BİR FATİHA DA SENDEN OLSUN
2007' DEN BERİ KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ? TIKLA DA GÖR
Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de Ankebut suresi 55. ayetinde:” Her canlı ölümü tadacaktır.”diyor. Bizler ve bu yazıyı siz...
21 Aralık 2018
ÖLECEĞİN GÜN İÇİN TELAŞLAN!
Onca değer verdiğin bedeninin başına neler gelecek diye kaygılanma!
Ne olacak, nasıl olacak diye hiç üzülme!
Çünkü Müslüman kardeşlerin senin için gerekenleri yapacaklar.
1- Elbiselerini bedeninden çıkaracaklar.
2- Bedenini yıkayıp gusledecekler.
3- Yeni elbisen olan kefeni bedenine giydirecekler.
4- Evinden dışarı çıkaracaklar.
5- Ve yeni evine, kabre götürecekler.
6- Cenaze merasimin için birçokları işlerini bırakıp gelecekler.
7- Özel eşyalarını toplayacaklar. Elbiselerin, çanta ve ayakkabıların, ne varsa hepsini seçip ayıracaklar; muvaffak olurlarsa onları sadaka olarak fakirlere dağıtacaklar...
Emin ol,sen öldükten sonra kimse işini gücünü bırakıp senin hasretini çekmeyecek.
İşler ve ticaret kaldığı yerden devam edecek.
Senin görevin bir başkasına devredilecek.
Malın ve servetin bölüşülecek, mirasçıların hepsini sahiplenecek.
Sen ise kazandığın o malların hepsinden tek tek hesaba çekileceksin...
Öldükten sonra senden alınacak ilk şey adındır.
O nedenle öldüğünde sana “cenaze” derler.
Kimse seni isminle çağırmaz. Sana namaz kılmak için geldiklerinde, adını sormaz,
“Cenaze nerede?” diye sorarlar.
Omuzlarında taşıdıklarında ve defnettikleri zamanda da
adını söylemez, cenazeyi tutun derler...
O hâlde, dikkatli ol; soy, nesep , milliyet, para ve makam seni aldatmasın.
Bu dünya ne kadar değersiz, karşılaşacaklarımız ise ne kadar da büyük ve korkunç !...
Öldükten sonra senin için
üç tür üzüntü olur:
1- Seni biraz tanıyanlar, “Yazık !” derler.
2- Seni daha fazla tanıyan dost ve arkadaşların birkaç saat veya en fazla birkaç gün üzülür, sonra da şakalarına ve gülüşlerine devam ederler.
3- Yokluğunu ve ayrılık acısını derinden hisseden ailen ise birkaç hafta, birkaç ay
veya en fazla bir yıl üzüntünü yaşarlar,sonra da seni kendi hatıralar arşivine atarlar...
İşte bu şekilde senin halk arasındaki öykün son bulur ve güzelliğin, sağlığın, çocukların,
evin, eşin, malın ve mülkün ne varsa hepsi elinden çıkar ve gerçek öykün başlar...
Yani ahiret hayatın...
Peki,ölüm için, kabir için, ahiret için ne kadar hazırız. ?
Bu, üzerinde durmamız ve çokça düşünmemiz gereken bir gerçektir...
Bugün Amel var hesap yok; yarın hesap var Amel yok
O zaman Bu günden yarına hazırlık yapalım gidilecek yere eli boş gidilmez.
Behlül Dânâ'ya haydi cehennemden ateş al gelde şu odunları tutuştıralım demişler az sonra soluk soluğa elleri bomboş gelmiş.
Behlül Dânâ' ya hani nerde ateş denince; Cenenneme gittim baktım ateş yoktu.
Oradakilere sordum hani ateş nerde diye ordakiler de Behlül burda ateş yok herkes ateşini dünyadan getiriyor dediler.
Bende o yüzden eli boş geldim diyor...
Ya Rabbi,Ya Rabbi, bizlere rızana uygun yaşamayı ve razı olduğun kulların arasında olmayı nasip et,
Yolunda hizmet edenlerden ve hizmeti kabuledilenlerden eyle,
Ahirimizi ve Akıbetimizi hayr eyle, son nefesimizde imanla ve kuranla zikrullah ile çene kapamayı nasip eyle, bizleri affet, kabir azabından ve cehennem azabından koru,
Bizleri Cennetinle ve Cemalullahın ile şereflendir.
Allah’ım!...Amin.
Ne olacak, nasıl olacak diye hiç üzülme!
Çünkü Müslüman kardeşlerin senin için gerekenleri yapacaklar.
1- Elbiselerini bedeninden çıkaracaklar.
2- Bedenini yıkayıp gusledecekler.
3- Yeni elbisen olan kefeni bedenine giydirecekler.
4- Evinden dışarı çıkaracaklar.
5- Ve yeni evine, kabre götürecekler.
6- Cenaze merasimin için birçokları işlerini bırakıp gelecekler.
7- Özel eşyalarını toplayacaklar. Elbiselerin, çanta ve ayakkabıların, ne varsa hepsini seçip ayıracaklar; muvaffak olurlarsa onları sadaka olarak fakirlere dağıtacaklar...
Emin ol,sen öldükten sonra kimse işini gücünü bırakıp senin hasretini çekmeyecek.
İşler ve ticaret kaldığı yerden devam edecek.
Senin görevin bir başkasına devredilecek.
Malın ve servetin bölüşülecek, mirasçıların hepsini sahiplenecek.
Sen ise kazandığın o malların hepsinden tek tek hesaba çekileceksin...
Öldükten sonra senden alınacak ilk şey adındır.
O nedenle öldüğünde sana “cenaze” derler.
Kimse seni isminle çağırmaz. Sana namaz kılmak için geldiklerinde, adını sormaz,
“Cenaze nerede?” diye sorarlar.
Omuzlarında taşıdıklarında ve defnettikleri zamanda da
adını söylemez, cenazeyi tutun derler...
O hâlde, dikkatli ol; soy, nesep , milliyet, para ve makam seni aldatmasın.
Bu dünya ne kadar değersiz, karşılaşacaklarımız ise ne kadar da büyük ve korkunç !...
Öldükten sonra senin için
üç tür üzüntü olur:
1- Seni biraz tanıyanlar, “Yazık !” derler.
2- Seni daha fazla tanıyan dost ve arkadaşların birkaç saat veya en fazla birkaç gün üzülür, sonra da şakalarına ve gülüşlerine devam ederler.
3- Yokluğunu ve ayrılık acısını derinden hisseden ailen ise birkaç hafta, birkaç ay
veya en fazla bir yıl üzüntünü yaşarlar,sonra da seni kendi hatıralar arşivine atarlar...
İşte bu şekilde senin halk arasındaki öykün son bulur ve güzelliğin, sağlığın, çocukların,
evin, eşin, malın ve mülkün ne varsa hepsi elinden çıkar ve gerçek öykün başlar...
Yani ahiret hayatın...
Peki,ölüm için, kabir için, ahiret için ne kadar hazırız. ?
Bu, üzerinde durmamız ve çokça düşünmemiz gereken bir gerçektir...
Bugün Amel var hesap yok; yarın hesap var Amel yok
O zaman Bu günden yarına hazırlık yapalım gidilecek yere eli boş gidilmez.
Behlül Dânâ'ya haydi cehennemden ateş al gelde şu odunları tutuştıralım demişler az sonra soluk soluğa elleri bomboş gelmiş.
Behlül Dânâ' ya hani nerde ateş denince; Cenenneme gittim baktım ateş yoktu.
Oradakilere sordum hani ateş nerde diye ordakiler de Behlül burda ateş yok herkes ateşini dünyadan getiriyor dediler.
Bende o yüzden eli boş geldim diyor...
Ya Rabbi,Ya Rabbi, bizlere rızana uygun yaşamayı ve razı olduğun kulların arasında olmayı nasip et,
Yolunda hizmet edenlerden ve hizmeti kabuledilenlerden eyle,
Ahirimizi ve Akıbetimizi hayr eyle, son nefesimizde imanla ve kuranla zikrullah ile çene kapamayı nasip eyle, bizleri affet, kabir azabından ve cehennem azabından koru,
Bizleri Cennetinle ve Cemalullahın ile şereflendir.
Allah’ım!...Amin.
01 Aralık 2018
ÜRETİCİDEN ALIRKEN PAZARLIK YAPMAMALIYIZ
Ona ;
-"Yumurtaları ne kadara satıyorsun?"
diye sordu."
Yaşlı adam cevap verdi,
-"Tanesi 1 lira hanımefendi" deyince,
-"5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa gideceğim. ' ' '
Yaşlı satıcı şöyle cevap verdi:
-"Gel istediğin fiyata al.
Belki de bu iyi bir başlangıç olur çünkü bugün tek bir yumurta bile satamadım"
Yumurtaları aldı ve kazandığını (!) hissederek çekip gitti.
Süslü arabasına bindi ve arkadaşıyla lüks bir restorana gitti.
Orada, o ve arkadaşı, istedikleri her şeyi sipariş ettiler.
Biraz yediler ve sipariş ettikleri birçok şeyi de yemeden bıraktılar.
Sonra hesabı istedi.
Fatura ona 150 TL'ye mal oldu.
200 TL verdi ve üstü kalsın dedi!
▪Mesele şu ki,
Neden her zaman muhtaç olanlardan satın aldığımız zaman güç bizde oluyor?
▪Ve neden biz ihtiyacı olmayan insanlara karşı cömert olduk?
Bir yerde okumuştum.
▪Babam, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alırdı.
Bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderdi.
Bu rol beni endişelendirdi ve ona,
-"Neden böyle yapıyorsun.?" diye sormuştum
Babam şöyle cevap vermişti :
-" Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır.
YOĞURTÇU
Osmanlı’da havanın aşırı soğuk olduğu bir günde, ermiş bir zat dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına “kap getir yoğurt alayım” der. Hanım “yoğurt var. İhtiyacımız yok” deyince, Mübarek de “Bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtçunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi…” der…
**Hayatta; iyi insanlarla, , kuldan utanması olan insanlarla karşılaşmanız dileği ile...
-"Yumurtaları ne kadara satıyorsun?"
diye sordu."
Yaşlı adam cevap verdi,
-"Tanesi 1 lira hanımefendi" deyince,
-"5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa gideceğim. ' ' '
Yaşlı satıcı şöyle cevap verdi:
-"Gel istediğin fiyata al.
Belki de bu iyi bir başlangıç olur çünkü bugün tek bir yumurta bile satamadım"
Yumurtaları aldı ve kazandığını (!) hissederek çekip gitti.
Süslü arabasına bindi ve arkadaşıyla lüks bir restorana gitti.
Orada, o ve arkadaşı, istedikleri her şeyi sipariş ettiler.
Biraz yediler ve sipariş ettikleri birçok şeyi de yemeden bıraktılar.
Sonra hesabı istedi.
Fatura ona 150 TL'ye mal oldu.
200 TL verdi ve üstü kalsın dedi!
▪Mesele şu ki,
Neden her zaman muhtaç olanlardan satın aldığımız zaman güç bizde oluyor?
▪Ve neden biz ihtiyacı olmayan insanlara karşı cömert olduk?
Bir yerde okumuştum.
▪Babam, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alırdı.
Bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderdi.
Bu rol beni endişelendirdi ve ona,
-"Neden böyle yapıyorsun.?" diye sormuştum
Babam şöyle cevap vermişti :
-" Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır.
YOĞURTÇU
Osmanlı’da havanın aşırı soğuk olduğu bir günde, ermiş bir zat dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına “kap getir yoğurt alayım” der. Hanım “yoğurt var. İhtiyacımız yok” deyince, Mübarek de “Bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtçunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi…” der…
**Hayatta; iyi insanlarla, , kuldan utanması olan insanlarla karşılaşmanız dileği ile...
22 Kasım 2018
1970, 1980, 1990 YILLARINDA ÇOCUKLUK
70 - 80 - 90' lı yıllarda mı büyüdün?
Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın? :)
1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Ön koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi.
Ya da en azından kurşunlu, muhtelif , zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizleyicilerinin üzerinde, çocuk kilitleri yoktu...
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan,
yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliyordu...
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı, hava kararmadan önce eve dönmekti.
8.- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz ...
9.- Okul öğlen bitiyordu...
Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı
- çünkü hep dışarıda oynardık , aktif olarak ...
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk...
aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız,
99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. Onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!
15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada!
Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu?
Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz ,başarılarımız , görevlerimiz vardı.
...ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.
Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen
hayatta kalmayı başardık???
Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında
nasıl oldu da geliştirebildik???
Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar - fakat- bizler
çok güzel ve mutlu yaşadık!!
değil mi?
Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın? :)
1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Ön koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi.
Ya da en azından kurşunlu, muhtelif , zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizleyicilerinin üzerinde, çocuk kilitleri yoktu...
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan,
yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliyordu...
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı, hava kararmadan önce eve dönmekti.
8.- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz ...
9.- Okul öğlen bitiyordu...
Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı
- çünkü hep dışarıda oynardık , aktif olarak ...
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk...
aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız,
99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. Onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!
15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada!
Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu?
Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz ,başarılarımız , görevlerimiz vardı.
...ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.
Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen
hayatta kalmayı başardık???
Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında
nasıl oldu da geliştirebildik???
Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar - fakat- bizler
çok güzel ve mutlu yaşadık!!
değil mi?
14 Kasım 2018
EV İLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZ
Her şeyin bir kalayı vardır. Evin kalayı da insandır. Babam.
13 Kasım 2018
KÖYLÜMÜZ RAHMETLİ OLDU
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler (Ali imran 156)
Halis Aksakal'in oğlu Adem Aksakal'in 17 yaşındaki oğlu trafik kazası sonucu Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi Bursa'da defnedilmiştir. Rabbim acılı ailesine dayanma gücü versin, sabırlar ihsan eylesin. Yaşamını yitiren kardeşimizede Rahmet eylesin.
Yakınlarına da sabır versin
Merhuma ve cümle geçmişlerimize bir fatiha okumayı unutmayalım.
Merhuma ve cümle geçmişlerimize bir fatiha okumayı unutmayalım.
19 Ekim 2018
Bir Çift Beyaz Kartal
Hangi yayla yeşil, nerde keklik çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Kayalar, kayalar... Sırt sırta vermiş;
Kimi yeni mürit, kimisi ermiş.
Otlar dalgalansın biz yürüdükçe
Sular düze insin kar eridikçe,
Gün burnunda bana mavi mavi gül;
Ağız-burun lâle, kaş ve göz sümbül.
Doruklardan doruklara sekelim,
Bir elim göklerde, sende bir elim;
İkimizin yüreciği bir atsın,
Bizi gören bin katarak anlatsın,
Hangi yayla karlı, nerde çiçek çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Bulutlar, bulutlar iç-içe girmiş
Bulutlar ki göğe perdeler germiş;
Çiğdem devşirelim, çiçek biçelim
Susayınca hep ezgiler içelim
Batmasın eline bir gül dikeni
Sen hep beni kolla, bense hep seni
Çıkıp yükseklerden taş bırakalım,
Kopan sese, kalkan toza bakalım,
Tavşanlar ürkerken bu gürültüden
Kaçan tavşanlara ıslıklar çal sen.
Hangi yayla yüce, nerde kavga yok
Gel seninle orda olalım çocuk;
İster Maraş olsun, ister Erzincan,
Sonsuzluk düşüne set değil mekân,
Başın omzumda, omuzum gökte
Ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte,
Yaşamaksa bir ışık cümbüşüdür,
Çağıl çağıl akan sevgi düşüdür.
Hani gökyüzünün toy vakti olur,
Kaynaşırlar yıldızlar bulgur bulgur;
En uzak nereyse ora gidelim,
Bulutları yara yara gidelim.
Hangi yayla serin, nerde bühtan yok,
Gel seninle orda uçalım çocuk.
Meşeler, ardıçlar, çamlar yan yana
Biz kanat çırpınca dursun divana.
Bir çift beyaz kartal, hey bu da nesi?
Diyerek şaşırsın çobanın hepsi;
İlk kez görüyoruz desin görenler,
Bütün oymaklarda dolaşsın haber.
Keşiş dağlarından görünsün İstanbul,
Bütün dağ gölleri ışırken pul pul.
Güzel dost, ey hüzne âşina yürek,
Gel gidelim keklik gibi sekerek.
Bahattin Karakoç
Ruhuna El Fatiha
15 Ekim 2018
Akrep ile Sarhoşun Hikâyesi
Bismillahirrahmanirrahim.
Bizleri Müslüman olarak yaratan, peygamber ve sahabe sevgisiyle donatan, Mevla Tealaya sonsuz hamd olsun. Âşıkların gözyaşları adedince, denizlerin damlaları adedinde, Salât ve selam Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ‘e âline olsun.
“Allahumme
salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Değerli okurlarım! İnsan dünya hayatını yaşarken, hatalarla doludur. Yaşantısında
çeitli suçları bulunur.
Her geçen gün çeşitli günahlara dalmış
olabilir. Bunlar birike birike insanın kalbinde bir katılık oluşur. Belkide
karamsarlığa kapılılır.”Artık benim için
kurtluş yok” vehmine
kapılır. Günahlarının yükü altında eziklik duyar.
Ne kadar
günahkâr da olsa, insan ümidini yitirmemelidir. Her fenalıktan bir dönüşün
olabileceğini, Allahu Teala’nın
günahlarını af ile karşılayacağını ümit etmelidir.
Mevla
Teala kullarını ümit kapısına çağırıyor.
“Ey
kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah’ın Rahmetinden ümidinizi
kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok
bağışlayan, çok esirgeuendir.” (Zümer suresi. 53.)
Dünyada
bütün kapılar yüzümüze kapansa, her kapıdan kovulsak bile, Rabbimizin kapısı
açıktır. Rahmetinin, merhametinin ardına
kadar açık bırakmış, kullarının daima ümit içerisinde olmsını sağlamıştır.
Güzeller güzeli (s.a.v.) buyuruyor.
Ümitli
günahkâr, Mevla Teala’nın rahmetine ümitsiz ibadet edenden daha yakındır. Ancak
cennete ümit edenler girer. Cehennemden uzak olanlar da ondan korkanlardır.
Allahu Teala’nın rahmetine ulaşacak
kimdse de merhametli olandır. Eğer müslüman, Allahu Teala’nın katındaki cezaları
bilecek olsaydı cenneti hiç ummazdı. Eğer kâfir, Mevla Teala katındaki rahmeti
bilmiş olsaydı cennetinden ümit kesmezdi.
İnanmış
insan, korku ile ümit arasında dengeli bir durumda bulunacaktır. Cehennemden
bir kişi kurtulacak, cennete bir kişi gireck diye söylense o talihlinin kendisi
olduğunu ümit edecek. Bir kişi cehenneme atılacak diye söylense, onun da
kendisi olabileceği korkusunu duyacaktır.
Kâinat’ın
efendisi (s.a.v.) bir gün esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadını gördü. Kadın
çocuğuna olan hasretinden rastladığı her çocuğu kucağına alıyor öpüyor
kokluyor, kokluyor bağrına basıyor. Ana yüreğinin dinmeyen ızdırabını, başka
çocukları sevip okşamakla hafifletiyordu.
Bu
manzarayı sahabe-yi kirama göstererek sordular. Hiç bu kadın çocuğunu
ateşe atarmı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ERZURUM'DA HALI YIKAMA SİZE BİR TELEFON KADAR YAKIN
TOMURCUK HALI YIKAMA
0442 214 19 34
0533 371 19 33
IŞILTI HALI YIKAMA
0442 242 05 97
0530 175 3414
POLAT HALI YIKAMA
0534 334 59 08
0 507 046 83 47
BURSADAKİ TORTUM DEMİRCİLER KÖYLÜLERİNİ MİLLETÇE ALKIŞLIYORUZ
Bursa'da yaşayan köylülerimiz ayda bir 27 hane reisi olarak toplanıyor. Kuranı Kerim okuyor, dua ediyor, birbirlerinden haberdar oluyor.
FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ