, bayram temizliğini arefeye, yazılarımızı baskı gününe bırakıyoruz. Erteleme huyumuz yüzünden bir gün okuyacağımız kitapların listesi kabarıyor; bir gün İngilizce öğreneceğimize inanıyoruz; pazartesi başlayacağımız diyet öncesinde doyasıya nefsimizi tatmin ediyoruz. Bunlarla sınırlı kalmıyor, listeye ahiretimizi etkileyen kulluğumuzu da ekliyoruz. Haccımızı yaşlılığımıza, kaza oruçlarımızı kısa kış günlerine, namazlarımızı üç aylara erteliyoruz. Tesettürümüzü orta yaşlara, ahlakımızı ergenliğe bırakıyoruz...

Erteleme alışkanlığı, sahip olduğumuz zamanı en iyi şekilde kullanamama problemi aslında. Zamanı iyi kullanmak ise, çok iş yapmak veya çok çalışmaktan ziyade, onu akıllıca kullanmak anlamına geliyor. Stres, tembellik, motivasyon ve disiplin eksikliği, mükemmeliyetçilik ile yapılacak işlerin çokluğu, başlıca erteleme nedenleri arasında sıralanıyor. Bugün bir türlü başlayamadıklarımız sonucunda da kendimizi suçlu ve yetersiz hissediyor, moralimiz bozuluyor, çöküntü yaşıyoruz. Ertelemeyle ilgili en büyük sorunumuz ise işlerden kaçarken daha da mutsuz oluşumuz. Bu alışkanlık fark etmesek de büyük bir psikolojik yük bizim için. Aslında yapılması gerekenler zamanında bittiğinde kendimizi çok daha rahat ve mutlu hissediyoruz.

‘Vakti belirlenmeseydi kimse namaz kılmazdı’

İstanbul Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ekrem Demirli ertelemeyi, acele etme ile birlikte ele almakta fayda görüyor. Öncelikle “Her erteleme eylemi kötü sayılmaz.” diyerek farklı bir bakış açısı sunuyor bize. Zira acelecilik dinde doğru bir davranış kabul edilmeyip “Acele şeytandandır.” deniliyor. Demirli’ye göre insana emredilen tefekkür, kararlarımızı belirli bir ölçüde ertelemeyi gerektiriyor. Hadislerde bizlere tavsiye edilen ‘teenni’ de acele etmek ile geciktirmek arasında bir yerde duruyor. Bir Müslüman vasfı olan vakar, acelecilik ile ağırdan alma arasında ölçülü davranışlarımızın genel adı. Ardından sabrı da ilintilendiriyor konumuzla Demirli: “Dinin en önemli ahlakî ilkelerinden biri olan sabır nefsimizin “Hemen!” diye ısrar eden aceleciliğine karşı aklımızın “Zamanını bekle.” hükmüdür. Demek ki ertelemenin zıddı acelecilik değil, bir şeyi zamanında ve zemininde yapmak demektir.” Burada dikkat çeken husus ertelemek ile aceleciliğin aynı anda kötü bir ahlak olması. Buna mukabil dinde istenen, bir işin vaktinde yapılması. İşleri zamana bağlamak, o işi yapmak için çok mühim ve gerçekçi bir tavır. Mısırlı İslam âlimi Ataullah İskenderani, “Allah insanlara namazı emretse ve vakti belirlememiş olsaydı, herkes ‘Daha sonra yaparım’ diye namazı kılmazdı.” derken işlerin vakte bağlanmasının ehemmiyetine işaret ediyor.

Ekrem Demirli, imkânlarımızın da işin yapılış zamanını etkilediğine değiniyor. Yani doğruyu yapmak yetmiyor, onu vaktinde, yerinde ve bütün imkânlarımızı kullanarak yapmak lazım. Bu sayede dinin en önemli kavramlarından birisi olan ‘ihsan’a yaklaşmış oluyoruz. Yani Allah’ı görüyor gibi yaşamak. Bu noktada ‘ertelemek’ bir zafiyet belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu zafiyet inançta olabileceği gibi mizacımızda da baş gösterebiliyor. Allah Resûlü, “Erteleyenler helak oldu.” derken amel ile vakit arasındaki bu ilişkiye dikkatimizi çekiyor.

  Peki ahiretimize mal olan bu ertelemeler neden kaynaklanıyor? Demirli’ye göre en önemli sebep, sorun ve konuları önemsememek. Kimse acıktığında yemeği ertelemek istemez. Bir şekilde açlığımızı telafi edebilecek bir şeyler ararız. Genellikle disiplinli ve planlı yaşamayı beceremediğimiz için pek çok şeyin vaktini kaydırıyoruz. Bazen cesaretsizliğimiz, bazen tembelliğimiz işlerimizi ertelemeye sebep oluyor.

Doç. Dr. Demirli, meselenin sadece imanla ilgili düşünülmemesi gerektiğini çünkü imanın bizim elimizde olan bir şey olmadığını da vurguluyor. Fakat mizacımızı ve alışkanlıklarımızı değiştirmemiz mümkün. Bu nedenle bize ertelemeyi bir ahlakî zaaf sayarak bunu düzeltmenin imkânlarını aramak düşüyor.

Bir şeyi vaktinde yapmak samimiyet alameti

Ertelenen ibadet hem bu dünya hem de ahirete bakan yönüyle pek çok olumsuzluğa sebep oluyor. Bir defa vakti kaçırmış oluyoruz. Alemde hiçbir şey iki kere yaratılmadığından vaktin tekrar geriye gelmesi mümkün değil. Allah eşyayı yarattığı gibi zamanı da sürekli yaratıyor. Her ibadet ve her doğru iş belirli bir vakit ve mekân içinde Cenab-ı Hak ile irtibat kurmamızı sağlıyor. Ekrem Demirli, her vaktin kendine has işi olduğunun özellikle altını çiziyor. Şöyle ki, öğle saatinde kahvaltı bile etsek artık yediğimiz öğlen yemeğidir ve sabah kaçmıştır, onun geri gelmesi mümkün değil. Din bize ‘kaza’ imkânı veriyor, fakat bu daha çok zorunluluklarla ilgili. Yani elimizde olmayan sebeplerle yapamadıklarımızı kaza edebiliriz. İbadetimizi vaktinde yapmadığımızda, vaktinde Allah ile irtibattan yoksun kalıyoruz.

Dinimizde ertelediğimiz sorumluluklarımız için bazı yaptırımlar var. Mesela zekatı vaktinde veremediğimizde bizden zorla alınabilir. Ya da sabır, insanın belayla ilk karşılaştığında Allah’ı hatırlamasıdır. İlk anda insan feveran eder de sonra Allah’ı hatırlarsa sabır vasfını yitirmiş olur. Bunların hepsini nefsimiz için bir yaptırım olarak sayabiliriz.

Bir şeyi vaktinde yapmak, samimiyet alameti. Ertelemek hangi zaaflardan kaynaklanırsa kaynaklansın neticede niyet ve içtenliğe dönen bir yönü var. Bunun için aileden başlayarak vaktinde iş yapma alışkanlığını kazanmaya çalışmamız elzem. Hatalarımızın en büyük kısmı ebeveynimizden aldığımız terbiye, kazandığımız alışkanlıklar ile gerçek hayat arasındaki çelişkilerden kaynaklanıyor. Aile içinde bir şeyi ertelediğimizde bizim adımıza onu birisi yapıyor ve biz sorumluluktan kurtuluyoruz. Fakat dinî meselelerde ve hayatın kendisinde durum böyle değil. Bir başkası bizim için tövbe edemez mesela, bir başkasından özür dilemez kimse bizim adımıza. Allah bu sorumluluğu bize vermiş, özellikle bizim yapmamızı istemiş ve bunun için belirli vakitler belirlemiş. Dolayısıyla ailedeki eğitimin bu ilkeye göre tesis edilmesi şart. Bilhassa koruyucu anne-babalar, çocukların zamanı doğru kullanma anlamındaki gelişimine genellikle engel teşkil eden tavırlar içerisinde oluyor. Aile içinde vaktinde iş yapmak ilkesini öğrenmemiş birey, hem sosyal hem de dinî hayatında sürekli sorunlarla karşılaşıyor.

Tembellik ederken aslında hayattan kaçmaya ve yaşama karşı direnmeye çalışıyoruz. İbnü’l-Arabi “Hareket hayattır ve hareket hayatı sevmekten kaynaklanır.” der. Bir aile çocuğuna tembelliği ve üşengeçliği, bulaşıcı bir virüs ve yaşama standardını aşağılara çeken bir hastalık hali olarak öğretirse ‘İslamî aile’ vasfı kazanabilir. Hepimizin ana ilkesi ve düsturu “Bir işi bitirince ötekine yönel, Rabb’ine rağbet et.” (İnşirah,7-8) ile “Rabb’in her gün bir iştedir.” (Rahman, 29) ayetleri olmalı. Her an yeni bir tecellide olan Rabb’imizin karşısında O’nun (cc) tecellilerini arayan muhataplar olarak bizleri ertelemek yoruyor.

Ertelemeden yapmak için...

1. Korku, endişe, konsantrasyon güçlüğü, zamanın kötü kullanımı, kararsızlık ve mükemmeliyetçilik gibi yenilgiye sebep olan problemlerinizin farkına varın. Önce bunları belirleyin.

2. Zamanınızı verimli bir şekilde kullanmak için kendinizi disiplin altına alın. Öncelikle yapmak istediğiniz işleri netleştirip sıralayın. Bu adımlara göre bir zaman çizelgesi hazırlayın. Düzenli olarak her gün işinizin bir parçasını yapın.

3. Hedeflerinizi, güçlerinizi, zayıf olduğunuz yönleri, değerlerinizi ve önceliklerinizi tanımlayın.

4. Sahip olduğunuza inandığınız değerlerle eylemlerinizi karşılaştırın. Bu değerler, eylemlerinizle tutarlılık içinde mi?

5. Yapacağınız iş ya da ödevi, uzun zaman dilimleri yerine kısa, küçük zaman dilimlerinde çalışın. Yapmaktan hoşlandığınız işler ile yapmanız gereken işler arasında bağlantı kurun. “Ödevimi yaptıktan sonra, arkadaşlarımla buluşacağım.” gibi.

6. Başarılarınızın üzerinde durun, başarısızlığa takılmayın.

7. Küçük gruplar halinde çalışmayı deneyin.

8. Kendinize gerçekçi hedefler belirleyin.

9. Çevrenizi değiştirin. Sesleri ve dağınıklıkları azaltın. Sadece ihtiyacınız olan malzemeler elinizin altında olsun. Derli toplu olun. Uygun bir ışıklandırma temin edin.

10. Başka birinin, örneğin bir arkadaşınızın durumunuzu kontrol etmesini sağlayın.

11. Efendimiz’in sünnetine uyarak erteleme alışkanlığından kurtulmak için dua edin.

05 Kasım 2013

LİMON SUYUNUN 11 FAYDASI

Yemeklerde, çorbalarınızda, balığın üzerinde yemeye doyamadığınız limonun birçok faydası olduğunu biliyor muydunuz?

Limon, sindirim sisteminden bağışıklık sistemine destek olmaya, viral enfeksiyonlardan iltihap azaltmaya varıncaya kadar sağlığınız için oldukça önemlidir. Limon aynı zamanda C vitamini, B kompleks vitaminleri, kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum ve lifle dolu bir gıda.

Elmadan ya da üzümden daha fazla potasyum içeriyor. Limon, doğrudan dişlerinizin mine tabakasına zarar verebileceği için bunu bir miktar sıcak, ılık ya da soğuk suyla seyreltmeniz gerekiyor. Sabah bir bardak ılık limon suyu içtikten 15 ya da 30 dakika sonra kahvaltıya başlayın. Böylece limonun tüm faydalarını kazanılabilir.

İşte limonun 11 faydası...

Bağışıklık sisteminizi destekler: C vitamini bağışıklık sistemimizi destekler, limon da C vitaminiyle doludur. Sistemdeki C vitamini seviyesi stresli olduğunuz zamandaki tüketmeniz gereken ilk gıdalardan biridir.

Mükemmel bir potasyum kaynağıdır: Bahsedildiği gibi, potasyum açısından zengin olan limon kalp, beyin ve sinir fonksiyonlarının sağlığı için faydalıdır.

Sindirime yardım eder: Limon suyu sindirim sistemindeki toksinlerden temizleyip sağlıklı bir sindirim sağlamasının yanı sıra mide yanması, şişkinlik ve geğirme gibi hazımsızlık belirtilerini hafifletir.

Sistemi temizler: Enzim fonksiyonunu geliştirerek ve karaciğerinizi harekete geçirerek vücuttaki toksinleri atmaya yardım eder.

Nefesinizi tazeler: Diş ağrısını ve dişeti iltihabını hafifletmeye yardım eder. Fakat sitrik asit diş minesini aşındırabilir, bu nedenle limonu suyu içtikten sonra dişlerinizi fırçalayın.

Cildinizi lekelerden uzak tutar: Limon suyundaki antioksidanlar, sadece lekeleri azaltmakla kalmaz, cildinizdeki kırışıklıkları da azaltır. Ayrıca limon suyunu yara izlerine ve yaşlanma lekelerinin üzerine uygulayıp görünümlerini azaltabilirsiniz.

Kilo vermenize yardım eder: Limonun içerisinde bulunan pektin lifi açlıkla savaşmanıza yardım eder.

İltihabı azaltır: Düzenli olarak limon suyu içerseniz vücudunuzdaki hastalık haline yol açan asitlik derecesi azalacaktır. Ayrıca iltihabın nedenlerinden biri olan eklemlerinizdeki ürik asit limonla yok olur.

Enerji desteği verir: Limon suyu sindirim sistemine girdiğinde size enerji verir, aynı zamanda endişeyi ve depresyonu azaltmaya yardım eder. Hatta limon kokusunun sinir sisteminde sakinleştirici bir etkisi vardır.

Kafeini kesmeye yardım eder: Sabahları kahve yerine bir fincan sıcak limon suyu çok faydalıdır. Kendinizi yenilenmiş hissedersiniz ve öğleden sonra yaşadığınız yorgunluk halini dağıtmaya yardım eder.

Viral enfeksiyonlarla savaşmaya yardım eder: Ilık limon suyu viral enfeksiyonları ve boğaz ağrısını hafifletmenin en etkili yollardan biridir.

ŞEVKİ YILMAZ ERZURUMDA KONUŞTU

Gelin Canlar Bir Olalım başlığı altında Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezinde konuştu. Yıllar Şevki Yılmaz dan bir şey götürmemiş. Güzel ve etkili konuştu. Birleşemiyorsanız birlikte ağlamaya devam edersiniz. Kimseyi ayrıştırmayalım. Birlik beraberlik içinde huzur içinde yaşayalım. 

03 Kasım 2013

HAYATIMIZI ZORLAŞTIRAN EKSİKLİK: B 12

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Soğuklar başladı ve siz çok üşüyorsanız,yorgunluktan ya da halsizlikten yakınıyorsanız, duygusal olarak çok bunaldıysanız,konsantrasyon güçlüğü yaşıyorsanız,baş dönmesi,dengesizlik gibi sorunlar yaşıyorsanız ve hatta depresyon tedavisi görecek kadar hayatla bağlarınız koptuysa bu tür can sıkıcı sorunların B 12 vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği ni bilmelisiniz” dedi.
ERZURUM (İHA) - Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Soğuklar başladı ve siz çok üşüyorsanız,yorgunluktan ya da halsizlikten yakınıyorsanız, duygusal olarak çok bunaldıysanız,konsantrasyon güçlüğü yaşıyorsanız,baş dönmesi,dengesizlik gibi sorunlar yaşıyorsanız ve hatta depresyon tedavisi görecek kadar hayatla bağlarınız koptuysa bu tür can sıkıcı sorunların B 12 vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği ni bilmelisiniz” dedi.

Pınar Kural Enç B 12 vitamin eksikliği hakkında yaptığı değerlendirmede, “B12 vitamini vücut için çok gerekli bir vitamindir.B12 vitamini DNA sentezinde çok önemli bir role sahiptir,sinir sisteminin de normal fonksiyonunu sürdürmesi için gereklidir.B vitaminleri depo edebilme özelliğine sahiptir.En fazla karaciğerde depolanır. B12 vitamin eksikliğinde sinir hasarı, kansızlık, unutkanlık, depresyon ve yorgunluk gibi sorunlar görülür. Bu hasarların düşük B12 düzeyi erken teşhis edilip ve takviye alımına herhangi bir kalıcı hasar oluşmadan başlandığında engellenmesi mümkündür” diye konuştu.

“B12 vitamin eksikliği hafızanın zayıflamasına neden olur. El ve ayaklarda görülen uyuşmanın nedeni B12 eksikliği olabilir” diyen Enç daha sonra şunları kaydetti; “Çocukların zeka düzeylerinde düşüklüğe neden olabildiği gibi B12 eksikliği aynı zamanda konuşma ve yürüme gibi davranışların daha geç ortaya çıkmasına neden olabilir. Pernisiyoz anemi bir anemi türüdür. (Anemi, kanınızda normalden daha az sayıda alyuvar olması demektir). Pernisiyoz anemide vücut yeteri kadar B12 vitaminine sahip olmadığı için yeterli miktarda sağlıklı alyuvar yapamaz. Vücudunuza oksijen taşıyacak yeterince alyuvar yoksa kendinizi yorgun ve bitkin hissedebilirsiniz. Şiddetli ve uzun süren pernisiyoz anemi kalbe, beyne ve vücuttaki diğer organlara hasar verebilir.

Pernisiyoz anemi aynı zamanda sinir hasarı, nörolojik sorunlar (depresyon) ve sindirim sistemi problemleri gibi başka komplikasyonlara da yol açabilir. Ayrıca, pernisiyoz anemili kişilerde mide kanserine yakalanma riski artabilir.”

RİSK ALTINDAKİ KİŞİLER

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç daha sonra şunları söyledi; “Vejetaryen beslenenler, sürekli YALNIŞ ( TEK TİP ) diyet yapanlar, dengeli bir beslenme programı uygulamayanlar, yaşlılar, emilim bozukluğu hastalıklarında, doğum kontrol hapı ve bazı ilaçların kullanımında, pankreas yetersizliğinde, bağırsak parazitleri ve bakterilerin varlığında B12 yetersizliği görülebilir.

Besinlerin saklanması ve pişirilmesi sırasında da vitamin eksikliği görülebilir. Örneğin; ızgara ette yüksek ısı ve et suyunun damlaması ile; sütte pastörize ve kaynama işlemlerinde; balığın pişirildikten sonra suyunun dökülmesiyle B12 vitamininin etkinliği oldukça azalır… Asit, alkali ve ısıya karşı dayanıksızdır. Kaynatma süresinin uzaması ve derecesinin yükselmesi, B12 vitamininin kaybını artırır. Karaciğerin suda haşlandıktan sonra suyunun dökülmesi, balık haşlandıktan sonra suyunun dökülmesi, yine B12 vitamini kaybını artıran sebepler arasındadır. Etler ızgara yapılırken, sıcaklık ve damlayan suyla B12 vitamininin yüzde 30’u, nemli sıcaklıktaysa yüzde 10-20’sinin kaybolduğu bilinmektedir. UHT sütlerdeki kayıp yüzde 7- 10 civarında iken, yüzde 30 kadarı da kaynamayla kaybolmaktadır

NASIL BİR BESLENME PLANI OLUŞTURMALIYIZ?

B12 vitamininden zengin olan başlıca besinleri yani; et, süt, peynir, yumurta ve balığı hayatımıza sokmamız gerekiyor. Yani hayvansal besinleri… Vejetaryenler içinse süt ürünleri ve yumurtaya ağırlık vermek önerilebilir. Sonuç olarak unutkanlık, dikkat dağınıklığı, halsizlik ve ileride karşılaşılabilecek daha ciddi problemlerin engellenmesi için B12'den zengin besinlerin ihmal edilmemesi ve 6 ayda 1 mutlaka B12 düzeyinin ölçülmesi yararlı olacaktır. 14 yaşından büyük olanlar için günde 2.4 mcg B12 alınmalıdır. Hamilelik döneminde 2.6 mcg ve emzirme döneminde bu miktar 2.8 mcg olmalıdır.”

02 Kasım 2013

HİCRET VE YENİ YILBAŞI


ِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

HİCRET VE YENİ YILBAŞI

Hicri, 1- Muharrem- 1435 / 4 / Kasım pazartesi.


Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, salât ve selam bütün insanlığın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) âline ashabına olsun.

Değerli okurlarım! İslam tarihinde, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed  (s.a.v.)’ in Miladı, 622 senesinin Rebiyülevvel ayında Hz.Ebubekir (.r.a.) ile Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç etmesine denilir.

 Allahu Teâlâ tarafından, bütün insanlığın gönlünü aydınlatmak, bozulan ahlakını düzeltmek, yıkılan düşüncesini yeniden inşa etmek üzere gönderilen Kâinat’ın en güzeli (s.a.v.) ;i ve O,nun Ashabını, hicret etmeye zorlayan zülüm ve işkencelerin bir örneğini, insanlık tarihinde görmek zordur.

 Kâbe-nin önünde Ebu Cehil-e tokadı çakan Hamza belki bu din uğruna, ciğerlerinin sökülüp çiğneneceğini hissede hissede Hz. Hamza olmuştur.

Cehaletin verdiği kinle, Allah Resulü (s.a.v.) öldürmek için yola çıkan Ömer Hz. Ömer (r.a.) olarak, adaletiyle gönüllere taht kurmuştur.

Eli silahlı zalimlerin, Efendimiz (s.a.v.) in evini ablukaya aldıkları zaman, O,Nebiler Sultanı’nın yatağına tereddüt etmeden yatan Hz. Ali, (.r.a.) ensesine inebilecek kılıçların keskinliğini aklına dahi getirmemiştir.

Körükle alevlendirilen alev üzerine sırt üstü yatırılıp vücudu dağlanan Hz.Süheyb (.r.a.) kalbindeki imandan zerre kadar taviz vermemiştir.

Hicret, terk etmek, ayrılmak, bir yeri terk ederek başka bir yere göç etmek anlamına gelir. Hicret, İslam inkılâbının bir dönüm noktasıdır. Hicret’e kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir.

 Hicret, bu sabır ve metanetin İslam’ın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden başka bir şey getirmeyeceğinin anlaşılması ve Cenab-ı Hakk’ın izniyle gerçekleşmiştir. Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslami kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmaktadır.

Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır. Bunun içindir ki Efendimiz (s.a.v.) hicretin sadece Mekke’den Medine’ye göç eden müminlere bağlı bir fazilet olarak kalması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için Hicret’i önemli bir İslami kavram olarak değerlendirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Gerçek muhacir, Allah’ın (c.c.) yasakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir.”Hicret, putlardan kaçmak, zulümden nura koşmak, Ayrıca hicret, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye göç etmesinin yılbaşıdır. Hicret ikidir; biri kötülüklerden hicret, diğeri Allahu Teâlâ’ya hicret.

Hicret, yüce İslam nizamının bütün dünyaya yeni bir hızla yayılmasıdır. Bir kaya sarmaşığının kayayı delip ışığa çıkmasıdır Hicret, dostluktur, fedakârlıktır, imanda samimiyettir. Hicret, bir dönemin olanca mevcudunu canan yolunda yok etmektir. Hicret, sınanmanın ateş kıvamını bulup hesapları yaktığı yerdir.

Mekke her şeyi ile yeri ile yerinde kalsın, ölçüye uymayan anne, baba ve evlat ikazların kulaklarını dolduran yankısıyla kalsın.

Müminlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bunu fark eden Mekkeli kâfirlerin zulüm ve işkenceleri daha da artıyordu. Bunun üzerine Müslümanlar Peygamberim iz’e  (s.a.v.) gelerek Medine’ye hicret etmek istediklerini söylediler.  Peygamberimiz (s.a.v.) de Medine’ye hicret etmelerini emretti. İlk hicret eden Hz. Ebu Seleme (r.a.) idi. Hicretle ilgili ayeti kerime, de şöyle buyrulur.

 “İman edip de hicret edenler, Allah (c.c.) yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan biri aleyhine olmaksızın yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.” (Enfal Suresi,72) Diğer bir ayet’i kerime, de

 “ Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler, and olsun Ben de onların kötülüklerini örteceğim. Ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat Allah (c.c.) tarafındandır. Allah (c.c.) mükâfatın en güzeli kendi nezdinde olandır.” [1] (Ali İmran Suresi,195.)

Müslümanlar, Allahu Teâlâ için, Allah (c.c.) dinini yaşayabilmek için, evlerini, mallarını, her şeylerini geride bırakarak doğup büyüdükleri. Çok sevdikleri kutsal belde’den hicret ediyorlardı. Dav’a büyüktü. Dav’a İslam’ın Hâkim olma davasıydı. Bu dav’a için can da canan da, mal da mülkte terk edilirdi. Sahabeyi kiram (r.a.) efendilerimiz bunu en güzel şekilde yaptılar.

    Medine-i Münevvere’ye Herkes hicret etmiş, Medine-i Münevvere’deki Müslümanlar (ensar) ve Mekke-i Mükerreme’den hicret eden (muhacirler) sabırsızlıkla Güzeller güzeli (s.a.v.) bekliyorlardı

   Nihayet Fahri Kâinat (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte yorucu bir yolculuktan sonra Medine-i Münevvere’ye ulaştı. Allahu Teâlâ’nın son şeriatı olan İslam, Medine-i Münevvere’de gelişecek, güçlenecek devlet olacak ve oradan da bütün cihana açılacaktır. Ve öyle odu.

  52 maddelik İlk “İslam anayasası” hicretten sonra düzenlenmiştir. Müslümanlar arasında, İslam kardeşliği hicretten sonra olmuştur. “Kuba ve Mescid-i Nebevi” gibi cemaatleşmenin ruhu olan ilk İslam mabetleri hicretle kurulmuştur.”Suffe” adı verilen ilk İslam mektebi hicretten sonra açılmıştır.İslam’ın iktisadi, ticari, zirai, ve ekonomik esasları ile,ilk İslam çarşı ve pazarı, hicretten sonra faaliyete geçmiştir.Bütün bunlarla İslam dini,devlet olmuştur..


Afendimiz (s.a.v.)’ in bu hicreti, Hz. Ömer (r.a.) Halifeliği devrinde, Hicri takvimin birinci senesi olarak alınmış ve sene başı olarak da, Muharrem ayı kabul edilmiştir. Müslümanların yeni senesi Muharrem ayı ile başlamaktadır. Müslümanlar yeni senelerine Muharrem ayı ile girerler.

Değerli okurlarım! 1-Muharrem Hicri yılbaşı olduğunu eşimize dostumuza mesajla, telefonla duyuralım, fesbuk ve tivitir sayfalarımızda, paylaşalım. Dükkânımızın, iş yerimizin vitrinine hicri yılbaşınız tebrik ederim anlamında insanlara hicri yılbaşının geldiğini duyuralım hissettirelim. Hicret şuurunu insanlara anlatalım.

 1- Muharrem Hicri yılbaşınız mübarek olsun. Rabbime emanet olunuz.

Hicrî aylar şunlardır:  1-Muharrem, 2-Safer, 3-Rebiülevvel,

 4-Rebiülâhir, 5-Cemâziyelevvel, 6-Cemâziyelâhir,  7-Recep, 8-Şaban,  9-Ramazan, 10-Şevval, 11-Zilkade, 12-Zilhicce,













a

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ