BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN

2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR

             Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi   55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...

29 Kasım 2013

8.Sınıflar 1. Dönem Ortak Sınavları Soru Kitapçıkları ve Cevap Anahtarı

8.Sınıflar 1. Dönem Ortak Sınavları Soru Kitapçıkları ve Cevap Anahtarı

DERSLER KİTAPÇIKLAR
Türkçe  A Kitapçığı    B Kitapçığı  Görme Engelliler
Matematik  A Kitapçığı   B Kitapçığı Görme Engelliler
Din Kültürü  A Kitapçığı   B Kitapçığı Görme Engelliler
Fen ve Teknoloji    A Kitapçığı   B Kitapçığı Görme Engelliler
İnkilap Tarihi  A Kitapçığı   B Kitapçığı Görme Engelliler
İngilizce  A Kitapçığı   B Kitapçığı Görme Engelliler
Almanca  C Kitapçığı   D Kitapçığı  
Fransızca  E Kitapçığı   F Kitapçığı  
İtalyanca  G Kitapçığı   H Kitapçığı  

HARAM LOKMA ILE BASLENEN NESİL

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), haram lokmadan gelişen bir insanın vücudundaki etin ancak cehennemle temizleneceğini ifade buyururlar.

Bu sebeple haram lokma mevzuunda başta ashab-ı kiram olmak üzere bütün ehlullah azami derecede bir hassasiyet göstermişlerdir.

Hz. Ebu Bekir, kendisine her gün yemeğini getiren hizmetçisine, her defasında yemeği nereden getirdiğini, hangi yolla tedarik ettiğini sorardı. Bir defasında sormayı unutmuş -ihtimal uzun zaman aç kalmıştı.-  Lokmayı ağzına koyduktan sonra aklına gelmiş ve hizmetçisine yemeği nereden temin ettiğini sormuştu. Hizmetçisi de: “Ey Allah’ın peygamberinin halifesi! Ben cahiliye devrinde arraflık (gaipten haber veren, kâhinlik, falcılık) yapıyordum. Halk bunun karşılığında bana para verirdi. O dönemlerde yaptığım işlerden dolayı birisinden alacağım vardı. Onu aldım ve bu yemeği onunla yaptım.” Bunu duyan Hz. Ebu Bekir’in birden rengi attı, elini gırtlağına kadar götürerek midesinde ve gırtlağında bulunan şeyleri dışarıya çıkardı. Onun bu hassasiyetini gören sahabe, “Ey Allah’ın Peygamber’inin halifesi! Bu kadarı fazla değil mi? Ne diye kendine bu kadar eza ediyorsun?” diye sordular. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verdi: “Ben Resul-i Ekrem’den işittim. O (sallallahu aleyhi ve sellem), vücudunda bir tek haram lokma bulunan bir insanın ancak cehennemle temizlenebileceğini buyurmuştu.”

İnsanın vücudunda bir lokma haram bir şey bulunursa, o lokmanın hâsıl ettiği her şey bir manada kirlenir ve onu da ancak ateş temizler. O kişinin bir evladı dünyaya gelirse o çocuk haramzâde olur. Ancak şunu hemen ifade etmeliyim ki, haram yiyen herkesin evladı yüzde yüz haramzâde olmaz. Çok kötü kimseler vardır ki kazançları kötüdür, ancak bu kötü kazançları içinde iyi kazançları, kendilerinin iyi tarafları, üstün meziyetleri, talim ve terbiye mevzuunda takdir edilecek yönleri de vardır. Bunlardan bazen iyi evlat dünyaya gelebilir. İyi kimselerin de bazen kötü tarafları ve kötü kazançları vardır da bu tür kimselerden kötü evlat da olabilir.

Abdulkadir Geylani, Şazeli, Nakşibendi gibi mana âleminin sultanları ruhî tecrübeleriyle haram lokmanın insanlar üzerinde menfi tesir icra ettiğini ifade buyurmaktadırlar ve bu sahanın hekimleri olarak bize, yenilen haram lokmaların bazı haramzâdelerin meydana gelmesine yol açtığını söylemektedirler. Bu ihtimal yüzde bir ve yüzde iki nispetinde dahi olsa herkes tir tir titremelidir.

Portakal Suyunun Yaptığı

Bu mevzuyla alakalı şöyle bir menkıbe anlatılır: Ehlullahtan birinin oğlunun kötü bir huyu vardır. Bu çocuk devamlı surette tulumlarla su taşıyan kişilerin tulumlarını çuvaldızla deler ve insanlara eziyet edermiş. Zamanla bu durumdan çok rahatsız olan ahali, meseleyi babasına naklederler. Bu zat, oğlunun yaptıklarını öğrenince çok üzülür ve bir o kadar da şaşırır. Durumu eşine açar ve bunun sebebinin ikisinden biri olduğunu söyleyip hanımından çocuğa hamileyken yanlış bir harekette bulunup bulunmadığını sorar. Hanımı düşünür taşınır ve eşine şunları anlatır: “Hamileyken komşunun evine gitmiştim. Orada canım portakal çekti. Baktım, masanın üzerinde portakallar var. Komşum görmeden elimdeki iğneyi portakala saplayıp onun suyunu içmiştim.” Bunun üzerine evin babası şunları söyler: “İşte o iğneyi portakala saplaman, evladımızda tulumları delme şeklinde tezahür etti. Şimdi huzur-u kibriyaya yönel, ağla ki Allah günahını affetsin.” Kadın ağlayıp dua dua yalvarırken ötede çocuğunun içine birden bire bir şey doğar ve, “Bu yaptığım iş bana hiç yakışmıyor. Artık ben bir şey yapmamalıyım” diyerek elindeki çuvaldızı atar ve koşar.

Hz. İmam Azam’ın bir buçuk günde Kur’an’ı ezberlediği söylenir. Bu, devrimizin insanına mübalağa gelebilir. Hâlbuki ben günde on-on iki sayfa ezber yapan insan da gördüm. Babam, otuz günde Kur’an’ın ezberleyen nadide fıtratlardan bahsederdi. Einstein, Hegel ve Descartes gibi kimseler de nadide fıtratlardır. Ama biz onları görmediğimiz için garipseyebiliriz. İmam Şafii, “Hayatımda bir şey unuttuğumu hiç hatırlamıyorum” demektedir. Tabiinin küçüklerinden Zühri’nin sekiz yaşında iken bir hafta gibi kısa bir sürede Kur’an’ı ezberlediği rivayet edilmektedir.

Tesir Edecek Nasihat

İşte İmam-ı Azam da bu nadide fıtratların başında gelmektedir. O, Batı’da ağırlığıyla İslam âleminin büyük hukukçusu olarak kendisini kabul ettirmiş devasa bir âlimdir. Aynı zamanda pratik hayatta da büyük bir tüccardır. Onun bir buçuk günde Kur’an’ı hatmettiği rivayet edilmektedir. Burada ona atfedilen bir menkıbeyi de hatırlatmak yerinde olacaktır: Çocuğun birine bal dokunuyordur; anne ve babası çocuğa onca “bal yeme!” tavsiyelerine rağmen, o yine bal yemeye devam etmektedir. Derken bir gün anne ve babası çocuğu elinden tutup Hz. İmam’ın huzuruna getirirler ve “Bu çocuk bal yiyor; biz yememesini istememize rağmen o yemeye devam ediyor.” derler. Hz. İmam, “Götürün, bu çocuğu kırk gün sonra bana getirin.” der. Kırk gün sonra yeniden getirirler. İmam çocuğu karşısına alır ve bal yememesini tavsiye eder. Çocuk kalkarken babasının elini öper ve, “Babacığım! Bir daha bal yemeyeceğim” der. Oradakiler, “Ya İmam, ilk getirdiğimiz zaman niçin nasihat etmeyip de, bizi kırk gün beklettiniz?” diye sorduklarında, İmam onlara şöyle cevap verir:

“Siz, çocuğu bana getirdiğiniz gün ben bal yemiştim. Eğer kendim yaptığım bir şeyden onu vazgeçirmeye çalışsaydım ihtimal nasihatim etkili olmayacaktı. Bu kırk gün içinde, ben onu vücudumdan atıp da öyle nasihat etmek istedim.”

İşte bu büyük zatın babası olan Sabit’in harama karşı büyük bir hassasiyeti vardı. Onunla alakalı da şöyle bir menkıbe anlatılır: Sabit bir gün abdest almak için bir dere kenarına gider. Suda bir elma görür. Suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yer. Fakat tükürüğünde kan görür. Şimdiye kadar böyle bir hal görmediği için tükürükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin eder ve birden yediğine pişman olur. Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gider. Adamı bulur. Adam hakkını helal etmesi için bir şart koşar ve, “Benim kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var. Bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.” der. Sabit Hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul eder. Düğün hazırlığı yapılır. Sabit Hazretleri’nin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir olur. Hemen kayınpederine koşup, “Bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok.” der. Kayınpederi tebessüm ederek, “Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allah Teâlâ mübarek ve mesut etsin.” der. İşte bu evlilikten, yani böyle bir ana ve babadan İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri dünyaya gelir. Bir gün, Kur’an’ı bir buçuk günde ezberleyen İmam-ı Azam’a annesi şöyle der: “Eğer baban o elmayı ısırmasaydı sen Kur’an’ı bir günde ezberleyecektin.” Tabii bunların hepsi menkıbedir. Önemli olan bunlardan ders çıkarabilmektedir.

 

KÖYLÜLERİMİZ HASTA ALLAH( CC) ŞİFA VERSİN

Köyümüz sakinlerinden Dursun KAYA ve Hasan BEKMEZ ameliyat olmuştur. Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünde yatıyor.
Köyümüz sakinlerinden Yusuf KILINÇ Palandöken Devlet Hastanesinde yatıyor. Allah (CC) şifa versin. Dua edelim.

28 Kasım 2013

TORTUM DEMİRCİLER KÖYÜNDE RAHMETLİ OLDU


O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)
Köyümüz sakinlerinden   Hüsna SUCU  28 Kasım 2013'te rahmetli oldu. Cenazesi bugün Tortum Demirciler Köyü'nde kaldırılacaktır.Yakınlarına da sabır versin
Merhumeye ve cümle geçmişlerimize bir fatiha okumayı unutmayalım.

BİR BABANIN FERYADI


  بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

BİR BABANIN FERYADI

Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun.

Değerli okurlarım! Bugün sizlere yaşanmış bir hikâye anlatacağım. Bir dostum anlatmıştı. Bir köyde dinine bağlı, çevresi tarafından sevilip hatırı sayılan, aynı zamanda babası da o çevrede molla hasan diye tanınan büyük âlimlerinden olan bir zatın oğlu âli amca bu aileye de o köyde hocagiller diye tınınırmış. İşte bu Ali amcanın iki oğlu iki kızı varmış. Erkeklerden büyüyün ismi Ammar onsekiz yaşında küçük oğlunun ismide Mehmet miş onyedi yaşında

Ali amca çocuklarını islama göre yetiştirmeye çalışır ve onlara daima namazınızı kılın diye namaz üzerinde çok dururmuş. orucunuzu tutun, haramlardan sakının Allah’(c.c.) dan korkun diye nasihat edermiş. Kendi köyünün genç ihtiyar demeden her kesimden insanları,  özellikle kış gecelerinde kendi hanesinde toplar onlara, Kur’an- Kerim öğretir, Hz. peygamber (s.a.v.) hayatını, ashabın hayatını, kendi üslubuyla anlatır. Onlarda büyük bir zevkle dinlerlermiş.

Ayrıca bu insanlara kendi imkânlarına göre izzet ve ikramlarda bulunurmuş. Çevresi tarafından takdir edilen bu Ali amca, kendi çocuklarına da namazın faydalarını, faziletlerini ve dini bilgileri öğretirmiş. Namaz kılanların cehennemin üstüne kurulan sırat köprüsünden hızlı bir şekilde geçeceklerini ve doğruca cennete gireceklerini, namaz kılmayanların da bu sırat köprüsünde bulunan çengellere takılarak cehenneme düşeceklerini ve orada azap göreceklerini. Mahşerde ilk hesap namazdan olacaklarını da anlatırmış.

Büyük oğlu Ammar namaza son derece düşkünmüş namazlarını hiç aksatmadan hemde camide cemaatle kılmaya gayret gösterirmiş. Camideki Cuma günkü imamın hutbe sinide büyük bir zevkle dinler eve geldiğinde annesine babasına ve kardeşine anlatırmış. Ali amcanın küçük oğlu Mehmet’se abisinin tam tersine namaz kılmamaya camiye gitmemeye özen gösterirmiş. Hem namaz kılmadığı gibi hemde kıldım diye yalan söyleyerek güya babasını kandırırmış. Ali amcada oğlu mehmedin namaz kılıp kılmadığının tabi ki farkındaymış.

 İşte bu fedakâr baba bir akşam aile sohbetin bitiminden sonra namaz kılmayan oğlu mehmede dönerek şöyle bir teklifte bulunur. Bak oğlum yarın sabah namazından itibaren beş vakit namazını kılarsan bende sana yatsı namazından sonra burada şu kadar bir para verecem demiş. O zamana göre para büyük bir meblağmış, mehmet parayı duyunca düşünmeye başlamış. Düşünmüş taşınmış ve yine parayla namaza bile gönlü razı olmamış. Ali amcanın namazıını hiç kaçırmayan mehmet’den bir yaş büyük olan oğlu Ammar ise, babasının bu teklifi karşısında derin derin düşüncelere dalmış.

Aklından şöyle geçirmeye başlamış aslında babam çok iyi ve iyiliksever bir insan bu teklifi kardeşi için neden yapmıştı. Bir mana verememiş. Hâlbuki ben namazımı hep kılıyorum üstelikte camide cemaatle, Ammar’da düşünmüş şu karar varmış. Bende babama söylesem acaba banada para verirmi ve bütün gayretini toplayarak babasına şöyle demiş babacım bir şey söyleyebiliriyim demiş. Babasıda namazını kıldığı ve dinine çok düşkün olduğu için bu oğlunu çok severmiş ama sevdiğin de belli etmezmiş şımarmasın diye. 

Ali amca da söyle benim oğlum demiş. Ammar söze başlamış: Baba şey diye ezilerek söze başlamış diyecektim ki kardeşim Mehmet hiç namaz kılmıyor. Birde namazlarımı kılıyorum diye size yalan söylüyor sizi kandırıyor. Bende senin oğlun değilmiyim bende namazımı kılıyorum hemde camide cemaatle bana para yokmu diyecektim demiş. Babası Ali amca bu teklife sevinir ve şöyle der. Bak oğlum sanada para verecem ancak bir şartım var. Ammar şaşkınlıkla sorar. Buyurun babacım demiş. Babası cevap vermiş sende namazını kılmadığın gün benden kardeşin mehmede verdiğim paranın iki kat fazlasını alacaksın der. Evde hemen bir sessizlik hâkim olur. Anneleri Fatma Hanım ve bütün aile fertleri ‘nin gözleri Amma’rın yüzüne çevrilir. Ammar birden iliklerine kadar ürperir tüyleri diken diken olur.

Yanakları kızarır gözlerinden gayri ihtiyari yaşlar süzülmeye başlar. Kendi kendine bir şeyler söylemeye çalışır fakat söyleyemez sesi kısılır kelimeler boğazına düğümlenir ve arkasından sessizce geriye döner o titrek sesiyle hayır hayır ben bunu yapamam ve toplantı yerini terk ederek odasına çekilir.

Ellerini yüzüne kapayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Aile fertleri bu manzaraya bir mana veremezler. Biri namaz kılmamakla ödüllendiriliyor. Namaz kılan öteki oğlu ise namaz kılmadığı gün ödüllendirilecek. Anne Fatma Hanım da oğlunun bu şekilde ağlayarak odayı terk etmesine son derece üzülür ve Ali amcaya şöyle der. Bey yaptığını beyendinmi? Çocukların içinde zaten bir çocuğun var namazını kılan dinine düşkün onu da ağlattın der. Fatma Hanım ağlayarak toplantıyı terk eden Ammar oğlunun odasına gider oğlunu teselli eder bak oğlum baban senin namaz kılmayı ne olursa olsun bırakmayacağını bildiği için öyle söyledi der. Bir anne şefkatiyle Oğlunu kucaklar sever öper bağrına basar, saçlarını okşar ve gözyaşlarını siler. Bak oğlum baban seni namaz kıldığın için daha çok seviyor ancak sizi küçük bir imtihana tabi tuttu, der ve oğlunu teselli eder. Rabbim evlatlarımızı abdestli, namazlı, Kur’anlı tesettürlü İslam bağlı birer hayırlı evlat olmayı nasip eylesin.. Selam ve dua ile

27 Kasım 2013

EY INSAN KENDİNE GEL

İnsan salih amel işler
Ölünce nur olur gider. 
İnsan kötü amel işler
Ölünce nar olur uçar gider. 
Elmalılı Hamdi Yazır

25 Kasım 2013

TORTUM DEMİRCİLER KÖYÜNDE RAHMETLİ OLDU

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)
Köyümüz sakinlerinden  Hünkar ABLA'nın KIZI  AYŞE 25 Kasım 2013'te rahmetli oldu. Cenazesi bugün Tortum Demirciler Köyü'nde kaldırılacaktır.Yakınlarına da sabır versin
Merhumeye ve cümle geçmişlerimize bir fatiha okumayı unutmayalım.

ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN

TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33

IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414

POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47

BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ

Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
HABER YENİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ